Zünnûn-i misrî(R.A.) | İlim Yuvası - Ulvi Hocaları Sevenler Platformu
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1400 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK - ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1400 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK - ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1400 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK

Zünnûn-i misrî(R.A.)

'Tarihi ve Dini Kişilerin Biyografileri' forumunda dost-semihbaba4125 tarafından 7 Oca 2011 tarihinde açılan konu

Bu Sayfayı Paylaş

  1. dost-semihbaba4125

    dost-semihbaba4125 Asteğmen
    Özel mesaj gönder

    Katılım:
    29 Ara 2010
    Mesaj:
    2,246
    Alınan Beğeniler:
    19
    ZÜNNÛN-I MISRÎ
    H. 248 Mısır / M. 862

    Mısır mâneviyat büyüklerinden Zünnûn-u Mısri, İslâm'ın örnek simalarından biridir. Hayatı boyunca İslâmi fazilet ve meziyetlerin tatbik ve takipçisi olmuş, herşeyden önce kendi nefsini ikaz ve ikna etme cihadı içinde bulunmuştur.
    Bu cihadı sırasında kendisinden birtakım mânevi ikramlar bekleyenler olmuşsa da. O, böyle mânevi sırları lâyık olana vermeyi esas almış, nefislerinin kötü tazyik ve te'sirinden kurtulma cihadını henüz verememiş olanlara lâyık olmadıkları mânevi sırları ifşa etmemiştir. Nitekim İsmi A'zam'ı ifşa mes'elesi de bu anlayışının bir icabı olsa gerektir.
    Bu mevzudaki müşahedesini anlatan Yusuf bin Hüseyin, bizzat yaşadığı bir hâdisesini şöyle anlatır:
    "Ben tam bir sene Zünnûn'a hizmet ettim, yanından ayrılmadım. Sene sonunda kendisine dedim ki: "Yâ üstad, sizden hizmetim müddetince hiçbir talebim olmadı. Şimdi ise bir istirhamım olacak, lütfen beni reddetmeyiniz..."
    Hazret, merakla bekledi sualimi. Dedim ki: "Siz ismi a'zamı biliyormuşsunuz, bana öğretmenizi istirham ediyorum. Bütün sene hizmetimin gayesi budur. Başka bir istirhamım yok:" Zünnûn tebessüm edip gitti, bir cevap vermedi. Böylece tam altı ay daha geçti. Ben yine niyetimde ısrarlıydım. Israrımı sezmiş olacak ki, bir gün beni huzuruna çağırıp şöyle dedi:
    "Ağzını bağladığım şu testiyi al ve Fustat'ta bir dostum var, ona götür. İçindeki hediyemi ona mutlaka ulaştır. Gerçi O beni bir senedir aramıyor, ama ben vefâ gösterip hediyemi göndermiş olayım!"
    Ben ağzı bezle kapatılmış testiyi alıp yola koyuldum. Yolda şeytan zihnime vesvese vermeye başladı:
    "Ey Yusuf, Zünnün'a bir senedir hizmet ettin, yetmedi, altı ay daha hizmet ettin yine yetmedi, bir sualin cevabına lâyık olamadın. Hediye götürdüğün adam ise bir senedir hiç buralara bile uğramadı. Buna rağmen Üstad ona hediye gönderiyor, acaba çok kıymetli bir hediye mi ki? O adam böyle kıymetli hediyeye lâyık mı ki?.."
    Derken, merakımı bir türlü yenemeyip yolun kenarında tenha bir yerde durarak testinin ağzındaki sargıyı çözdüm, içine bakmak istediğim sırada içinden fırt diye bir fare çıkmaz mı? Fare toprağın üzerine düştü, otların arasına doğru da kaybolup gitti. Testinin içinde götürecek birşey kalmamıştı artık. Ben de geri dönüp Üstadın huzuruna girdim. Hiçbir şey söylemeden tebessüm eden üstad şu karşılığı verdi: "Azizim, bir farenin bile emanet edilemediği bir insana ism-i a'zam nasıl emanet edilip de öğretilir? Bu mümkün mü?"
    Yusuf bin Hüseyin der ki: "Anladım ki lâyık olmadan birşeye talip olmamak lâzımmış."
    ***
    Büyük velinin yaşadığı Mısır'da bir yaz mevsiminde ciddi bir kuraklık hüküm sürmeye başlamıştı. Bağ. bahçe susuzluktan kurumuş, hayvanlar bile otlayacak tek kök yeşilliğe hasret kalmıştı.
    Bu yüzden bütün Mısır halkı kırlara çıkmış, yağmur duaları yapmış, ama bir türlü bekledikleri rahmete kavuşamamıştı.
    Bir gün Zûnnün'a gelen biri bir ricada bulundu:
    "Efendim, günlerdir çıktığımız yağmur duamız kabul olmadı. Bir türlü rahmete kavuşamadık. Söylendiğine göre içimizde bir günahkâr varmış. Onun yüzünden yağmur duamız kabul olmuyormuş. Siz keşfedebilirsiniz bu adamı. Lütfen bir murakabeye varsanız da, o adamı keşfedip, içimizden uzaklaşmasını te'min etseniz, onsuz duamızı yapsak..."
    Zünnûn bunu gönülden kabul eder. Fakat o günden sonra da, büyük velîyi kimse Mısır'da göremez. Aradan aylar geçer, kuraklık biter, yağmurlar bereketli damlalarıyla Nil sahrasını sular. sıkıntı sona erer. İşte bundan sonra büyük veli Mısır'da peydah olur.
    Onu görenler kendisine hasretle sarılır, merakla sorarlar:
    "Efendi Hazretleri nereIerde idiniz, sizi merak ettik doğrusu?" Zünnûn hâlisane cevap verir:
    "Birazcık Mısır'dan uzaklaşmak ihtiyacı duydum da."
    "Neden?"
    "Çünkü günahkâr bir adam yüzünden yağmur duanız kabul olmuyordu. Düşündüm, içinizde nefsimden başka günahkâr bulamadım. Çıkayım da, dualarının kabulüne bari mani olmayayım, dedim. Nitekim ben ayrıldıktan kısa bir müddet sonra duanız kabul olmuş olacak ki, yağmur yağdı, kıtlık sona erdi. Ben de geldim."
    Hayranları bu sözleri tevbe istiğfarla karşılarlarsa da Zünnûn gerçekten de kendini herkesten fazla günahkâr bilir. Öyle bilmeye de devam eder.

    ALINTIDIR...
     
  2. dost-semihbaba4125

    dost-semihbaba4125 Asteğmen
    Özel mesaj gönder

    Katılım:
    29 Ara 2010
    Mesaj:
    2,246
    Alınan Beğeniler:
    19
    MAŞALLAH MAŞALLAH MAŞALLAH ALLAH (ZT.C.C.) Işıığından Mahrum etmesin bizi İNŞALLAH AMİN
    [​IMG]
     
  3. dost-semihbaba4125

    dost-semihbaba4125 Asteğmen
    Özel mesaj gönder

    Katılım:
    29 Ara 2010
    Mesaj:
    2,246
    Alınan Beğeniler:
    19
    :52:
     
  4. dost-semihbaba4125

    dost-semihbaba4125 Asteğmen
    Özel mesaj gönder

    Katılım:
    29 Ara 2010
    Mesaj:
    2,246
    Alınan Beğeniler:
    19
    :52:
     

Bu Sayfayı Paylaş

Konu etiketleri: