Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Zekat-Fitre

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#1
ZEKAT
1. Zekât kimlere verilir?
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, zekât memurları, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar, (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular…” (Tevbe; 9/60)
Buradaki sekiz grubu şöyle izah etmek mümkündür:
Fakir: Nisap miktarından fazla mala sahip olmayan ve bu sebeple zekât vermekle mükellef olmayan kimsedir.
Düşkün: Hiçbir şeyi olmayan; günlük ihtiyaçlarını, yiyecek ve giyeceğini dahi ancak başkalarının yardımıyla karşılayabilen kimse demektir.
Zekât memuru: Devletin zekât toplamakla görevlendirdiği memurlar -zengin de olsalar- bu işle iştigal ettikleri sürece, kendilerine ve bakmakla yükümlü oldukları kimselere yetecek miktarda zekât malından alabilirler.
Kalpleri İslam’a ısındırılacaklar: İslam’a meyilli olanlarla sıcak ilişki kurup hak ve hakikate ulaşmalarında yardımcı olmak ve İslam’la henüz müşerref olmuş bulunanların sebat ve bağlılığının güçlenmesine katkıda bulunmak gibi amaçlarla zekât fonundan kendilerine bir pay ayrılabilir.
Köle: Köleliğin yürürlükte olduğu devirlerde İslam, kölelere isterlerse sahipleriyle bir miktar para karşılığında özgürlüklerini satın alma anlaşması yapma hakkı getirmiştir. İslam, ödeme yapma imkânı bulunmayan köleye de özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için zekât fonundan belli bir ödeme yapılmasını öngörmüştür.
Borçlu: Borcu olan ve borcundan başka nisap miktarı mala sahip olmayan kimsedir. Bu durumdaki kimseye zekât vermek, borcu olmayan fakire zekât vermekten daha öncelikli ve sevaptır.
Allah yolunda cihat edenler: İ’lâ-yı kelimetullahuğruna veya vatan savunması için Allah yolunda cihada iştirak etmiş olan, ancak nafaka, techizat vb. ihtiyaçları bulunan kimsedir.
Yolda kalmışlar: Gaza, hac veya ilim tahsili gibi yüce bir maksatla yola çıkıp yabancısı olunan memleketlerde nafakası tükenerek yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlardır. Böyle kimseler zengin bile olsalar, memleketlerindeki zenginliklerinden o anda faydalanamıyorlarsa zekât alabilirler.
2. Bir Müslüman’ın zekât vermekle yükümlü olabilmesi için ne kadar serveti olmalıdır?
Asli ihtiyaçlarından ve borcundan başka nisap miktarı veya daha fazla mala sahip olan hür, aklı başında ve buluğ çağını geçmiş Müslümanlar zekât vermekle mükelleftir. Buradaki “asli ihtiyaçlar”dan kasıt şudur: Ev, ev eşyası, binek/araba, teçhizat, elbise, mesleğini/sanatını yürütmek için gerekli araç-gereç, kitap vb. şeyler ve bir yıllık nafaka. Bir kimsenin bunlar dışında kalan mal varlığı -şayet varsa borçları düşülmek suretiyle- nisap miktarına ulaştıktan bir hicri yıl sonra o kimse zekât vermekle yükümlüdür.
Nisap miktarı: Zekâta tabi mallar birkaç türlüdür. Bunların her biri için farklı nisap miktarları vardır. Zekâta tabi mallardan bazıları, bunların nisapları ve zekât miktarları şöyledir:
Altın: 85 grama ulaşmışsa 40’ta 1’i zekât olarak verilir.
Gümüş: 595 grama ulaşmışsa 40’ta 1’i zekât olarak verilir.
Nakit parada da nisap altın ve/veya gümüşte olduğu gibidir. Günümüzde gümüş altına oranla hayli değersiz kaldığı için, nisap hesaplanırken altının esas alınması isabetli olacaktır.
3. Vergi ve zekât aynı anlama gelebilir mi?
Vergi ile zekâtı birbirine karıştırmamak gerekir. Dinen zengin sayılan bir kimsenin “Ben devlete vergimi ödüyorum” düşüncesiyle zekât vermekten imtina etmesi yanlıştır. Zekât ile vergi arasında teşri kaynağı, miktarı, amacı ve sarf edileceği yerler bakımından esaslı farklılıklar mevcuttur.
4. Asli ihtiyaçlar tamam olmadığı hâlde elinde zekât ödemeyi gerektirecek miktar ve vasıfta malı bulunan kimse zekât ödemeli midir?
Bir kimsenin elindeki maddi varlık, asli ihtiyaçlar düşüldükten sonra nisap miktarına ulaşmıyorsa o kimse zekât vermekle mükellef değildir.
5. Borca karşı ayrılmış olan mal veya paraya zekât düşer mi?
Ödenecek bir borç için elde bulundurulan paraya zekât düşmez. Geçmiş yıllara ait zekât borçları bulunan kimse de borçlu gibidir. Geçmiş senelere ait zekât borcunu ödedikten sonra elinde nisap miktarından az mal kalan kimse de zekâtla mükellef değildir.
6. Kendi evini kiraya verip kendisi başka bir evde kirada kalan kişinin sahip olduğu evin zekâtını ödemesi gerekir mi?
Elde ettiği kira geliri, kendi oturduğu eve ödediği kiradan fazla olup bu fazlalık nisap miktarına ulaşır ve üstünden bir hicri yıl geçerse, bu kimsenin zekât vermesi gerekir.
7. Kadının ziynetinden zekât ödenir mi?
İster kap-kacak, takı, biblo vb. şekillerde olsun isterse külçe hâlinde bulunsun, kadın ve erkeğin süs veya ev eşyası olarak kullandığı altın ve gümüşün -kendi başına veya diğer malvarlıklarıyla birlikte nisap miktarına ulaşmışsa- zekâtını vermek gerekir.
8. Bir ailede zekât ve kurban ibadetini karı-kocadan hangisi yerine getirir?
Eğer karı-kocadan her biri münferit olarak gelir sahibi ise ve her birinin geliri nisap miktarını aşıyorsa, hem kocanın hem de kadının zekât vermesi ve kurban kesmesi gerekir.
9. Çalıştırdığımız işçilerden geçim sıkıntısı çekenlere de zekâtımızdan veriyoruz; bunda bir sakınca var mıdır?
Kişinin çalıştırdığı işçilere zekât vermesinde hiçbir sakınca yoktur.
Zekât verilemeyecek kimseler bellidir: Yukarıdaki 2. maddede anlatılan nisap miktarı veya fazlası malı bulunanlar, gayrimüslimler (müellefe-i kulub’a dâhil olanlar dışındakiler), usul ve füru (yani kişinin anne-babası ile onların anne-babası vb., çocukları ve onların çocukları…), kişinin kendi eşi (hanımı) ve Hz. Muhammed’in soyundan gelenler.
Zekât bunların dışında kalanlara verilir. Zekât vermede en efdal davranış, zekâtın öncelikle zekâta muhtaç olan erkek veya kız kardeşlere, sonra bunların çocuklarına, sonra amca ve halalara, sonra bunların çocuklarına, sonra dayı ve teyzelere, sonra bunların çocuklarına daha sonra da diğer yakınlara verilmesidir. Bunlardan sonra da sırasıyla muhtaç komşular, meslektaşlar vb. gelir.
10. Zekât, bizim ulaşamayacağımız yerlerdeki yoksul insanlara yardım kuruluşları vasıtasıyla ulaştırılabilir mi?
Zekâtta asıl olan “temlik”tir. Yani ayette sayılan sekiz sınıfa tahsis edilmesidir. Ancak kimi durumlarda zekât veren kimse, zekâta en fazla ihtiyaç duyan hak sahiplerine ulaşamayabilir. Böyle durumlarda “vekâlet” sistemi ile uzak yerlerdeki hak sahiplerine zekâtı ulaştırmak mümkün olur. Şöyle ki, zekât verecek kimse, zekâtını uzak bir memlekette bulunan fakir ve muhtaçlara ulaştırmak istiyorsa, bunu yapabilecek kişi veya kurumlara vekâlet vererek zekâtını teslim eder. O kişi veya kurum da o kişi adına belirtilen yerdeki fakir ve muhtaca zekâtı teslim eder. Böylece hem maksat hasıl olmuş hem de temlik şartı yerine getirilmiş olur.
11. Yılbaşında zekât borcumuzu hesap ediyor, o yılın sonuna kadar uygun yerler buldukça ödüyoruz; bu usul uygun mudur?
Uygundur. Zekâtın bir kerede birkaç yere verilmesi caiz olduğu gibi, (borçlu olmak gibi) gerçek anlamda zorda olan bir fakire verilmesi de caizdir.
12. Hangi tür mallar zekât kapsamındadır?
Altın ve gümüş, ticaret malları, define ve madenler, sağmal hayvanlar ve toprak mahsulleri zekâta tabi mallardır. Bunlara ilaveten günümüzde hisse senetleri ve nakit para da zekâta tabi mallar arasına dâhil olmuştur. Bu mallar kişinin tam mülkiyetinde olmalı, üzerinden bir hicri yıl geçmiş bulunmalı, borç ve temel ihtiyaçlar dışında nisap miktarına ulaşmış olmalıdır.
13. Zekât ve fitre nasıl hesaplanır?
Zekâtın hesaplanış şekli kısaca şöyledir:
Ticaret erbabı, yıl sonunda elinde bulunan ticari malların (neyin alım-satımını yapıyorsa onun) dökümünü yapar ve elinde bulunan nakit para ile kesin alacaklarını da buna ilave eder. Borçlarını düştükten sonra elinde kalan miktar 85 gram veya daha fazla altına tekabül ediyorsa bunun % 2,5’luk kısmını ayırıp zekât olarak verir.
Fitre ise buğday, arpa, üzüm ve hurma olmak üzere dört gıda maddesinden verilir. Yaşadığımız yerde bunların hangisi daha kıymetli ise fitreyi onun üzerinden vermek uygundur.
Fitre, buğdaydan ise yaklaşık olarak 1460 gr; arpa, üzüm ve hurmadan ise yaklaşık olarak 2920 gr olarak verilir. Bu gıda maddelerinin kendileri fitre olarak verilebileceği gibi, değerleri hesaplanmak suretiyle para olarak da verilebilir. Hatta para olarak vermek daha uygundur.
Burada esas olan, bir fakirin sabahlı-akşamlı doymasını temindir. Dolayısıyla herhangi bir yerde veya zamanda, belirtilen miktarlardaki gıda maddelerinin değeri, bir fakiri sabahlı-akşamlı doyurmaya kâfi gelmiyorsa, o miktar üzerinde ısrar etmemeli, bir fakirin bir gün içinde normal ölçülerde yemek yiyerek sabahlı-akşamlı doymasını sağlayacak miktar esas alınmalıdır.
14. Fitre kimlere verilir? Fitre vermek zorunlu mudur?
Kendilerine zekât düşen herkese fitre de verilebilir. Fıtır sadakası (fitre), kişinin bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir.
Zekât vermekle mükellef olanların fitre vermesi vaciptir. Fitre ibadetini küçümsememek gerekir. Verilene kadar kişinin uhdesinde bir borç olarak kalır.
15. Fitre ile zekât arasında ne gibi farklar vardır?
Fitrede, sahip olunan malın ticaret malı olması ve artış gösterme özelliği bulunması gibi zekât yükümlülüğü için gereken birtakım şartlar aranmaz. Yine zekât mükellefiyetinde aranan “çocuk olmama ve akıl sağlığı bozuk bulunmama” şartı da fitre için mevcut değildir. Yani çocuklar ve akıl sağlığı yerinde olmayanlar da mali durumları uygun ise fitre vermekle mükelleftir. Onların yerine bu görevi veli ve vasileri yerine getirir.
Bir diğer fark da fitrenin buğday, arpa, üzüm ve hurmadan ibaret olan dört çeşit mal esas alınarak hesaplanmasıdır. Fitre bu ürünlerden hangisi üzerinden hesaplandığında fakirlerin menfaatine daha çok uygun düşüyorsa, o ürün üzerinden hesaplanmalıdır.
 

hanne

Uzman Çavuş
#2
Zekât ve fitre kimlere verilir; kimlere verilmez?
Zekât ve fitre hangi kimselere verilir, hangilerine verilmez konusu, sabit bir konudur. Bu itibarla, geçmişteki tespitlerimizden birini bugün sorulan sualler sebebiyle bir daha bilginize arz ediyoruz.
Zannederim bu konuda üst üste gelen sualler cevaplanmış olacak, tekrar soruya da ihtiyaç kalmayacaktır.
Bilindiği gibi İslâm, Müslüman’ı bencillikten korumuş, egoistlikten muhafaza etmiştir. İslâm’la ilgisi olmayanlar sadece kendi nefislerini düşünebilirler, kendilerini kurtardıktan sonra başkalarının sıkıntısını hesaba katmayabilirler. Hatta altta kalanın canı çıksın, şeklinde bir tekerlemeyle de durumu geçiştirebilirler. Ama Müslüman böyle olamaz. İman ettiği İslâm ona mükellefiyetler yükler ve buyurur ki:
– Senin durumun iyidir. Dinen zengin sayılmaktasın. Öyle ise servetinin kırkta birini ayıracaksın, çevrende gördüğün ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için vereceksin.
Hem öylesine vereceksin ki, bunu verdiğin için minnet etmek şöyle dursun, onlar aldıkları için minnet duyacaksın, seni borçtan kurtardıkları için sevinç hissedeceksin.
Evet, İslâm, Müslüman’ı böylesine diğer–gâm yapar, örnek insan haline getirir. Sosyal adaletçilerin kulakları çınlasın.
İslâm’ın Müslüman’a yüklediği bu yardım mükellefiyeti bilhassa Ramazan ayında gündeme gelir. Zenginler bu ayda servetlerini hesap ederler, nisaba baliğ olmuşlarsa ‘kırkta birini’ ayırıp ihtiyaç sahibi din kardeşlerine verir, ayrı bir mutluluk yaşarlar.
Ancak bu yardımda dikkat edecekleri hususlar vardır. Çevresindeki ihtiyaç sahiplerinden kimileri ‘yakın akraba’ olabilir, kimileri de ‘uzak akraba’ olabilirler.
Zengin insan tutar da zekât, fitre veriyorum diye masrafını zaten üstlenmek zorunda olduğu ‘yakınlarına’ verirse bu caiz olmaz. Bu, bir cebinden alıp diğer cebine koymak gibi bir menfaatperestlik olur.
Böyle bir netice söz konusu olmaması için, “Kimlere zekât, fitre verilir, kimlere verilmez?” sualinin cevabına bakalım isterseniz. Şöyle ki: Zekât ve fitre verecek olan kimse, şu yakınlarına veremez. Zira bunlar kendisinin çok yakınlarıdır. Onları zekâtla, fitreyle değil de, sofrasındaki ortak yemeğiyle besleyecek, kendisinden bir parça olarak kabul edecektir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
– Anneye, babaya, nineye, dedeye, oğullara, kızlara, bunların çocuklarına, yani torunlara zekât, fitre verilmez. Bunlar sofradaki ortaklarımızdır. Zekâtla değil, kendi masrafımızla bakacağız bunlara. Bunların dışında zekât verilecek akrabaları sıralamak gerekirse şöyle ifade etmek mümkündür:
–Başka aileye gitmiş kız kardeşlere, ayrılmış oğlan kardeşlere, bunların çocuklarına. Yani yeğenlere, amcalara, dayılara. Bunların çocuklarına. Hala ve teyzelere, kayınvalideye, damada ve akraba olmayan diğer ihtiyaç sahiplerine. Bakıma muhtaç öğrencilere, masraflarına kullanılacak hususlara.
Zekât ve fitrede, akraba olan ihtiyaç sahipleri öncelik alırlar. Bir de servetin kazanıldığı yerin ihtiyaç sahipleri öne geçerler.
Bu itibarla, bulunulan yerdeki ihtiyaç sahipleri dururken başka şehirlere göndermek (caiz olsa da) münasip görülmez.
Olsa olsa, yakındakilerin ihtiyaçları karşılanır, sonra çok münasip görülen o kimselere de gönderilebilir. Yeter ki, gönderilen bu yardımlar ihtiyaç sahiplerinin eline bayramdan önce geçsin, ihtiyaçlarını temin ederek bayramı huzurlu geçirecek duruma gelmiş olsunlar.
Daha doğrusu bayram sevincinde hep beraber olalım, içimizde üzgünler bulunmasın. Yardımların hikmeti de budur zaten; bayramda hep birlikte sevinmek.
Bir taraf ihtiyaçlarını karşılamış huzur içinde bayram yapıyor, diğer taraf ise sıkıntılar içinde sızlanıyor, sonra bir arada bayram yapıyoruz. Bu İslâm’ın emrine de, Müslüman’ın anlayışına da uymaz elbette.


Ahmed Şahin
 

Benzer konular