Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
  • ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 2300 GÜN 7 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.. İlimyuvası Yönetim İletişim ilimyuvasi.com@gmail.com

Yastık meselesi

incinme

Uzman Çavuş
Artık kimse bir yastıkta kocamak istemiyor.

Yastıklar ayrıldı. Senin yastığın sana, benimki bana! Adı, 'küstüm yastığı'; ayrılıklara duyarlı. Biri, bir ucuna yatağın, öbürü öteki... Alır gidersin başka odalara: küstüm!

'Bir yastık', dile getirilmemiş, imzaya dökülmemiş ebedi bir evlilik mukavelesi gibi... Aynı yastığa bir ömür baş koymanız, küsmemeniz, ayrı düşmemeniz için, orada öylece bekliyor sizi. Yalnız başınıza uyuduğunuzda, yarısı boş kalıyor. Anlamsız, doldurulamaz bir boşluk. Birinizin eksikliğine müsaadesi yok. İki kişilik uykular için icat edilmiş; ancak ölümle bozulacak evlilikler için tasarlanmış. Sevginin, anlaşmanın, iki yabancı insandan bir 'eş' olmanın simgesi gibi baştanbaşa yatakta, iki ömür kadar uzun.

O iki ucu kanaviçeli gelin yastıkları, ölümden başkasının ayıramayacağı ebedi evliliklerin sigortası mıydı? Bütünlük fikrinin simgesi... Ayrılık, küsmek, boşanmak, yatağı, yastıkları ayırmak bir ihtimal bile değil. İki gönül bir ise, iki baş bir yastıkta gerek! Bu ön kabul, ta ilkgençlik günlerinden, şuuraltında, evlilik fikrinin doğal bir parçası gibi çalışıyor olmalı. "İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız" günler o günler işte. Bir 'ev' kurulacak; o eve, evliliğin sırrını taşıyan bir nesne gerek. Pamuğun ve yünün en iyisiyle doldurulacak, yüzüne kumaşların en yumuşağı, uçlarına satenlerin en parlağı... İllaki o kanaviçeler... Kırmızı, mavi, sarı, yeşil ve mor iplikler, ince dokunuşlarla bir resim çizecek, iki kişilik renkli uykular için. Resimler, evet, dal uçlarına konmuş serçe kuşları, bülbüller; sarmaşık gülleri, sümbül... Kim bilir, kanaviçenin hangi bir yarısında salıverilmiş utangaç bir gülücük... Ve tam o sırada hülyanın unutturduğu iğne parmağa batıveriyor! Ah güzel dalgınlık, güzel hülya!

Önce yastıklar ayrıldı. O uzun, eski zaman genç kızlarının hayalleri gibi uzun yastıklar, hafif bir mahcubiyetle kaldırılıp atıldı. Kızların çeyizlerinde, bir ömür aynı rüyaları gösterecek gelin yastıkları bulunmuyor artık. Aynı yastığa baş koymanın imkânı yok! Evliliklerin bitişi, bir yastığı alıp gitmek gibi kolay... Elyaf bir yastık kadar hafifliyor aşkların içeriği. Bir kanaviçe sabrı, parmaklara batmış iğnelerin acısıyla bölünmüş uzun hülyalar yok. O güler yüzlü sümbül resimleri ve daima güzel günler düşündüren işlemeler de.

Bütün sır o yastıklarda mıydı?

Onlar eşya yığınlarının ardına atılınca yahut belli belirsiz bir suçluluk duygusuyla çöplere bırakıldığında, yerlerine konan ayrı yastıklarda ayrı ayrı hayaller mi kurulmaya başlandı? O uzun yastık, ikinizindi. Sizin eviniz, sizin yatağınız, sizin geleceğiniz gibi. Sonra ikinizin ayrı ayrı eşyası, ayrı ayrı hülyası ve geleceği konuşulur oldu. 'Bir elmanın iki yarısı' olmayı söylemez oldunuz. Siz, 'siz'diniz, o ise 'o'ydu! Herkesin ayrı bir yolu, kendi ayakları üzerinde duracak gücü vardı. Ve akşam, kendi yastığını alıp gidecek bir yeri...

Sonra anlaşmazlıklar, kırgınlıklar... Sonra kavgalar, ayrılıklar oldu. İlk sarsıntıda dağıldı her şey, paramparça!

'Aile içi şiddet' dediler adına. Yanlış! 'Aile olamayışın şiddeti' denebilirdi buna. Siz bir aile olamamıştınız çünkü. Birlikte aynı rüyayı göreceğiniz, incecik ve upuzun, kanaviçe işlemeli bir yastığınız bile yoktu!

Ali ÇOLAK :Alıntı
 
Üst Alt