Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1600 GÜN 4 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Tasavvuf Ve Kurban

Tugtegin786

Uzman Onbaşı
#1
Tasavvuf ve Kurban

Tasavvufta dış âlemdeki hayvanı kurban etmek kulun iç âlemdeki hayvânî yönlerini rızası için kurban etmesi mânâsına gelir.

En büyük kurban kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç nefsin simgesidir. Diğer varlıkların Hakk’a ermelerine aracı olması ve “emaneti” yüklenmesi itibariyle insana –kurban-ı ekrem denilmiştir.

Fuzûlî der ki;

Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem iyd için
Dem-be-dem sâat-be-sâat ben senin kurbânınım.

Mü’min kul kurban kesmekle ’ın emrine boyun eğdiğini ve kulluk şuuruna sahip olduğunu ispat etmiş olur. Zaten Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur: “O (kurban)ların ne etleri ne de kanları ’a ulaşır. Fakat sizden O’na (yalnız) takvânız (saygı ve itaatiniz) ulaşır. Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı ’ı tekbir edesiniz (büyüklüğünü anasınız) diye onları sizin fayda ve hizmetinize verdi.” (22/Hac 37).

Kurban ’a yaklaştıran bir vesiledir. Ancak bu eylemin içinin takvâ ile doldurulması gerekir. Eğer bu hareket takvâdan uzak olursa artık bu kurban sevabı olmayan bir gelenek haline dönüşür.

Kurbanın akıtılan kandan ve dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir. İnsanlar için durum böyle olabilir. Oysa u Teâlâ hazretleri kurbanın ne etine ne de kanına bakar O’nun için önemli olan hayvanın sırf kendi rızası için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan rızası için kesilmiyorsa o kurbanın hiçbir değeri yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği karşılığında mükâfât yazdığı şey insanın ihlası iyi niyeti ve samimiyetidir.


Kurban u Teâlâ’ya verdiği nimetlerden dolayı şükür anlamı da taşır. Mü’minler her kurban kesiminde Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in u Teâlâ’nın emrine mutlak itaat ve tam teslimiyet gösterdikleri o kadîm ve şerefli hatırayı anarlar ve kendilerinin de benzer bir durumda aynı şekilde itaate hazır olduklarını göstermiş olurlar.




ASK ki sevdigi ugruna elinde baltasiyla, sekle, selale meydan okuyandir!...
ve yuregindeki Firavun saltanatina elindeki baltayi savurandir!...
ve gonlundeki putlara bir bir kirandir!...
ASIK ki gonlunde en sevgiliye putsuz bir saray kurandir!!!...

Ya H.z Ibrahim ol kurban et kalbindeki H.z Ismail'leri o kabe'nin RABBIN'e!... Yada H.z Ismail ol teslimiyet goster RABBIN'in emrine !... Kurban vesile olsun atesten eminligine!!!...

Kurban, bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek sıkıntı ve imtihanlara karşı Rabbimize kurban olma ve Rabbimize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir.
Kurban, Allah’la kurbiyet kurmaktır. Kurbiyet Allah’la yakınlık kurma, Rabb’e yakınlıkla istikamet ve huzur bulma makamına kavuşmadır. Zaten kurban kesmenin temel amacı, Allah’ın rızasını kazanarak O’na yaklaşmaktır. Başka bir deyişle kurban, bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek hayatın sıkıntı ve imtihanlarına karşı Rabbimize kurban olma ve Rabbimize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir. Rabbimiz, “Kurban etleri ve kanları değil, sadece takvanız Allah’ın katına ulaşır.” (Hacc 22/37) diye buyurarak kurban ibadetinde temel ilkenin et kesmek ya da kan akıtmak olmadığını, esas maksadın takvaya ulaşmak olduğunu bize bildirmektedir. Çünkü ancak takva ile insan, Rabbinin yasaklarından sakınma hassasiyeti kazanma arzusu ile dirildiği gibi Rabbi’nin sevdiği işlere de yakınlık duyabilir.
Takva, Rabbi’nin haramlarından kaçma hususunda kulun Rabb’ine sığınması, O’nun yasaklarından sakınması, O’nun himayesi altına girmesidir. Yavru kuşların anne kuşun merhamet kanadının altına sığınması gibi biz de haramlara, yasaklara ve nefsimizin kötü duygu, düşünce ve arzularına karşı Rabbimizin merhametine sığınırız. Böylece olumsuz duygu, düşünce ve arzularımızı Allah yolunda ve Allah için kurban ettikçe Rabbimizin merhamet ve sevgi iklimi içerisinde huzur duyarız.
İbn Arabi ve Mevlânâ’ya göre en büyük kurban nefistir, esas mesele olumsuz fikir ve fiilleri Allah yolunda ve Allah için kurban etmektir. Cüneyd-i Bağdadi aynı manada: “Mina’da kurban kesen bir mü’min, eğer nefsinin bütün arzularını boğazlamazsa kurban kesmiş olmaz.” buyurur. Mevlânâ ise namazda “Allah-u Ekber” -Allah en büyüktür- diyerek getirdiğimiz tekbirlerin nefsimizin kurbanını Allah yolunda kesme tekbirleri olduğunu ifade eder. Nefsimizin kurbanını kesme, ancak olumsuz her fiil ve durumu muhasebe ve murakabe sürecinden geçirerek Allah yolunda ve Allah için etkisiz hale getirmekle mümkün olabilir. Muhasebe, Rabbimiz bizi hesaba çekmeden önce kendi nefsimizi hesaba çekerek olumsuzlukların izlerini silmektir. Murakebe ise Rabbimizin her an kalbimizi görmekte olduğunun bilincinde onu kibir, gurur, kıskançlık, haset ve öfke vs. rüzgârlarından korumaktır

buharalim.comdan alıntıdır