Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Sevgililerin En Sevgilisi s.a.v.

hanne

Uzman Çavuş
#1
Bu Ramazan ayında, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e misafir olsak... Açsa nurlu Medîne’nin kapısını…

Kubbe-i Hadrâ’nın gölgesinde sarmalasa rahmetine...

Hani dünyanın dört bir yerinden gelen ümmetine, bizzat kendisi ikramlarda bulunurdu ya… Bizi de alsa sahur sofrasına, bereketiyle şenlense gönlümüz… Seherde tuğyân eden feyiz yağmurlarıyla yıkansa rûhumuz...

Hazret-i Bilâl’in ezân sesiyle ferahlasak… Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek râyihası ve müstesnâ sesinin huzuru ile kılsak sabah namazımızı... Beraber rahmet-i Rahman’a el açsak, O -sallâllâhu aleyhi ve sellem- duâ etse, biz “Âmin” desek...

Ashâb-ı Suffe’de, O’nun rahle-i tedrîsinde mübârek dizine değse dizlerimiz… Engin ilmine bıraksak kendimizi… Dünyanın fakirliği, bizim âcizliğimiz, O’nun kalbinin zenginliğinde yok olsa…

Sonra Medîne-i Münevvere’yi seyre çıksak, Hazret-i Rumeysâ’nın evinde konaklasak… Kaylûle uykusuna daldığında bakmaya kıyamadığımız eşsiz sîmâsının aydınlığında nurlansak… Alnında biriken inci tanesi terlerini toplasak gönül dağarcığımıza…

Uyanınca nûr yumağı, rahmet pınarı ellerine döksek, hürmet ve muhabbetle abdest suyunu...

* * *

Sonra Umre için Mekke’ye doğru yola çıksak, hicreti dinlesek, “ikinin ikincisi” Hazret-i Ebûbekir’den... Tekbir sesleriyle yankılansa arz ve semâ... Zü’l-Huleyfe’de ihrama bürünüp başımız eğik bir şekilde tevâzuyla girsek, hüzünle çıkılan Mekke’ye...

Kâbe’yi, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile beraber tavaf etsek, o âsâsıyla yıksa bir bir gönül Kâbemizdeki putları…

Safâ ve Merve arasında Hazret-i Hacer’in teslimiyeti karşılasa bizleri… İki rekat namaz kılsak, kara sevdâmız Kâbe’nin dibinde…

İftar vakti, O’nun mübârek ellerinden aldığımız acve hurmasını paylaşsak… Gönlümüzdeki kardeşlik duyguları perçinlense, omuz omuza kılsak akşam namazımızı, hep beraber cemaatle…

Ertesi gün Hira-Nûr’a çıksak, Hazret-i Cebrâil -aleyhisselâm-’ın önünde Kur’ân-ı Kerîm okuyan Efendimiz’i dinlesek, âyetlerin mânâlarıyla yoğrulsak, sükûtun sonsuzluğunda bir bir açılsa kâinât sahifeleri…

Hazret-i Hatice Annemizin getirdiği muhabbet ve fedakârlık azığıyla doyursak kalplerimizi…

Hira’dan inerken ağaçların ve taşların selâmını duysak…

Erkam’ın evinde toplansak, îmânımız yoğrulsa Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in nefesiyle... Sonra Safâ tepesinde buluşup mâzîden istikbâle Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ahlâkını anlasak ve anlatsak…

O iki cihan seyyidi:

“-Bana kim inanır?” diye sorduğunda:

“-Biz inanırız, biz tasdik ederiz!” diye haykırsak çağlara...

Medîne’ye dönerken üç gün Sevr Mağarası’nda kalıp nûr menbaı müstesnâ kalbinin feyziyle ahlâk-ı Muhammedî ile tezyin olsak…

Nübüvvet mührünün lemeân ettiği, âşıkların öpmeye doyamadığı o mübarek sırtında kerpiçler taşıyarak inşâ ettirdiği Kuba Mescidi’nde hep beraber iki rekât namaz kılsak…

Namazı müteâkip O bize dönüp:

“-Ramazan’da umre yapan, benimle hac yapmış gibidir.” muştusunu verse ve oracıkta sevinç gözyaşlarımız karışsa çöl toprağına…

Ramazân-ı Şerîf’in son on günü, “cennet bahçesi” mescidinde, Rasûlullah Efendimizle îtikâfa çekilsek... Gündüzlerimiz oruçla, gecelerimiz zikirle dolsa…

Ellerimizi açsak Rabbü’l-Âlemine:

“Rabbim, işte kâinâtın en güzel mekânına kapattık kendimizi… Muradımızı vermedikçe ayrılmayacağız bu kapıdan!.. Buradaki Habîb-i Mustafâ’n hürmetine, bizi râzı olduğun kullarının arasına kabul et!.. Canlarımızdan daha öte olan biricik Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şânına lâyık ümmet eyle! Ümmet-i Muhammed’e birlik ve beraberlik nasip eyle! İslâm’ın yücelmesinde, Sen’in yüce dininin yeryüzüne yayılmasında bizleri hâdim eyle!.. Burada nasıl Rasûlü’nün evinde bizi misafir eylediysen, Cennet’te de O’nun komşusu eyle! Âmîn…”