Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Ramazan'da mukabele

islam73

Uzman Onbaşı
#1
Ramazanla birlikte gündemimize giren “mukabele” kavramının sözlük anlamına bakınca, aslında Mukaddes Kitabımız’ın da bizim hallerimize, dertlerimize, sorularımıza mukabelede bulunduğunun farkına varırız. Bu anlamda Allah’ın elçisi ve O’nun vârisleri de huzur ve mutluluk arayışımıza bir mukabeledir. Ne var ki, uzun zamandır hayatımızı yönlendirmede, sorularımıza cevap aramada ilâhî mukabeleyi göz ardı etmiş durumdayız
Mukabele, hayatımıza ramazanla giren, ama aslında gündelik hayatımızla iç içe bir kavram. Bunun farkında değiliz, çünkü konuşma ve yazılarımızda bu kavram yerine daha çok “karşılık” veya “karşılamak” kelimelerini kullanıyoruz. Ramazandan ramazana da camilerde ve evlerde karşılıklı Kur’an-ı Kerim okunması ve dinlenmesine mukabele diyoruz.
Düşmana karşı koymak, şerrinden korunmak ve onu bertaraf etmek için yapılan çalışmalara da “mukabele” diyor sözlükler. Bu anlamda, “düşmana mukabelede bulundu” ifadesi, tarih kitaplarına biraz ilgisi olanlar için hiç yabancı olmasa gerek. Bir de “mukabele-i bi’l-huruf” var. Bu ifade de hakkı ve hakikati yazıyla, kitapla ve çeşitli yayınlarla savunma anlamına geliyor. “sözle mukabele”, “sükûtla mukabele” gibi neredeyse unutulmuş ifadelerle örnekleri çoğaltmak mümkün.
Madem ki her ramazanda “mukabele” yapıyoruz, gelin bu ramazanda bu mukabeleyi biraz derinleştirmeye çalışalım. Yani bir de Kur’an’la konuşmayı, yaşadıklarımızı bir de ona arz etmeyi ve onun bize mukabelelerini dinlemeyi deneyelim.
Hz Ömer R.A. Efendimiz anlatıyor: “Biz, Kur’an öğreniminden daha öncelikli olarak kâmil iman elde etmeye çalıştığımız bir dönem yaşamıştık. Kur’an sure sure nazil oluyordu. Bu surelerden helal ve haramı, emir ve yasakları öğrendik. Yine o surelerden neyin yanında yer almak gerekirse onu öğrendik. Şimdi ise, imandan evvel Kur’an’a yapışan, Fatiha Suresi’nden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat Allah’ın emri nedir, yasağı nedir, neyin tarafında bulunmak gerekir, kesinlikle bilmeyen; okuduğu Kur’an emirlerini çürük meyveler gibi sağa sola serpen, yani hiç kıymet vermeyen nice kişiler görüyorum”.
Düşünülürse, bu müthiş ifadelerin muhatapları Ashab-ı Kiram veya olsa olsa bir sonraki nesil olan Tabiîn’den kimselerdi. Bu sözlere kendimizi muhatap kıldığımızda, bizler nerede duruyoruz acaba? Öyle ya! Tarih kitapları, onların birbirleriyle karşılaştıklarında Allah’ın kelamından bir-iki ayet okumadan ayrılmadıklarını yazmakta. Sıkıntılarını gidermek için Kur’an-ı Kerim’i baş ucu kitabı yaptıklarını bir çok hadis haber vermekte.
Yine dönüp kendimize baktığımızda, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmekle yükümlü müminler olarak bizlerin hayatına, “Yürüyen Kur’an” olarak vasfedilen Efendimiz A.S.’dan yansıyan ne vardır?
Gerçek şu ki, her şeyimizi Kur’an’la, İslâm’la yenileme ihtiyacındayız. Gerek iç dünyamızda gerekse dış

dünyamızda buna çok ihtiyacımız var. Ramazan bunun için bulunmaz bir fırsat. “Şeytanların zincire vurulduğu” bu ayda hesabımızı kitabımızı dünya adamlarının boş sözlerine göre yapmayı bırakarak, bir ay olsun Allah’ın ve Rasulü’nün buyruklarına göre şekillendirmeğe çalışabiliriz. Umulur ki, bu bir ayın rahmeti bütün bir yılı kuşatır ve güzel hallerimiz sürekli olur.
Günlük bir problemimizin çözümünde, toplumsal bir yaramızın tedavisinde, yaşadığımız bunca haksızlık, yolsuzluk, baskı ve çalkantılarda hep medya esnafının ve politikacıların mukabelesini dinledik. Şimdi bir de “vahyedilen”e ve “vahyi tebliğ eden”in mukabelesine kulak vermeye ne dersiniz?
Mesela dünyada bunca müslüman varken neden etkisiz, pasif ve gayretsiz olduğumuzu elbette merak edersiniz. Mukaddes Kitabımız’da bu merakımıza mukabele eden çok sayıda ayet-i kerime bulunmakta. Biz sadece birinin mealini veriyoruz:
“De ki, babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler eğer Allah’tan, Peygamberi’nden ve Allah yolunda cihaddan daha çok hoşunuza gidiyorsa, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.” (Tevbe/24)
Konuşmalarımızın en önde gelen konularından biri insanlar. Sizce kötü insan kimdir? Maruz kaldığımız medyatik bombardımana göre düşündüğümüzde söylenecek öyle çok laf var ki... Hadi Yüce Kitabımız’ın 565’inci sayfasını açıp, Kalem Suresi’ne bir bakalım:
”Doğruya da yanlışa da yemin edip duran, izzet-i nefsi bulunmayan, ötekini berikini daima ayıplayan, laf getirip götürmeye koşan, durmadan hayırlardan alıkoyan, zalim, günahkârlıkta inatçı, kaba, haşin ve bir de şirret ve edepsiz... Sakın bunlara boyun eğme! Onlar mal-mülk ve evlat sahibi oldukları için mi ayetlerimiz okunduğunda ‘bunlar eski zaman masalları’ diyorlar?” (10-15’nci ayetler)
Gündemimize bizim isteğimizin dışında sokulan faiz, zina, tesettür gibi konularda sayısız yorumlar yapılıp bin dereden su getirilirken, Ahzap Suresi 36’ncı ayet ayağımızı nereye basmamız gerektiğini hatırlatarak mukabele ediyor:
“Allah ve Peygamber bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yol seçmek yaraşmaz. Allah’a ve Peygamberi’ne baş kaldıran, şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.”
Artık bir modaya dönüşmüş bulunan “bana göre”, “şuna göre”, “filancanın dediğine göre”li konuşmalar, hakikatin ortadan kaybolmasına neden olmuyor mu dersiniz? Kur’anımız’ın 357’nci sayfasını açalım. Nisa Suresi’ndeyiz. 51’inci ayet sanki bu halimize mukabele ediyor gibi:
“Aralarında hüküm verilsin diye Allah’a ve Peygamberi’ne çağrıldıkları vakit müminlerin söyleyeceği tek söz, ‘işittik ve itaat ettik’ olmalıdır. Kurtuluşa, esenliğe ulaşan kimseler de işte bunlardır.”
Mukabele... Biz çok sıradanlaştırdık ama aradığımız çözümler mukabelede gizli. Yeter ki şekli ve adresi doğru olsun.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
ebruli04 Ramazan Ayı 1

Benzer konular