Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Okculuk

K

katip

Guest
#1
Türk Okçuluğu

Türklerde ok ve yayın hikayesi çok eski zamanlara uzanır. Oğuz Kağan efsanesinde savaş ve sembol olarak karşımıza çıkar

Orta Asya'da ok, yay ve kılış en önemli av ve savaş silahları idi. Kılıç yakın mesafelerde etkili bir silahken, ok ve yay yüzyıllarca "uzun menzilli" bir silah olarak kullanılmıştır.

Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra ok ve yaya verilen önem dini bir anlam da kazanmıştır. Yazılı kaynaklarda gördüğümüz kadarı ile İslamiyetin ilk yıllarında ok ve yay, diğer hiç bir silahın sahip olamadığı özel bir anlam ve önem kazanmıştır.

Bu noktada Hz. Muhammed (SAV)'in ok ve yaya verdiği önem dikkat çekicidir. Ok ve yay üzerine 40'ın üzerinde hadis bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçı şöyledir:

"Bir ok sayesinde üç kişi cennete girer: Oku yapan, sunan ve atan"
"Ok atmak nafile ibadetten daha hayırlıdır"
"Ok atmayı öğrenen, sonra da özürsüz terkeden bizden değildir"
"Çocuklarınıza Kur'an okumayı,ok atmayı ve yüzmeyi öğretiniz"

Ortaçağ'dan 19. yüzyıla kadar Türkiye'den Hindistan'a kadar uzanan İslam coğrafyasında okçuluk atış tekniği ve silah olarak olağanüstü bir seviyeye erişmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda ise en üst seviyesine erişmiştir.

İlk Spor Kulübü

Türklerin eski spor hayatında müsabakalar büyük önem taşımıştır. Güreş müsabakaları, kayık yarışları, at koşuları, cirit (atlı-mızraklı oynan oyun) ve çöğen (polo benzeri oyun) oyunları, kılıç kalkan vuruşmaları halkın büyük ilgisini çekmiştir.

En çok ilgi çeken gösteriler şüphesiz nişancılık ve ok müsabakaları ile ilgili olanlardır. Okçuluk, Osmanlı’da 15. yy.’ın ikinci yarısından itibaren düzenli ve planlı bir spor faaliyeti olarak yapılmaktaydı. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, okçuluk faaliyetlerinin gerçekleştirildiği 34 büyük meydan tahsis edilmiştir. Çeşitli illerdeki bu yerler “ok meydanı” olarak anılırdı. Ok meydanları antrenmanların ve yarışmalarının yapıldığı yerler olmaları dışında, sporcuların ikamet ettiği, kendine ait ödenekleri, idarecileri ve hizmetlileri olan muazzam tesislerdi. Belirlenmiş kural ve tertip içerisinde, üzerlerinde sürekli olarak sportif faaliyetler gerçekleştirilirdi.

Türk minyatürlerinden ayrıntılar: At yarışı, okçuluk gösterisi ve yağlı güreş.


Şüphesiz bu ok meydanlarının en ünlüsü, İstanbul Okmeydanı’dır. İstanbul’un Fethinden (1453) hemen sonra, II. Mehmet (Fatih) tarafından yerleri sahiplerinden alınarak okçuluk sporuna resmi olarak vakfedilmiştir. Alanın sınırları ve kullanım amacı tecavüzleri önlemek için ayrıntılı olarak belirlenmiş, alan dahiline tırnaklı hayvan sokulması, ölü gömülmesi, ev yapılması, hatta kuş uçurtulması Sultan Fermanı ile yasaklanmıştır.

Tesis, Hıdırellez’de (6 Mayıs) açılır, Kasım’da (Ruz-ı Kasım) kapanırdı. Atışlar ve müsabakalar Pazartesi ve Perşembe günleri yapılırdı. Böylece 48 gün resmi müsabakalar ve çalışmalar için ayrılmış olur, geriye kalan zamanda da sporcular serbest çalışma (meşk) yapabilirlerdi.
II. Murad (1402-1451) şehzadelik
zamanında kabak oyunu oynarken. (Hünername, 16. yy)



Fatih Sultan Mehmed Hanın parmağına dikkat edermisiniz


zihgir'i detaylı bir biçimde çizilmiş .Bahadırlık sembolüdür aynı zamanda.

Kemankes.comdan alıntıdır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
K

katip

Guest
#2
Tarihçi Hilmi Arıçın yazısı

Türk Atlı Okçuluğu

Türklerin asırlar boyu diğer milletler içinde en büyük alamet-i farikaları at üstünde ok atabilen süvarilere sahip olmaları olmuştur. Mete “ok atan milletleri” toplayarak muazzam bir devlet kurmuştu. Hunlar Avrupa’ya geçtiklerinde o zamana kadar üstün teknikleri ve yerleşmiş medeniyetleriyle gittikleri her yeri zapt etmiş olan Roma’ya galip gelmişlerdi. Atlı okçuluk kabiliyetleri sayesinde Türkler hem geniş sahalara hakim olmuş hem de aranan paralı askerler haline gelmişlerdi. Fars Kisrası Mazdek isyanı karşısında Akhunlardan otuz bin süvarinin desteğini almıştı.

Bizans ve Abbasi Halifeliği aralarındaki mücadelenin kızıştığı dönemde özellikle Türk süvarilerini ordularına katmanın yolunu aramışlardır. Abbasîler Türk askerler için Bağdat’ın kuzeyinde Samarra şehrini inşa etmişlerdi.

Yüzlerce yıl Türk süvarilerinin bu kadar aranmasının temel sebebi dört nala sürdükleri atlarının üzerinde kuvvetli ve süratli yaylarıyla düşmana ok yağdırabilmeleriydi. Diğer Asya milletleri de Türklerin bu kabiliyetini kısa sürede kavramaya başladılar asırlarca aynı coğrafyayı ve aynı destanları paylaştıkları Farslar bunların başında gelir.

Türkler Anadolu’ya geldiğinde İslam dünyasını yeni bir tehlike tehdit ediyordu. Haçlılar kalabalık ordularla İslam coğrafyasına geldiklerinde Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından karşılanmışlardı. Vur kaç harbiyle yıpratılan haçlı orduları için Anadolu cehennem gibi bir hal almıştı. O dönem haçlıların yazdıkları kronikler Selçuklu süvarisinin atlarıyla ve yaylarıyla nasıl bir bütünlük sağladıklarını ve kendilerine nasıl bir korku saldığını anlatır. Osmanlılar da Balkanlara geçerken aynı askerî tecrübeyi devam ettirmişlerdi.

Osmanlının büyümesi bir taraftan da ateşli silahların gelişmesiyle yavaşlamıştır. Zira hücum kuvvetinin ağırlıklı kısmı at üstünde ok atan timarlı sipahilerden oluşuyordu. Topların ve tüfeklerin daha etkili hale gelmesiyle süvariler daha büyük ve kolay vurulan hedefler haline gelmeye başladılar. Atlarının durdurulması Osmanlının da durması demekti…
Türk Atlı Okçuluk Tekniği

Atlı okçulukta olması gereken şartları; keman (yay), kemankeş (okçu), zihgir (okçu yüzüğü), ok ve at olarak sıralayabiliriz. İyi bir atış için hepsinin aranan evsafta olması gerekmektedir.

Yay, kısa ve süratli olmalıdır. Ki bunda ideali Türk yayıdır. Türk yayı mürekkep tabir ettiğimiz ahşap, boynuz ve sinirden mamul, kısa ama kuvvetli yaylardır. Dış bükümlü yapısı sayesinde de oldukça süratlidir.

Okçu, öncelikle yerde gereken idmanı yapıp yayı rahatlıkla kullanır hale gelmelidir. Hedefi insiyakî olarak yani nişan almadan vuracak hale gelmelidir. Ayrıca atına bindiğinde istediği manevrayı dizgini en az kullanarak yaptırabilmelidir. Atla ve yayla herhangi bir sıkıntısı kalmamışsa ancak o zaman at üstünde ok atmaya başlanabilir.

Zihgir, parmağa tam uyum sağlamalı. Ne fazla bol olup dönme yapmalı nede dar olup kirişe parmağı sıkıştırmalı. Zihgirin kibar olması, at üstünde ani olarak yapılması gereken hamlelerde doğabilecek sıkıntıları bertaraf eder. Zihgir atlı okçuluğun birinci şartıdır. Zira bu şekilde çekiş at üstünde istenilen herhangi bir vaziyette oku sabitlemeyi sağlar.


Kabak atışı yapan atlı okçularımız

Okun yaya uyumlu olması hedefi tutturmanın temel şartıdır. İsabetli atışlardan başka elde oluşabilecek şak gibi yaralanmalara da yaya uyumlu olarak kullanılan oklarla telafi etmek mümkündür.

At, binicisine itaatkar olmalıdır. Sesli komutlara alışmalı ve sesle hızlandırılabilmelidir. Ayrıca uylukla yön verilebilmelidir. Böylelikle hedefe giderken az da olsa dizgin kullanmadan ata yön verme imkanı doğar. Üzerinde ok atılacak atın ayaklarında da herhangi bir arıza olmamalıdır. Zira ayağında sakatlığı olan at ok atma esnasında dizginler bırakıldığında yıkılma tehlikesi yaşayabilir. Eyer takımı da binicinin emniyetini sağlamalı kaşları muhkem olmalıdır. Üzengiler geniş tabanlı olmalıdır. Ayrıca eyerde çift kolan olması tercih edilmelidir. Sinbend eyerin geriye kaymasına mani olduğu için dönmeye de mani olur.

Temel ok atma tekniği yerde neyse at üstünde de odur. Yalnız dizginin ucundan bağlanacak bir kaytanı serçe parmağa takmak oku atar atmaz dizginleri tekrar toplamayı sağladığı için tercih edilir.

Türk okçuluğu at üstünde şekillendiği için tirkeş belde sağda, sadak yine belde solda yer alır. Bunun gibi süvarinin ekseri techizatı belinde bulunur. Oklar tirkeşten alınamayacaksa sağ elin parmakları arasına iki-üç kadar ok alınır ve o şekilde seri atış yapılır.
Günümüzde Türk Atlı Okçuluğu

Sami Genel

Çok uzun bir kesintiden sonra Türk yayı replikasıyla tekniğine uygun ilk atış çalışmalarına balamama www.kemankes.com adresinden tanıştığım dostlarımız vesile oldu. İlk teknik bilgileri Metin Orhan ve Yaşar Metin Aksoy’la yaptığımız bir idmanla öğrendim. İlk zihgirimi de Yaşar Metin Aksoy’un boynuzdan yaptığı güzel bir zihgirdi. Daha sonraları Kemankeş grubuyla yaptığımız teşrik-i mesai ile teknik birikimimi artırdım. Esas büyük katkıyı Tekirdağ’daki hemşehrim Erhan Kaşkaya yaptı ve onun sayesinde ilk yayımı edindim. Bundan sonra çalışmalarım hız kazandı. 2007 yılında Kağıthane belediyesinin düzenlediği Sadabad şenlikleri çerçevesinde yapılan cirit müsabakalarının arasında Sami Genel’in teşvikleriyle ilk atlı okçuluk gösterisini yaptım. Bundan sonra Türkiye’de atlı okçuluğa karşı alaka hızla artmaya başladı. Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübünden o dönemki başkanımız Sami Genel ve şimdiki başkanımız Mustafa Yazıcı da atlı okçuluk çalışmalarına başladılar. Ertesi sene onların da katılımıyla Sadabad’da muhteşem bir gösteri yaptık. 2009’un başlarında İstanbul’da Gökmen Altınkulp da zamane Türk atlı okçularına katıldı. Şu an yine Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü bünyesinde Nemci Dedeoğlu ve Adem Kızılgöz de atlı okçuluk çalışmalarına başlamış bulunuyor.

2008 aralığında yapılan olağan toplantıda kurucu başkanımız Sami Genel’in teklifi üzerine Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü tüzüğüne atlı okçuluk maddesi ilave edilerek Türkiye’de ilk defa bu dal tescillenmiş oldu. Keza 2009 yılı başında asırlardır yapılmayan kabak atışı da ilk defa Sivas’ta icra edildi.

Atlı okçulukla ilgili çalışmalarımız hem teorik hem pratik olarak devam etmektedir. Bu ata yadigarının canlanması ve yaygınlaşması için elimizden geldiğince uğraş vermekteyiz