Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Nesh Caiz midir?

S

sevban

Guest
#1
Nesh Caiz midir?<!-- google_ad_section_end -->
<!-- google_ad_section_start -->Nesh Caiz midir?


Bu husustaki tartışmaları şöyle özetleyebiliriz:

1) Nesh, aklen ve naklen mümkün müdür?

2) Şayet caiz ise bilfiil vuku bulmuş mudur?

3) İslam’da, yani Kur’an ve sünnette nesh caiz midir?

4) Şayet İslam’da nesh caiz ise vukubulmuş mudur?

5) İslam’da nesh caiz ve vukubulmuş ise nerelerdedir?

Nesh konusunda ihtilaf edenler bu soruların cevabını vermeye çalışmışlar ve her bir görüş sahibi delillendirmek suretiyle bu sorulara müsbet veya menfi cevaplar vermeye çalışmışlardır. Müslüman alimlerin cumhuru neshin hem eski şeriatlerde, hem de İslam’da caiz ve vaki olduğunu kabul etmişlerdir. Neshin en şiddetli karşıtları Yahudilerdir. Zira Yahudi alimleri, neshi kabul ettikleri taktirde bunun, kendi şeriatlerinin neshedilmiş olduğu neticesine varacağını çok iyi anlamış durumundaydılar. Bu yüzden nesh konusu gündeme gelince buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Bunun yanında daha İslam’ın ilk intişarı yıllarında müşrikler neshi İslam için bir kusur olarak görmüşler ve “Görmüyor musunuz, Muhammed ashabına dün emrettiğini bugün değiştiriyor; bugün yapılmasını emrettiği bir şeyi yarın kaldırıyor!” diyerek İslam ile alay etme yolunu tutmuşlardı. Rasulullah (s.a.v.) İslam’ın eski şeriatları kaldırdığını ve hükümsüz bıraktığını ilan ettiği zaman Yahudiler kendi dinlerinin kıyamete kadar baki kalacağı ve Muhammed’in getirmiş olduğu kendi dinlerini neshedemeyeceğini ileri sürerek karşı çıktılar.

Rasulullah’ın ashabı ve tabiun içinde nesh aleyhinde konuşan, onun aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında gerek müsbet, gerekse menfi fikir ileri sürenlere rastlamıyoruz. Diğer taraftan neshin aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında müslümanlar arasında yine herhangi bir görüş ayrılığı görülmemektedir. Ancak, neshin nerelerde olup olamayacağı, Kur’an ve hadiste nerelerde nesh meydana geldiğinde bazı ihtilaflar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de neshin caiz olmadığını ilk ileri süren, Mu’tezile alimlerinden olan Ebu Müslim Muhammed İbn Bahr el-İsfahani (322/934)’dir. Daha sonra gelen Hindistan’lı alim Şah Veliyyullah Dihlevi (1176/1762) de Ebu Müslim’in şüphelerine dayanarak bu hususta bir takım iddialar ortaya atmış ve Kur’an’da neshin olamayacağını, mensuh sayılan ayetlerin aslında mensuh olmayıp muhkem olduklarını, bazılarında tahsis veya te’lifin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Son zamanlarda Mısır’ın tanınmış alimlerinden Dr. Muhammed Tevfik Sıdkı da Kur’an-ı Kerim’de neshin vukuunu şiddetle reddedenler arasındadır. 1906 senesinde el-Menar dergisinde neşrettiği “en-Nasıh ve’l-Mensuh” adlı makalesinde bu nazariyesini geniş bir şekilde ve müdellel olarak izah etmiştir. Türkiye’de “Tanrı buyruğu” adlı Kur’an-ı Kerim mealinin müellifi Ömer Rıza Doğrul da bu nazariyeyi destekleyenlerdendir. Günümüzde de bazı ilim adamları aynı nazariyeyi benimsemiş görünmekte ve Kur’an-ı Kerim’de neshi kabul etmemektedirler.

Neshin caiz olduğu görüşünde olanlar bunu, Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlerle delillendirmektedirler:

“Biz, bir ayeti ondan daha iyisini veya onun gibisini getirmeden neshetmeyiz veya unutturmayız.” (Bakara: 2/106)

“Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine tebdil ettiğimiz, değiştirdiğimiz zaman –Allah ne indireceğini en iyi bilir- derler ki: ‘Sen bir müfterisin.’ Hayır onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl: 16/101)

“Yahudilerin zulümleri onların birçoğunu Allah yolundan alıkoymaları, nehyedilmelerine rağmen faiz almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebiyledir ki Biz, kendilerine helal kılınan temiz ve güzel şeyleri onlara haram kıldık.” (Nisa: 4/160-161)

“Ayetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman bize kavuşmayı ummayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir, yahut onu değiştir.” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunagelenden başkasına tabi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şüphesiz büyük günün azabından korkarım.” (Yunus: 10/15)

“Biz seni okutacağız da sen asla unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, aşikarı da bilir, gizliyi de.” (A’la: 87/6-7)


Neshin Kur’an-ı Kerim’de olmadığını iddia hükümlerinin sonradan kaldırılmasından daha tabii ne olabilir? Kaldı ki nesh keyfiyeti, ebedi olan akidelere dokunmayıp sadece ahkamdaki emir ve yasaklara inhisar etmektedir. Aynı zamanda bu değiştirme mü’minlerin, dini vecibelerini daha kolay ve pratik bir şekle sokma maksadıyla meydana gelmiştir. Bu yüzden nesh keyfiyetini Allah’a yakıştırmamak gibi bir düşüncenin temeli yoktur. Zira bu edenler bu ayetlerin neshin Kur’an’da vukuuna değil de neshin aklen caiz olduğuna delil kabul eder veya bu neshi geçmiş şeriatlere tahsis ederler. Aralarında meşhur müfessirlerin de bulunduğu ve müslüman alimlerin ekseriyetinin sahip olduğu görüş, neshin cevazı ve vukuudur. Bunlara göre Kur’an, kendinden evvel indirilmiş semavi kitapları neshettiği gibi yeni kurulmaya başlanan İslam toplumunun inkişaf ve tekamülü icabı emir ve yasakları ihtiva eden bazı ayetlerin nesh keyfiyeti Allah teala’ya nazaran değil, kullara nazarandır.

Nesh konusunda ittifak halinde olan İslam alimleri nasih ve mensuh hakkında ihtilaf etmişlerdir. Nasih hakkında ihtilafları daha ziyade hadislerin Kur’an ayetlerini nesh edip edemeyeceği konusundadır. İmam Şafii’nin de içlerinde bulunduğu bir grup müctehid, Kur’an ayetini ancak yine bir Kur’an ayetinin neshedebileceği görüşündedirler. Bunlara göre mütevatir de olsa bir hadis herhangi bir Kur’an ayetini neshedemez. Diğer bir kısım alimler ise Necm suresinin 4 ve 5. ayetlerinde: “O, kendi arzusuna göre konuşmaz. Onun sözü kendisine gelen vahiyden başka birşey değildir.” Buyrulmasını delil göstererek Rasulullah’ın sözlerinin de nihayet vahye müstenid olduğunu, lafzı Rasulullah’a, manası Allah’a ait kudsi hadislerin bulunduğunu, dolayısıyla bunların da birer vahiy olduğunu göz önünde bulundurarak Rasulullah’ın sözlerinin Kur’an ayetini neshedebileceğini ileri sürmüşlerdir. Yalnız burada bir şart ileri sürülmektedir ki buna göre Kur’an ayetini neshedebilecek hadisin Rasulullah’ın şahsi ictihadına dayanmaması gerekir. Allah Rasulünün bizzat kendi ictihadı olduğunu belirttiği söz ve sünneti Kur’an ayetini neshedemez.

Tevrat’ta Adem’in çocukları hakkında birbirleriyle evlenmesine izin verilmişken, sonradan bunlar neshedilmiştir. Aynı şekilde yahudiler için Cumartesi günleri iş yapmak yasaklanmışken, İncil’de böyle bir yasak mevcut değildir.

Kur’an’da neshi reddedenlerin görüşlerini şöylece sıralayabiliriz:

1) Nesh aklen caiz olmakla birlikte, Kur’an-ı Kerim’de bilfiil vaki olmamıştır.

2) Kur’an’da nesh meselesi İslam akideleriyle ilgili olmayıp, ancak tefsir ilminde bir sitem (mezhep) tir. Zira akaide ait bir mesele olsaydı inkar edilmezdi.

3) Mensuh ayetlerden maksat, Tevrat ve İncil’deki, yani eski şeriatlerdeki hükümlerdir.

4) Kur’an’daki şu veya bu ayetin, şu veya bu ayeti neshettiğine dair bir sarahat yoktur.

5) Neshi kabul edenler, mensuh ayetin önce, nasihin ise sonradan nazil olduğuna dair birçok defalar kat’i bir delile malik değillerdir. Nitekim Bakara suresindeki (240 ve 224) iddet meselesine ait ayetlerde olduğu gibi bazı ayetlerin mensuhu nasihten sonra nazil olduğu da müşahade edilmiştir.

6) Şu veya bu ayetin, şu veya bu ayetle neshedildiğini sarih ve kat’i bir şekilde teyid edecek Rasulullah’dan sadır olmuş olan ve müttefekun aleyh olarak kabul edilen bir hadis de mevcut değildir.

7) Nasih ve mensuh ayetlerin sayıları hakkında bile bir ittifak hasıl olmuş değildir.

8) Neshi kabul edenler, bir taraftan neshin ancak emir ve nehiylere ait ahkama inhisar ettiğini iddia ederlerken, diğer taraftan ahbara ait lafızların bile nesh olunduğunu kabul etmektedirler.

9) Ahad rivayetiyle Kur’an-ı Kerim’in ayetleri isbat olunamadığı gibi, inkar da olunamaz. Bu sebepten Fatiha ile Muavizetan surelerinin Kitabullahtan addedilmediğine dair bu gibi bazı rivayetler nazarı itibara alınmamıştır.

10) Rasulullah, kendisine nazil olan Kur’an-ı Kerim’i halka tebliğ etmiş, katiplere yazdırmış, diğer bazı sahabiler de kendileri için mukaddes metni istinsah etmiş, bir çoğu da ezberlemiş bulunuyordu. Kur’an metinleri namazlarda, hutbelerde ve diğer bazı ahvalde, Rasulullah tarafından pek çok defa tekrarlanmış olduğu gibi, esasen daha hayatta bulunduğu sıralarda bütün surelerin hangi ayetlerden teşekkül ettiği de tesbit edilmiş bulunuyordu. Rasulullah’ın vefatından sonra da Kur’an metinleri biraraya toplanmıştı. Osman (r.a.) tarafından, elimizdeki şekliyle yazılmasına emir verilmişti. Bu suretle ince bir tetkikten ve hafızların da sıkı bir kontrolünden geçirildikten sonra ortaya konulmuş bulunan bu mushafların bir kaç nüshası muhtelif bölgelere gönderilmişti. Esasen bu bölgelerde Kur’an’ı ezber bilen ve evvelden yazı ile tesbit olunmuş parçalara sahip bulunan sahabiler de mevcuttu. Bunlar Osman’ın gönderdiği mushafları muvafık bulduklarından dolayı itiraz etmediler. Eğer bu mushaflarda bir kusur görülseydi, muhakkak daha o zaman reddedilir, belki de kanlı savaşlara yol açılır ve bu sebepten dolayı Osman öldürülürdü. Halbuki hiç te böyle olmamıştır. Bu mushaflar Rasulullah tarafından tebliğ edilen Kur’an’ın ta kendisidir. İçinde nasih ve mensuh ayetlerin mevcut olduğunu isbat etmek için ileri sürülen delillerden başka daha çok kuvvetli deliller göstermek icabeder.

Neshi ilk olarak kabul etmeyen Ebu Müslim el-İsfehani delil olarak şu ayeti getirmiştir:

“Batıl ona, önünden de ardından da gelemez. Hakim ve Hamid tarafından indirilmiştir.” (Fussilet: 41/42)

Ebu Müslim bu ayete ters düştüğünü sandığı nesh çeşitlerini reddetmiştir. Allah’ın indirdiği Kur’anî bir hükmün ortadan kaldırılmasından sakınmak için neshe tahsis ismini vermiştir.

İnsa (Rasulullah’ın hafızasından bir ayetin silinmesi) keyfiyeti üzerine bazı görüşler ileri sürülmüş ve bazı haberler nakledilmiştir. Hatta M. Abduh “Evvelce Kur’an’da iken sonradan neshedilmiştir.” Veya “gece nazil olan ayetleri, Rasulullah gündüzleri unuttuğundan dolayı üzülürmüş” şeklindeki haberleri kabul etmemektedir. Zira bu gibi haberler Rasulullah’ın masumiyetine ve “Zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr: 15/9) ayetine muhaliftir.

Zerkeşi, Müşriklerden yüz çevirmeyi, onlara karşı sabırlı davranmayı emreden ayetlerin seyf (Tevbe: 9/5) ayeti ile neshedildiğini belirten alimlerin görüşlerinin zayıf olduğunu belirtir. Çünkü burada nesh değil, nes’ vardır. Yani, o hükme o hükmü ilgilendiren bir illetten dolayı belli bir zamana kadar o hükme uyma emredilmiş ve illet kalktıktan sonra başka bir hüküm devreye girmiştir. Görüldüğü gibi bu nesh değil, nes’tir. Çünkü nesh bir daha uyulması caiz olmayacak şekilde de hükmü kaldırmaktır.

Kur’an’da Mensuhun Kısımları:


Mensuhun kısımları altı tanedir.

1) Yazılışı kaldırılıp yerine başka bir şey gelmeyen fakat icma ile hükmü baki kalan. Mesela recm ayeti. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Vallahi Rasulullah’ın zamanında şu ayeti okumuştuk: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin bu sizin için küfürdür. Eğer yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederse, Allah’tan bir ceza olarak onları mutlaka recmedin. Muhakkak Allah Aziz’dir, Hakim’dir.” Rasulullah (s.a.v.) evli iki kişiyi recmetmiştir. Ayetteki yaşlı erkek, yaşlı kadından kasıt evli erkek, evli kadındır. Bu konudaki nesh İbn Hibban’ın sahihindeki Ubeyy b. Ka’b’dan rivayet edilen bir hadisi şerife dayanmaktadır. Kadı Ebu Bekir, Zerkeşi gibi alimler haberi ehad’ın Kur’an’ı neshedemeyeceğini söylemiş ve neshin bu türünü kabul etmemişlerdir.Ebu Cafer en-Nehhas, Muhammed Hudari Bey, Dr. Muhammed Suad ve Dr. Mustafa Zeyd gibi alimler de bu tür neshi kabul etmemektedirler.

2) Başka bir ayetin hükmüyle hükmü kaldırılan ve Kur’an’da yazılışı kalan ayetler. İcma ile her iki ayet de yazılışı ve okunuşu ile beraber Kur’an’da bulunur. Mensuhun en yaygın şekli budur. Vefattan sonraki iki iddet ayeti gibi. Hibetullah bu şekildeki neshin Kur’an’da 63 surede bulunduğunu söyler. Bakara: 2/115 ayeti Bakara: 2/144 ve Bakara: 2/149. ayetlerle neshedilmiştir.

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Hükmün kaldırılıp tilavetin kalması manasındaki neshin bu çeşidi, bu konuda araştırma yapan araştırmacılar için önemli bir mevzu teşkil eder. Bundaki hikmet şudur: “Kur’an kendisindeki hükümlerin bilinmesi için okunduğu gibi, okumaktan sevap almak için de okunur. Tilavetin kalıp hükmün kaldırılmasının hikmeti budur. Çünkü nesih daha çok hafifletmek içindir. Okunuş ta bu nimeti hatırlatmak için bırakılmıştır. O nimet, neshedilen ayetin hükmünün bir sonucu olan meşakkatin kaldırılmasıdır. Neshin bu çeşidini çok az bir grup kabul etmemiştir. Kabul etmeyenler delil olarak: “Okunuş ve hüküm beraberdirler. Birinin kaldırılıp diğerinin kaldırılması mümkün değildir.” derler. Buna şöyle cevap verilir: “Okunuş ve hüküm arasındaki ilişki, birinin kalkmasının diğerinin de mutlaka kalkmasını gerektirmez. Okunuş hükmün üzerine bina olunmuştur. Başka bir delilden dolayı tilavetin kalıp, hükmün kaldırılması caizdir.”

Ayetin okunuşunun kalıp hükmünün kaldırılmasını kabul etmeyenler ayrıca delil olarak, mükellefin nesholunan bir hükümle amel etme cahilliğine maruz bırakılmasını gösterdiler. Yani mükellef hangi ayetin nesholunup hangisinin nesholunmadığını bilemeyeceğinden nesholunan hükümle amel edebilir. Yine okunuşun faydadan yoksun bırakılmasını da delil gösterdiler. Onlara şu şekilde cevap verilir: “Kaldırılan hüküm yerine başka bir hüküm bulunmasından dolayı, mükellefin kaldırılan hüküm hakkındaki cehaleti kalkar. Tilavetin kalıp ta hükmün kaldırılmasına gelince bunda Kur’an okuma ibadeti ve nesholunan hükmün nesheden hükümden daha şiddetli olduğunu hatırlatma nimeti vardır.”

3) Hükmü ve yazılışı kaldırılan ve ezberlenmesi kalplerden silinen ayetler. Bu şekilde nesholunan ayetler ancak haber-i ehad hadislerinden bilinir. Ebu Musa el-Eş’ari’nin rivayetinde olduğu gibi. O şöyle demiştir: “Tevbe suresi gibi bir sure indirildi. Daha sonra da kaldırıldı.”

Hibetullah Bağdadi kitabında Enes İbni Malik’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Rasululah (s.a.v.) zamanında tevbe suresi büyüklüğünde bir sure okuyorduk. O sureden bir ayetten başka ayet hatırımda kalmadı. Ayet şudur: “Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsaydı bu ikisine ek olarak bir üçüncüsünü isterdi. Üç vadi dolusu altını olsaydı bir dördüncüsünü isterdi. Ademoğlunun karnını topraktan başka birşey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.”

İbn Mesud da şöyle nakletmiştir: “Rasulullah bana bir ayet okuttu. Ben de onu ezberledim ve mushafıma yazdım. Gece olup hafızama müracaat ettiğimde onu hatırlayamadım. Mushafıma varıp baktığımda sayfalarının bembeyaz olduğunu gördüm. Bunu Rasulullah’a haber verdiğimde bana şöyle dedi:

“Ey İbni Mesud! O, dün kaldırıldı.” Sahabeler şöyle demiştir:

“Ahzab suresi Bakara Suresi gibiydi. Daha sonra birçoğu kaldırıldı.”

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bazıları neshin bu çeşidinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmasının caiz olduğunu söylediler. Taberi şöyle rivayet etmiştir: Said Katade’den bize şöyle tahdis etti:

“Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz. (Bakara: 2/106)

Ayette geçtiği gibi bir ayet daha sonra gelen bir ayetle neshedilirdi. Rasulullah bir veya daha fazla ayet okur, sonra bu kendisine unutturulur ve kaldırılırdı. Doğru olan, neshin bu çeşidinin Kur’an’da bulunmasının caiz olduğudur. Bunun bir sonucu olarak bazı ayet ve sureler yazılış ve okunuşuyla beraber kaldırılmıştır. Bu Kur’an’da bir eksiklik olduğunu göstermez. Çünkü onu kısmen veya tamamen değiştirilmekten korumayı Allah üzerine almıştır. Tabii bu kaldırılma Kur’an’ın Rasulullah’a indirilmesi esnasındaki kaldırılmasıdır. Rasulullah’ın ölümünden sonra ondan bir tek kelime bile kaldırılmamıştır. Neshin bu çeşidini kabul etmeyenler şöyle derler: Güvenilir sahabeler bunu sahih senedle rivayet etmişlerdir. Fakat bu hadistir, Kur’an değildir. Bu ümmet Kur’an-ı Kerim’in Osman’ın (r.a.) Mushafı’nın iki yaprağı arasındaki Kur’an olmasında ittifak etmişlerdir. Onun dışındaki, Kur’an olarak sayılmaz ve onunla Kur’an olarak amel edilmez.”

4) Yazılışı ve hükmü kaldırılıp kalplerden ezberlenmesi silinmeyen ayetler. Bu tür nesh ile nesholunan ayetlerle amel edip etmeme hususunda alimler arasında ihtilaf vuku bulmuştur. Bu türlü nesh ancak ahbar-ı ehad yoluyla bilinir. Aişe’nin (r.a.) rivayet ettiği gibi “Allah’ın indirdiklerinde ancak on tam emzirme ile süt kardeş olunur.” hükmü vardı. Daha sonra bu “Beş emzirme ile süt kardeş olunur.” hükmüyle neshedildi. Ancak on emzirme ile süt kardeş olunacağı hükmüyle amel edilmemesi hususunda icma vardır. İhtilaf ise “Emmede kardeşleriniz.” (Nisa: 4/23) ayeti hususunda süt kardeş olmanın bir emme ile mi yoksa beş emme ile mi olacağı hususundadır. Ayetin zahiri manasını alarak Hanefiler ve Malikiler evlenme bir emmeyle haram olur, demişlerdir. Aişe hadisini delil alarak Şafii ve Hanbeliler beş emmeyle evlilik haram olur, demişlerdi. Geçmiş şeriatların neshi de bu kısma dahildir. Çünkü o şeriatlerin kitaplarının da hem tilavetleri, hem hükümleri nesdedilmiştir.

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bir grup neshin bu şeklini kabul etmemişlerdir. Onlar şöyle demişlerdir: “Aişe’nin rivayeti sahih hadis kitaplarında geçen ve ona dayandırılan bir rivayettir. Fakat senedin sıhhati her halukarda metnin sıhhatini gerektirmez. Aynı zamanda bu hadis haber-i ehaddır. Kur’an-ı Kerim haber-i ehad ile sabit olamaz. Çünkü onun sabitliği kesindir. Kadı Ebu Bekir ve Ebu Abdullah İbn Hazm şöyle demişlerdir: Aişe’nin “Allah’ın indirdiklerinden” sözünden Allah’ın sadece Kur’an’ı indirdiği anlaşılmaz. Biz biliyoruz ki Rasulullah’a indirilenler Kur’an olduğu gibi hadisi kudsi veya hadisi nebevi de olabiliyordu. Bunların hepsi de Allah katındandır. “O, hevasından konuşmaz. Ona vahyedilen vahiyden başkası değildir.” (Necm: 53/3-4) Şeyh Muhammedu’s-Saidi hatıratında şöyle demiştir: Aişe’den rivayet edilen hadis bu tür nesh için delil olmaz. Çünkü Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatından sonra Kur’an’ın tilavetinden birşey neshetmenin caiz olmadığı hususunda ittifak vardır.”

5) Amel bir illete binaen farz kılınmış daha sonra ameli gerektiren illet ortadan kalkınca amel terkedilmiş fakat okunuşu ve yazılışı kalmış olan ayetler. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Onlara harcadıkları şeyi verin.” (Mümtahine: 60/10) “Eğer eşlerinizden herhangi bir şey kafirlere geçer , böylece siz de ganimete kavuşursanız, eşleri gidenlere harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan sakının.” (Mümtahine: 60/11) Bunların hepsi Kureyş müşrikleriyle Rasulullah arasında olan barış anlaşması sebebiyle emredilmiştir. Daha sonra illet olan barış anlaşmasının kalkmasından dolayı, bu hükümler kalkmıştır.

6) Ayetten anlaşılan mana neshedilmesine rağmen, neshedilen ayetin manasıyla beraber Kur’an’da bulunması şeklindeki nesh. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın.” (Nisa: 4/43) Bu ayetten namaza yaklaşılmadığında sarhoşluğun caiz olduğu anlaşılır. Ancak bu anlam Allah’ın şu kavliyle neshedilmiştir: “Artık vazgeçtiniz mi?” (Maide: 5/91) Bu ayet içkiyi haram kılmıştır. Sarhoşluk ise içkidendir. Dolayısıyla bu ayet sarhoşluğu da haram kılmıştır. Fakat “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.”ayeti neshedildiği halde manasıyla beraber hala okunmaktadır.

alıntı....<!-- google_ad_section_end -->​
 

Benzer konular