Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Namaz Ilmihali. Beş vakit Namazın kılınışı ve duaları

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#21
CEMÂAT İLE NAMAZ
Namazda, en az iki kişiden birinin imâm olması ile cemâat meydana gelir. Beş vakit namazın farzlarını cemâatle kılmak, erkeklere sünnettir. Cuma ve bayram namazları için cemâat farzdır. Cemâat ile kılınan namazlara daha çok sevâb verildiği hadîs-i şerîflerde bildirilmektedir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Cemâatle kılınan namaza, yalnız kılınan namazdan yirmiyedi kat fazla sevâb verilir.) Yine buyurdu ki: (İyi bir abdest alıp, mescidlerden birine cemâat ile namaz kılmak için gidenin, Allahü teâlâ, her adımına bir sevâb yazar ve her adımında amel defterinden bir günâhı siler ve Cennette onu bir derece yükseltir).
Cemâat ile kılınan namaz, müslümanlar arasında birliği beraberliği sağlar. Sevgi ve bağlılığı arttırır. Cemâat toplanıp birbirleriyle sohbet ederler. Dert ve sıkıntıları olanlar, hastalar bu sayede kolayca ortaya çıkar. Cemâat, müslümanların tek kalb, tek vücut gibi olduklarının en güzel nümûnesidir.
Hasta, felçli, bir ayağı kesik olanın, yürüyemiyen ihtiyarların ve a’mânın cemâate gitmesi şart değildir.
Cemâat ile kılınan namazda kendisine uyulan kimseye “İmâm” denir. İmâmlığın ve buna uyup cemâat olmanın şartları vardır.
İmâmlığın şartları
İmâm olmak için altı şart lâzımdır. Bu şartlardan biri bulunmadığı bilinen imâmın arkasında kılınan namaz kabûl olmaz.
1- Müslüman olmak. Ebû Bekr Sıddîk ve Ömer Fârûkun “radıyallahü anhümâ” halîfe olduğuna inanmayan, mi’râca, kabir azâbına inanmayan imâm olamaz.
2- Bülûğ yaşında olmak.
3- Akıllı olmak. Sarhoş ve bunak imâm olamaz.
4- Erkek olmak. Kadın, erkeklere imâm olamaz.
5- Hiç olmazsa, Fâtiha-yı şerîfe ile, bir âyeti doğru okuyabilmek. Bir âyeti ezberlememiş olan ve ezberlese de, tecvîd ile okuyamıyan, nağme yapan kimse imâm olamaz.
6- Özürsüz olmak. Özrü olan, özrü olmayanlara imâm olamaz.
İmâmın, kırâati güzel, Kur’ân-ı kerîm tecvîd ile okuması lâzımdır, tegannî ile değil. Namazın şartlarına ehemmiyet vermeyen imâmların arkasında namaz kılınmaz. (Sâlih ve fâcir arkasında namaz kılınız) hadîs-i şerîfi, câmi imâmları için değil, Cuma kıldıran emîrler, vâliler içindir.
İmâmlığa en lâyık kimse, sünneti [ya’nî din bilgilerini] en iyi bilen kimsedir. Bunda eşit olanlar olursa, Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyan imâm olur. Bu da eşitse, takvâsı ziyâde olan. Yine eşitlik olursa, yaşı ilerlemiş olan tercih edilir.
Açıktan günah işliyenin amâ ve zinâ çocuğunun imâmeti, mekrûhdur.
İmâm cemâate usanç verecek ve onları sıkacak şekilde namazı uzatmaz.
Kadınların yalnız başlarına cemâat ile kılmaları mekrûhdur.
Tek şahıs ile kılacak olan imâm, onu sağ tarafında durdurur. İki kişiye imâm olacaksa, önlerine geçer. Erkeklerin kadına, çocuğa uymaları câiz değildir.
İmâmın arkasında erkekler saf bağlar, sonra çocuklar ve onların arkasında da kadınlar saf bağlar.
İmâm kadınlara da imâmete niyet etmişse, aynı namazda bulunan bir kadın, bir erkekle aynı hizâda namaza durursa, erkeğin namazı bozulur. Eğer imâm bu kadına imâmeti niyet etmemişse, yanında durduğu erkeğe zarar olmaz. Ancak kadının namazı câiz olmaz. Ayakta namaz kılanın, otururken kılana uyması câizdir. Mukîm olan seferî imâma uyabilir. Farz kılan, nâfile kılana uyamaz. Nâfile kılan, farz kılana uyabilir. İmâma uyup namaz kıldıktan sonra, imâmın abdestsiz olduğunu bilen kimse namazını iâde eder.
Regâib, Berât ve Kadir gibi nafile namazları cemâat ile kılmak mekrûhdur.
Cemâat istese de, imâmın farz kıldırırken kırâati ve tesbîhleri sünnetten fazla okuması tahrîmen mekrûhdur.
İmâma rükû’da yetişemiyen o rek’ati imâmla kılmış olmaz. İmâm rükû’da iken gelen, niyet eder ve ayakta tekbîr getirip, namaza girer. Hemen rükû’a eğilip, imâma uyar. Rükû’a eğilmeden, imâm rükû’dan kalkarsa rükû’a yetişmemiş olur.
İmâmdan önce rükû’a eğilmek, secdeye gitmek veya önce kalkmak tahrîmen mekrûhdur. Farz namazları kılınca, safları bozmak müstehabdır.
Bir mü’min beş vakit namazını, hergün cemâat ile kılsa, bütün Peygamberlere “aleyhimüsselâm” yetişmiş gibi sevâba nâil olur.
Cemâat ile kılınan namazın bu kadar fazîleti, imâmın namazı kabûl olduğu takdirdedir.
Bir kimse, cemâati özürsüz terk etse, o şahıs Cennet kokusu duyamaz. Cemâati özürsüz terk edenler, dört kitabda mel’un diye vasıflandırılmışlardır.
Beş vakit namazı cemâat ile kılmağa gayret etmelidir. Kıyamet günü Allahü teâlâ hazretleri yedi kat yerleri, yedi kat gökleri, Arşı, Kürsîyi ve bütün mahlûkatı terazinin bir tarafına koysa, şartları gözetilerek cemâat ile kılınan bir vakit namazın sevâbını diğer tarafa koysa, cemâat ile kılınan namazın sevâbı daha ağır gelir.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#22
İmâma uymanın şartları
İmâma uymanın doğru olabilmesi için, on şart vardır:

1- Namaza dururken, tekbîri söylemeden önce, imâma uymağa niyet etmektir. “Uydum hâzır olan imâma” diyerek kalbinden geçirmek lâzımdır.
2- İmâmın, kadınlara imâm olmağa niyet etmesi lâzımdır. Erkeklere imâm olmağa niyet etmesi lâzım değildir. Fakat niyet ederse, kendisi cemâatin sevâbına da kavuşur.
3- Cemâatın topuğu, imâmın topuğunun gerisinde olmalıdır.
4- İmâm ile cemâat aynı farz namazı kılması lâzımdır.
5- İmâm ile cemâat arasında kadın safı bulunmaması lâzımdır.
6- İmâm ile cemâat arasında kayık geçecek kadar nehir ve araba geçecek kadar yol bulunmaması lâzımdır.
7- İmâm veya cemâatden birini görmeğe veya sesini duymağa elverişli penceresi olmayan duvar arada bulunmamalıdır.
8- Başka mezhebdeki imâma uyan cemâatin namazlarının sahîh olması için iki rivâyet vardır: Birinci kavle göre, cemâatin kendi mezheblerine göre namazı bozan bir şeyin, imâmda bulunduğunu bilmemesi lâzımdır. İkinci kavle göre, kendi mezhebine göre namazı sahîh olan imâma, başka mezhebde olanlar da uyabilir.
Cemâat bir kişi ise, imâmın sağ yanında hizâsında durur. Solunda durması mekrûhdur. Arkasında durması da mekrûh olur. Ayağının topuğu, imâmın topuğundan ileri olmazsa, namazı sahîh olur. İki veya daha çok kişi ise imâmın arkasında durur.
İmâmla birlikte kılarken ayakta iken imâm içinden okusa da, yüksek sesle okusa da, cemâat bir şey okumaz. Yalnız, birinci rek’atde (Sübhâneke) okur. İmâm, yüksek sesle Fâtihayı bitirince, cemâat yavaşça (âmîn) der. Bunu yüksek sesle söylememelidir. Rükûdan kalkarken, imâm (Semi’allahü limen hamideh) deyince, cemâat yalnız (Rabbenâ lekel hamd) der. Sonra eğilirken (Allahü ekber) diyerek, imâmla birlikte cemâat de secdeye yatar. Rükû’da, secdelerde ve otururken yalnız kılar gibi cemâat de okur.
Vitir namazı, Ramazanda cemâatle kılınır. Başka zamanlarda yalnız kılınır.
Beş şeyi imâm yapmazsa, cemâat de yapmaz:
1- İmâm kunût okumazsa cemâat da okumaz.
2- İmâm bayram namazlarındaki tekbîrleri yapmazsa, cemâat de yapmaz.
3- İmâm, dört rekâtlı namazın ikinci rek’atinde oturmazsa, cemâat de oturmaz.
4- İmâm secde âyeti okuyup, secde etmezse cemâ’at de etmez.
5- İmâm secde-i sehv etmezse cemâat de etmez.
Dört şeyi imâm yaparsa, cemâat yapmaz:
1- İmâm ikiden çok secde yaparsa, cemâat yapmaz.
2- İmâm bayram tekbîrini, bir rek’atde üçden çok yaparsa, cemâat yapmaz.
3- İmâm cenâze namazında, dörtten çok tekbîr yaparsa cemâat yapmaz.
4- İmâm beşinci rek’ate kalkarsa, cemâat kalkmaz, imâmı bekler, beraber selâm verirler.
On şeyi imâm yapmazsa, cemâat yapar:
1- İftitâh tekbîrinde el kaldırmak.
2- Sübhâneke okumak.
3- Rükû’a eğilirken, tekbîr getirmek.
4- Rükû’da tesbih okumak.
5- Secdelere yatıp, kalkarken tekbîr söylemek.
6- Secdelerde tesbih okumak.
7- Semi’allahü demezse, rabbenâ lekel-hamd demek.
8- Ettehıyyâtüyü sonuna kadar okumak.
9- Namaz sonunda selâm vermek.
10- Kurban bayramında, yirmiüç farzdan sonra selâm verir vermez, tekbîr okumaktır. Bu yirmiüç tekbîre, teşrik tekbîrleri denir.
Mesbûkun namazı
Mesbûk, ya’nî imâma birinci rek’atte yetişemiyen bir kimse, imâm iki tarafa da selâm verdikten sonra, ayağa kalkarak yetişemediği rek’atleri tamamlar.
Kıra’etleri birinci, sonra ikinci, sonra üçüncü rek’at kılıyormuş gibi okur. Oturmağı ise dördüncü, üçüncü ve ikinci rek’at sırası ile, ya’nî sondan başlamış olarak yapar. Meselâ; yatsının son rek’atine yetişen kimse, imâm selâm verdikten sonra kalkıp, birinci ve ikinci rek’atte Fâtiha ve sûra okur. Birinci rek’atte oturur. İkincide oturmaz.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#23
YOLCULUKTA NAMAZ
Hanefî mezhebinde olan bir kimse, giriş çıkış günleri hariç onbeş günden az kalmak niyeti ile yüzdört kilometre ve daha uzak bir yere giderse misafir olur.
Seferî veya misafir olmak demek, yolcu olmak demektir. Misafir, dört rek’atli farz namazları iki rek’at kılar. İmâma uyarsa, yine dört rek’at kılar. Misafir imâm olursa, ikinci rek’atın sonunda selâm verir. Sonra cemâat namazlarını tamamlamak için ikişer rek’at daha kılarlar.
Seferî olan bir kimse, mest üzerine üç gün, üç gece mesh edebilir. Orucunu bozabilir. Yolcu rahat ise orucunu bozmaması daha iyidir. Kurban kesmesi vâcib olmaz. Cuma namazı da seferî olana farz değildir.
Namaz vaktinin sonunda sefere çıkan kimse bu namazı kılmamış ise, iki rek’at kılar. Fakat vaktin sonunda vatanına gelen, bu vaktin namazını kılmamış ise dört rek’at kılar.
Nâfile namazları ayakta kılmağa gücü yeterken, oturarak kılmak, her zaman ve her yerde câizdir. Oturarak kılarken, rükû’ için bedeni ile eğilir. Secde için, başını yere kor. Lâkin, özrü yok iken nâfileleri oturarak kılana, ayakta kılanın yarısı kadar sevâb verilir. Beş vakit namazın sünnetleri ve terâvih namazı da, nâfile namazıdır. Yolda, ya’nî şehir, köy hâricinde, nâfile namazları hayvan üzerinde kılmak câizdir. Kıbleye dönmek ve rükû’ ve secde yapmak lâzım değildir. Îmâ ile kılar. Ya’nî, rükû’ için, bedeni ile biraz eğilir. Secde için, bundan dahâ çok eğilir. Hayvan üzerinde fazla necâset bulunması, namaza mâni değildir. Yerde nâfile kılarken yorulanın, bastona, insana, dıvara dayanıp kılması, câiz olur. Kendi yürürken namaz kılmak sahîh değildir.
Farz ve vâcib namazları, şehir hâricinde, ancak özür olunca, hayvan üstünde kılabilir. Özür, inince arkadaşlarının gidip yalnız kalması, canı, malı, hayvanı için, hırsız korkusu olması, yerin çamur olması, hayvana binmekten âciz olmak gibi şeylerdir. Mümkün ise, hayvanı kıbleye karşı durdurup kılar. Mümkün değil ise, hareket cihetlerinde kılar. Hayvan üzerindeki mahmel denilen sandık gibi şeylerin içinde kılmak da, böyledir. Hayvan durdurulup, mahmelin altına direk konursa, (Serîr), ya’nî masa, kanape gibi olup, yerde kılmak demektir. Kıbleye karşı ayakta kılması lâzım olur.
Gemide namaz kılmak, Ca’fer Tayyâr hazretleri Habeşistana giderken, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ona öğretdiği gibi, şöyledir: Hareket eden gemide, özrü olmadan farz ve vâcib de kılınır. Gemide cemâat ile kılınabilir. Hareket eden gemide de, îmâ ile kılmak câiz olmayıp, rükû’ ve secde yapar. Kıbleye dönmesi de lâzımdır. Namaza başlarken kıbleye karşı durur. Gemi döndükçe, kendisi kıbleye döner.
Deniz ortasında demirlemiş gemi, çok sallanıyor ise, giden gemi gibidir. Az sallanıyorsa, sâhilde duran gemi gibidir. Sâhilde duran gemide farzlar oturarak kılınmaz. Sâhile çıkmak mümkün ise, ayakta kılmak da sahîh olmayıp, karaya çıkıp kılmak lâzımdır. Malı, canı veyâ geminin hareket etmek tehlikesi varsa, gemide ayakta kılması câiz olur.”
İki tekerlekli olup da, hayvana bağlanmadan yerde düz duramıyan arabada, dururken de, giderken de, namaz kılmak, hayvan üzerinde kılmak gibidir. Dört tekerlekli araba, dururken serîr, masa gibidir. Hareket ederken ise, hayvan için yukarıda yazılı özürlerle, içinde farz kılınabilir ve arabayı durdurup kıbleye karşı kılar. Durduramazsa, giden gemideki gibi kılar). Hareket esnâsında kıbleye dönemiyen, Şâfi’î veya Malikî mezheblerindene birini taklîd ederek, iki namazı beraber kılar. Buna da imkân olmazsa, kıbleye dönmesi sâkıt olur. Sandalyada, koltukta oturarak, îmâ ile namaz kılmak, hiçkimseye câiz değildir. Otobüste, tayyârede namaz kılmak, arabada kılmak gibidir.
Farzları ve vâcibleri, yolculukta zaruret olmadıkça hayvan üzerinde kılmamalıdır. Vasıtaları durdurup, kıbleye karşı ve ayakta kılmalıdır. Bunun için vasıtaya binmeden gerekli tedbirleri önceden almalıdır.
Otobüste, trende, dalgalı denizde kıbleye dönemiyenlerin namazda göğsü kıbleden ayrılırsa namaz bozulur. Farz namazları kılınmış olmaz. Vasıtayı durdurup kıbleye dönemiyenler, yolda oldukları müddetçe Şâfi’î veya Malikî mezheblerinden birini taklîd ederek, öğle ve ikindiyi ve akşam ile yatsıyı, cem’edebilir. Ya’nî seferde iken bu iki namazı birbiri arkasına kılar. Çünkü bu iki mezhebde yolculukta, ikindiyi öğle namazı vaktinde ve yatsıyı akşam namazı vaktinde takdîm ederek kılmak, veyahut öğleyi ikindi vaktine ve akşamı, yatsı namazı vaktine tehîr ederek, iki namazı bir arada kılmak câizdir. Bunun için, Hanefî mezhebinde olan yolda kıbleye dönemiyecek ise, yola çıktıktan sonra, gündüz bir yerde durduğu zaman, öğle vaktinde öğleyi kılınca hemen ikindiyi de kılmalı, gece durulduğu zaman, yatsı vaktinde akşamı ve sonra yatsıyı bir arada kılmalı ve bu dört namaza niyet ederken ((Maliki veya Şafiî mezhebini taklîd ederek edâ ediyorum) diye niyet etmeli, ya’nî kalbinden geçirmelidir. Yola çıkmadan veya yolculuk bittikten sonra, iki vaktin namazı birlikte kılınmaz.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#24
Vatan çeşitleri
İnsanın mukîm olduğu, yerleştiği yere Vatan denir. 3 çeşit vatan vardır: 1- Vatan-ı aslî, 2- Vatan-ı ikâmet, 3- Vatan-ı süknâ.

Vatan-ı aslî:İnsanın doğup büyüdüğü, daha sonra evlendiği yerdir. Bundan sonra da hep kalmak niyetiyle yerleştiği yerdir. Burayı da değiştirip temelli kalmak üzere başka yere göçebilir. O zaman göçtüğü yer vatan-ı aslî olur. Vatan-ı aslîye giden kimse seferî olmaz.
Çocuğun Vatanı
Bâlig bir çocuğun ana babasının bulunduğu yer, doğduğu yer bile olsa, buradan ayrılıp başka yerde, çıkmamak üzere niyet edip yerleşse veya evlense, orası vatan-ı aslîsi olur. Ana babasının yanına gidince, yerleşmeye niyet etmedikçe, burası, çocuğun vatan-ı aslîsi olmaz. Onun vatan-ı aslîsi, evlendiği veya son yerleştiği yerdir.
Bir köyde ikâmet eden bir kadın, şehirdeki doğum evine giderek çocuğu olsa, çocuğun vatan-ı aslîsi, annesinin ikâmet ettiği köydür. Çünkü orada büyüyecektir. Birkaç gün kaldığı yerde, ya'nî vatan-ı süknâda doğmuş sayılmaz.
Vatan-ı ikâmet:Giriş-çıkış günlerinden başka 15 gün veya daha çok devamlı kalıp, sonra çıkmaya niyet edilen yere vatan-ı ikâmet [geçici vatan] denir. Bir kimse, tahsil veya vazîfe için bir yerde yıllarca kalmaya ve sonra buradan çıkmaya niyet ederse, burası vatan-ı ikâmet olur. Temelli yerleşseydi, burası vatan-ı aslî olurdu
Bir yerde bu miktâr kalmaya niyet ederken, bu müddet içinde, başka yere gidip kalmaya ve yine buraya dönmeye de niyet edilirse, burası geçici vatan olmaz. Geceleri burada, gündüzleri başka yerde kalmaya niyet ederse, burası vatan-ı ikâmet olur.
Vatan-ı süknâ: İnsanın uğradığı yer olup, 15 günden az kalmak için niyet edilen, yâhut bugün yarın çıkarım diyerek uzun müddet oturulan yerdir. Misâfir, vatan-ı süknâda farzları hep iki rek'at kılar.
Vatan-ı aslî başka bir vatan-ı aslî ile bozulur. Vatan-ı ikâmette veya vatan-ı süknâda bulunmak, vatan-ı aslînin bozulmasına sebep olmaz. Sefere çıkmak da, vatan-ı aslîyi bozmaz. Meselâ bir kimse, evlenip veya temelli kalmak üzere bir yere yerleşmedikçe, doğup büyüdüğü yer vatan-ı aslî olmaktan çıkmaz. Evlenirse, eski vatan-ı aslîsi bozulur. Evlendiği yer vatan-ı aslî olur. Başka bir yerde temelli kalmak üzere yerleşirse, bu sefer evlendiği yer vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Temelli yerleştiği yerden ayrılıp başka bir yere temelli yerleşirse, önceki yerleştiği yer vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Meselâ:
Bir kimse, Haymana'da doğsa, vatan-ı aslîsi Haymana olur. Bu kişi, Samsun'da evlense, Haymana vatan-ı aslî olmaktan çıkar ve vatan-ı aslîsi Samsun olur. Daha sonra Fatih'te temelli yerleşmeye karar verirse, o zaman vatan-ı aslîsi Fatih olur. Samsun vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Vatan-ı aslîde bir saat de kalınsa namazlar kısaltılmaz.
Vatan-ı ikâmet üç şeyle bozulur:
1- Başka bir vatan-ı ikâmete gidince, sefer niyeti ile çıkmamış olsa ve aralarındaki uzaklık üç günlük yoldan az olsa bile, önceki vatan-ı ikâmet bozulur.
2- Vatan-ı aslîye gidince de bozulur. Bir kimse, vatan-ı aslîsi olan Nevşehir'den Konya'ya bir ay kalmak niyetiyle gitse, sonra, Karaman'a gidip evlense ve oraya yerleşse, Karaman vatan-ı aslî olur. Konya vatan-ı ikâmet, Nevşehir de vatan-ı aslî olmaktan çıkar.
3- Sefere niyet ederek çıkmaktır. Ya'nî vatan-ı ikâmetten 3 günlük yola gitmeye niyet ederek ayrılınca, burası vatan-ı ikâmet olmaktan çıkar. Daha az yola niyet ile gidip gelseydi, vatan-ı ikâmeti bozulmazdı.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#25
KAZÂ NAMAZLARI
Namaz, beden ile yapılan bir ibâdet olduğundan, başkası yerine kılınamaz. Herkesin kendisinin kılması lâzımdır. Namazları vaktinde kılmaya “Edâ” denir. Herhangi bir zamanda tekrar kılmaya “İâde” denir. Meselâ mekruh olarak kılınan namazın vakti çıkmadan, buna imkân olmazsa, her zaman iâdesi vâcibdir. Farz ve vâcib olan namazı, vakti geçtikten sonra kılmağa “Kazâ” etmek denir.
Bir günlük beş vakit farzı ve vitr namazını kılarken ve kazâ ederken, tertip sâhibi olmak farzdır. Ya’nî, namaz kılarken, sıralarını gözetmek lâzımdır. Beşten fazla kazâsı olmayana “Tertip sâhibi” denir. Cuma farzını, o günün öğle namazı sırasında kılmak lâzımdır. Sabah namazına uyanamayan, hutbe okunurken bile hatırlarsa, hemen bunu kazâ etmelidir. Bir namazı kılmadıkça ondan sonraki beş namazı kılmak câiz olmaz. Hadîs-i şerîfte, (Bir namazı uykuda geçiren veyâ unutan kimse, sonraki namazı cemâat ile kılarken hatırlarsa, imâmla namazı bitirip, sonra önceki namazını kazâ etsin! Bundan sonra, imâmla kıldığını tekrar kılsın!) buyuruldu.
Farzı, kazâ etmek farzdır. Vâcibi kazâ etmek vâcibtir. Sünneti kazâ etmek, emrolunmadı. Hanefî mezhebinin âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki; (Sünnet namazlarının yalnız vaktinde kılınmaları emrolundu. Vaktinde kılınmayan sünnet namazlar, insanın üzerinde borç kalmaz. Bunun için, vaktinden sonra kazâ edilmeleri emr olunmadı. Sabâhın sünneti, vâcibe yakın olduğundan, o gün öğleden önce farzı ile kazâ edilir. Sabah sünneti öğleden sonra, başka sünnetler ise, hiçbir zaman kazâ edilmez. Kazâ olursa, sünnet sevâbı hâsıl olmaz. Nâfile kılınmış olur.
Farz namazları bilerek ve özürsüz olarak terketmek büyük günâhtır. Vaktinde kılınmayan böyle namazları kazâ etmek lâzımdır. Farz ve vâcib olan bir namazı bile bile kazâya bırakabilmek için, iki özür vardır: Biri, düşman karşısında olmaktır. İkincisi, seferde olan, ya’nî, üç günlük yol gitmeye niyeti olmasa bile, yolda bulunan kimsenin hırsızdan, yırtıcı hayvandan, selden, fırtınadan korkmasıdır. Bunlar oturarak ve herhangi bir tarafa dönerek veyâ hayvan üzerinde îmâ ile de kılamadığı zaman, kazâya bırakabilir. Bu iki sebeple farzları kazâya bırakmak, uyku ve unutmak sebebi ile kaçırmak günâh olmaz. Boğulmak üzere olanı ve benzerlerini kurtarmak için namazı vaktinden sonra kılmak da sahihtir. Doktorun, ebenin bu özürlerden biri sebebiyle, namazlarını kazaya bırakmalarına, dînimiz izin vermiştir. Fakat, özür bitince, hemen kazâ kılması farz olur. Ancak, harâm olan üç vakitten başka, boş vakitlerinde kılmak şartı ile çoluk çocuğunun rızkını kazanmak, zaruri ihtiyaçlarını temin etmek için çalışacak kadar kazâ kılmayı geciktirebilir.
Nitekim sevgili Peygamberimiz, Hendek muhârebesinin şiddetinden kılamadıkları dört namazı hemen o gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” yaralı ve çok yorgun oldukları halde, cemâat ile kıldı. Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki; (İki farz namazı bir araya getirmek büyük günâhlardandır). Ya’nî, bir namazı vaktinde kılmayıp, vaktinden sonra kılmak en büyük günâhtır. Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki, (Bir namazı vakti çıktıktan sonra kılan kimseyi, Allahü teâlâ seksen hukbe Cehennemde bırakacaktır.) Bu hukbe, seksen âhıret yıldır. Âhıretin bir günü, dünyânın bin yılı kadardır. Bir vakit namazı, vaktinden sonra kılmanın cezâsı bu olursa, hiç kılmayanın cezâsını düşünmelidir.
Namaz dînin direğidir. Namazı terkeden, dînini yıkmış olur. Kıyâmet günü, îmândan sonra ilk sûal namazdan olacaktır. Allahü teâlâ buyuracak ki, (Ey kulum! Namaz hesâbının altından kalkarsan kurtuluş senindir. Öteki hesapları kolaylaştırırım). Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde, meâlen (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyurulmaktadır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (İnsanın Rabbine en yakın olduğu zaman namaz kıldığı zamandır).
Bir müslümanın herhangi bir namazı vaktinde kılmaması iki türlü olur:
1- Özür ile kılmamasıdır.
2- Namazı vazife bildiği, önem verdiği halde tenbellikle terk etmesidir.
Farz namazı özrü olmadan, vakti geçtikten sonra kılmak, ya’nî kazaya bırakmak harâmdır. Namazı, özürsüz olarak vaktinden sonra kılmak, büyük günâhtır. Bu günâh, kazâ edince afv olmuyor. Kazâ edince, yalnız namazı kılmamak günâhı afv olur. Bir kimse namazları kazâ etmedikçe, yalnız tevbe ile afv olmaz. Kazâ ettikten sonra tevbe ederse, afv olması ümit edilir. Tevbe ederken kılmadığı namazları kazâ etmesi lâzımdır. Kazâ etmeye gücü varken, kazâ etmezse, ayrıca büyük bir günâh işlemiş olur. Bu büyük günâh, her namaz kılacak kadar boş zaman geçince, bir misli artmaktadır. Çünkü namazı, boş zamanlarda hemen kazâ etmek de farzdır.
Sünnetler Yerine Kaza Kılınır mı
Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri (Fütûh-ul gayb) kitâbında diyor ki: Mü’minin en önce farzları yapması lâzımdır. Farzlar bittikten sonra, sünnetleri yapar. Ondan sonra nâfilelerle meşgul olur. Farz borcu varken, sünnet ile meşgul olmak ahmaklıktır. Farz borcu olanın sünnetleri kabûl olmaz. Alî ibni Ebî Tâlib “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Farz kılmayıp, kazası olan kimse, kazasını kılmadan nâfile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazâsını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile namazlarını kabûl etmez). Abdülkâdir-i Geylânînin yazdığı bu hadîs-i şerîfi şerheden Hanefî mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki: (Bu haber, farz borcu olanların sünnetlerinin ve nâfilelerinin kabul olmıyacağını göstermektedir. Sünnetlerin, farzları tamamlayacağını biliyoruz. Bunun mânâsı farzlar yapılırken, bunların kemâllerine sebeb olan birşey kaçırılırsa, sünnetler, kılınan farzın kemâl bulmasına sebeb olur. Farz borcu olanın kabûl edilmeyen sünnetleri bir işe yaramaz).
Kudüs kâdısı Muhammed Sâdık Efendi, fâite namazların kazâ edilmesini anlatırken, şöyle bildirmektedir: Büyük âlim İbni Nüceym hazretlerine soruldu ki, (Bir kimsenin kazâya kalmış namazları olsa, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsının sünnetlerini bu namazların kazâlarına niyet ederek kılsa, bu kimse sünnetleri terk etmiş olur mu?). Cevâbında: (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat, o vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmak demektir. Şeytan hiç namaz kıldırmamak ister. Farzdan başka bir namaz daha kılarak, şeytana inat edilmiş, rezil edilmiş olur. Sünnet yerine kaza kılmakta, sünnet de yerine getirilmiş olur. Kaza borcu olanların, her namaz vakti, o vaktin farzından başka namaz kılarak, sünneti yerine getirmek için, kaza kılması lâzımdır. Çünkü çok kimse, kazâ kılmayıp, sünnetleri kılıyor. Bunlar Cehenneme gidecektir. Halbuki, sünnetlerin yerine kaza kılan, Cehennemden kurtulur) buyurdu.
Kazâ Namazları Nasıl Kılınır
Kazâ namazlarını bir an önce kılarak, ayrıca tevbe de ederek, büyük cezâdan kurtulmalıdır. Bunun için, sünnetleri de kazâ niyetiyle kılmak lâzımdır. Tenbellikle namaz kılmayanlar, senelerce kazâ borcu olanlar, namaza başladıkları zaman, sünneti kılarken, o vaktin ilk kazâya kalmış namazını kazâ etmeği niyet ederek kılmalıdır. Bunların, sünnetleri kazâ namazı için niyet ederek kılması, dört mezhebde de lâzımdır. Hanefî mezhebinde namazı özürsüz kazâya bırakmak ekber-i kebâirdir. Bu çok büyük günâh, her namaz kılacak kadar boş zaman geçince bir misli artmaktadır. Çünki, namazı, boş zamanlarda hemen kazâ etmek de farzdır. Hesâba, sayıya sığmayan bu müthiş günâhdan ve azâbdan kurtulmak için, öğle namazının ilk dört rekât sünnetini kılarken, ilk kazâya kalmış öğlenin farzını niyet ederek kazâ kılmalıdır. Öğlenin son sünnetini kılarken, ilk kazâya kalmış sabahın farzını niyet ederek, kazâ kılmalıdır. İkindinin sünnetini kılarken, ikindi farzını niyet ederek kazâ kılmalıdır. Akşamın sünnetini kılarken, üç rekât akşam farzını niyet ederek kazâ kılmalıdır. Yatsının ilk sünnetini kılarken, yatsı farzını ve son sünnetini kılarken de, ilk kazâya kalmış vitri niyet ederek üç rekât olarak kazâ kılmalıdır. Böylece her gün, bir günlük kazâ ödenir. Terâvih namazlarını kılarken de, kazâ niyet ederek, kazâ kılmalıdır. Kaç senelik kazâ namazı varsa, buna, o kadar sene devam etmelidir. Kazâlar bitince, yine sünnetleri, kılmağa başlamalıdır. Vakti varsa, ayrıca her fırsatta kazâ kılıp, bir an önce kazâ borçlarını bitirmelidir. Kılınmıyan kazâların, günâhı, her gün geçtikçe bir misli artmaktadır.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#26
Namaz Nasıl Kılınır?
Namaz kılınacak yerin ve üzerinin temiz olmasına dikkat edilir. Abdest alınıp, kıbleye dönülür. Hangi namazı kılınıyorsa ona niyet edilir.
Şimdi sabah namazının sünneti için niyet edelim:.


  • [*]"Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya"

Tekbir - Al Takbir

Erkekler :
Gözler secde yerine bakıyor.
Ellerin içi kıbleye dönük, başparmak kulak yumuşağına değiyor.İki ayak birbirine parelelel, ayaklar arasında 4 parmak sığacak kadar mesafe var.

Allahu Ekber denilir.
.


Hanımlar : Hanımlar tekbir alırken ellerimizi omuz hizalarına kadar kaldırır. Ayaklar az açık. Vücudumuz diktir.
Eller göğüs üstünde, gözler secdeye bakar durumdadır.
Allahu Ekber denilir.Sonra Euzu Besmeleçekilir ve Fatiha-i Şerife okunur.
Sonunda "Amin" denir. Peşinden kısa bir süre okunur. Eller yana salınarak "Allahu Ekber" denerek ruküa eğilinir.


Erkekler: Gözler secde yerine bakıyor.
Eller göbek altına bağlanmış vaziyette. Sağ elin küçük parmağıyla başparmak, sol elin bileğini halka gibi kavramış şekilde.
İki ayak arası 4 parmak kadar açık ve birbirine parelel.

Hanımlar: Gözler secdeye bakar.
Eller göğüsler üzerine bağlanır. Sağ el sol el üzerindedir. İki el beraberce göğüs üzerine konur.
Ayaklar az açık, vücudumuz diktir.


Rükû - Al Rukuh


Rükuda üç kere "Sübhane rabiye'l azıym" denir.
"Semiallahü limen hamideh" ve "Rabbena lekel hamd" diyerek doğrulunur.
Peşinden "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır.


Erkekler:Gözler iki ayak ucuna bakıyor.
Baş ile sırt aynı hizada, sırt düz vaziyette ve yere parelel durumda.
Bacak ve kollar gergin. Parmaklar açık, sıkıca diz kapaklarını kavramış durumda.

.



Hanımlar: Gözler ayak ucuna bakıyor.
Ayaklar az açık. Baş sırt hizasına gelmeyecek kadar az eğik. Dizler ve dirsekler hafif bükük. Eller dizlerin üzerinde.

Erkekler:
Baş iki el arasında. Alın ve burun yere değiyor. Parmaklar kıbleye doğru. Dirsekler yere değmiyor ve vücuda yapışık değil. Karın oyluklardan ayrı. Ayak parmakları kıbleye dönük, topuklar bitişik.

Hanımlar: Alın ve burun yere değiyor. Baş iki el arasında, parmaklar kıbleye doğru. Dirsekler yere değiyor ve vücuda yapışık, oyluklar da karna bitişik durumda. Ayakların üstü yere gelmiş şekilde ve her iki ayak sağa yatık.


İkinci Rekat - Second Rakah* İkinci rekat birinci rekat'a benzer, ancak yalnız Besmele çekilir ve Fatiha-i Şerife okunur. Sonunda "Amin" denir. Peşinden kısa bir süre okunur. Daha sonra önceki gibi rukü ve secdeler yapılır. İkinci secdeden sonra "Allahu Ekber" denilerek oturulur.
Ka'de - Oturuş - Al-QadaBu oturuşta "
Etteahiyyatü, Allahumma Salli, Allahumme Barik, Rabbena duaları okunur.


Erkekler: Gözler oyluklara bakıyor. Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde. Sol ayak yatık ve üzerinde oturulmuş. Sağ ayak dik ve başparmağı kıbleye dönük.

Male:




Hanımlar:
Son oturuşta, eller dizler üstünde serbest. Ayakların her ikisi de sağa çıkarılmış. Ayaklar üzerine değil, yere oturulur. Gözler dizlere bakmakta.



Selam - Salam
Dualardan sonra, önce sağa sonra sola dönülerek
"Es-selâmü aleykum ve rahmetüllah" denir.
Namaz tamamlanmış olur.



Erkekler:
Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde.
Sol ayak yatık ve üzerinde oturulmuş. Sağ ayak dik ve başparmağı kıbleye dönük.
Baş önce sağa çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor, sonra sola çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor.



Hanımlar: Gözler oyluklara bakıyor. Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde.Her iki ayak sağa çıkarılmış vaziyette

Baş önce sağa çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor, sonra sola çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor.
 

F@lsefe

Uzman Onbaşı
#27
Dua


Namazları bitirip selam verdikten sonra, "Allahumme ente's-selamu ve min-ke's-selam tebârekte yâ ze'l Celali ve'l-İkram" denilir.


Sonra "Ala Resulinâ salâvât" diye salâvat-i şerife getirilerek arkasından: "Sübhanellahi ve'lhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vellahu ekber ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil aliyyi'l-azim" denilir.

Bundan sonra, bir "Ayete'l-kürsi" okunur.


Ardından, 33 kere "Sübhanellah", 33 kere "Elhamdülillah", 33 kere "Allahu Ekber" dedikten sonra, "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh lehül-mülkü ve lehü'l,hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr" diyerek eller kaldırılır, dua ve niyazda bulunulur.





Namaz Duaları - Al - Dua SalatEttehiyyatü, "Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh",

Manası:Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve (yakinen bilirim) ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allh'ın kulu ve Resûlüdür.
Al-Tahiyyah, "At-tahiy'yatü lil'lahi was'salawatu wat'tay'yibatu, Assalamualayka ay'yuhan'nabiy'yu wa Rahmatul'lahi wa barakatuhu, Assalamu alaina wa ala ibadil'lahissaliihin, Esh'hadu anla ilahe ill'Allah, Wa esh'adhu an'na Mohammed'en abduhu wa Rasuluhu.



Allahumme Salli,"Allahümme salli alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd",

Manası: Allah'ım Hz. Muhammed ve âline , Hz. İbrahim'e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle.
Allahumme Barik, "Allahümme barik alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin k
emâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd"


Manası:Allah'ım Hz. Muhammed ve âline, Hz. İbrahim'e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.

Rabbena Atina, "Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar"


Manası: Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.

Rabbenâağfirlii, "Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü'miniyne yevme yekuumül hisâab"


Manası: Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et.

 

Benzer konular