türkislam74
Uzman Onbaşı
Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakt namâz vardı.
Hepsinin kıldıgı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma
inananlara farz edildi. Namâz kılmak, îmânın sartı degildir.
Fekat, namâzın farz olduguna inanmak, îmânın sartıdır.
Namâz, dînin diregidir. Namâzını devâmlı, dogru ve tam
olarak kılan kimse, dînini kurmus, Islâm binâsını ayakda durdurmus
olur. Namâzı kılmayan, dînini ve Islâm binâsını yıkmıs
olur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki;
(Dînimizin bası, namâzdır). Bassız insan olmadıgı gibi, namâzsız
da, din olmaz.
Namâz, Islâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emrdir.
Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namâzı
farz etdi. Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede
(Namâz kılınız!) buyurulmakdadır. Hadîs-i serîfde, (Allahü
teâlâ, hergün bes vakt namâz kılmayı farz etdi. Kıymet vererek
ve sartlarına uyarak, hergün bes vakt namâz kılanı Cennete sokacagını,
Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.
Namâz, dînimizde yapılması emr edilen bütün ibâdetlerin en
kıymetlisidir. Bir hadîs-i serîfde, (Namâz kılmayanın, Islâmdan
nasîbi yokdur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i serîfde, (Mü’min ile
kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Ya’nî mü’min namâz
kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise ba’zan kılar, ba’zan kılmaz.
Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Namâz kılmayanlar,
kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)
Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklügünü düsünerek,
Onun karsısında kendi küçüklügünü anlamakdır. Bunu anlayan
kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün bes kerre,
Rabbinin huzûrunda oldugunu niyyet eden kimsenin kalbi
ihlâs ile dolar. Namâzda yapılması emr olunan her hareket, kalbe
ve bedene fâideler saglamakdadır.
Câmi’lerde cemâ’at ile namâz kılmak, müslimânların kalblerini
birbirine baglar. Aralarında sevgiyi saglar. Birbirlerinin
kardes olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli
olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakîrlere
ve kuvvetliler, za’îflere yardımcı olur. Saglamlar, hastaları câmi’de
göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardesinin yardımına
kosanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) hadîs-i serîfindeki müjdeye
kavusmak için yarıs ederler.
Namâz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan seylerden alıkoyar.
Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i serîfde, (Bes vakt namâz,
sizden birinizin kapısının önünde akan nehr gibidir. Bir kimse,
o nehre hergün bes def’a girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacagı
gibi, iste bes vakt namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları
afv olunur) buyuruldu.
Namâz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra, bütün
amel ve ibâdetlerden dahâ üstün bir ibâdetdir. Bunun için, namâzları,
farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına
riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve
sellem” bir hadîs-i serîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Eshâbım!
Edâsına tamâmiyle riâyet olunan namâz, Allahü teâlânın
begendigi bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir.
Meleklerin sevdigidir. Ma’rifetin, yerin ve göklerin nûrudur.
Bedenin kuvvetidir. Rızkların berekâtıdır. Düânın kabûlüne
vesîledir. Melek-ül-mevte [ya’nî ölüm melegine], sefâ’atçıdır.
Kabrde ısık, Münker ve Nekîre cevâbdır. Kıyâmet gününde
üzerine gölgedir. Cehennem atesiyle kendi arasında siperdir.
Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtârıdır.
Cennetde basına tâcdır. Allahü teâlâ, mü’minlere namâzdan
dahâ önemli bir sey vermemisdir. Eger namâzdan dahâ üstün
bir ibâdet olsaydı, en önce mü’minlere onu verirdi. Zirâ meleklerin
kimi devâmlı kıyâmda, kimi rükü’da, kimi secdede, kimi
de tesehhüddedir. Bunların hepsini bir rek’at namâzda toplayıp,
mü’minlere hediyye verdi. Zirâ namâz, îmânın bası, dînin
diregi, islâmın kavli [sözü] ve mü’minlerin mi’râcıdır. Gögün
nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır).
Birgün hazret-i Alînin “radıyallahü anh ve kerremallahü
vecheh” ikindi namâzı geçmisdi. Üzüntüsünden kendisini bir
tepeden asagı atdı. Inleye inleye aglayıp, feryâd etdi. Peygamberimiz
Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem”, Onun
bu durumundan haber alınca, Eshâbı ile berâber hazret-i
Alînin “radıyallahü anh” yanına geldiler. Hâlini görünce, kâinâtın
Efendisi olan Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”
de aglamaya basladı. Düâ etdi. Günes tekrâr yükseldi.–
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz: (Yâ Alî!
Basını kaldır, günes hâlâ görünüyor) buyurdu. Hazret-i Alî “radıyallahü
anh” buna çok sevindi ve namâzını kıldı.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, bir gece, çok
ibâdet etdiginden, gece sonunda uyku basdırdı. Vitr namâzı
geçdi. Sabâh namâzında, Peygamber efendimizi takîb ederek,
mescid kapısında huzûruna gelip feryâd etdi. (Yâ Resûlallah!
Imdâdıma yetis, vitr namâzım geçdi) diye aglıyarak yalvardı.
Resûlullah efendimiz de, aglamaya basladı. Bunun üzerine
Cebrâîl “aleyhisselâm” gelip, (Yâ Resûlallah! Sıddîka söyle ki,
Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi.
Evliyânın büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”,
bir gece uyku bastırıp, sabâh namâzına uyanamadı. O kadar
aglayıp inledi ki, bir ses isitdi: (Ey Bâyezîd! Bu kusûrunu
afv eyledim. Bu aglamanın bereketi ile sana ayrıca yetmis bin
namâz sevâbı verdim) buyuruldu. Birkaç ay sonra yine uyku
bastırdı. Seytân gelip, mübârek ayagından tutarak uyandırdı.
(Kalk, namâzın geçmek üzeredir) dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri
buyurdu ki: (Ey mel’ûn, sen böyle isi nasıl yaparsın? Sen,
herkesin namâzının kaçmasını, vaktini geçirmesini istersin. Beni
niçin uyandırdın?) Seytân dedi ki: (Sabâh namâzını kaçırdıgın
gün, aglayarak yetmisbin namâz sevâbı kazanmısdın. Bugün
onu düsünerek, seni uyandırdım ki, bir vakt namâz sevâbı bulasın.
Yetmisbin namâz sevâbına kavusamıyasın!)
Büyük velî Cüneyd-i Bagdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyânın
bir sâati, kıyâmetin bin senesinden dahâ iyidir. Zîrâ bu
bir sâatde, sâlih, makbûl bir amel islenebilir ve o bin senede birsey
yapılamaz). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu
ki: (Bir kimse bir namâzı, bile bile öbür namâza birlesdirirse,
seksen hukbe Cehennemde yanacakdır). Bir hukbe, seksen
âhiret senesidir. Âhiretin bir günü bin dünyâ senesidir.
O hâlde, ey din kardesim! Vaktini bos, fâidesiz seylerle geçirme.
Zemânının kıymetini bil. Vaktini en iyi seylere sarf et.
Sevgili Peygamberimiz, (Musîbetlerin en büyügü, vakti fâidesiz
seylerle geçirmekdir) buyurdu. Namâzlarını vaktinde kıl ki, kıyâmet
günü pismân olmayıp, çok büyük sevâba kavusasın!
Hadîs-i serîfde buyuruldu ki, (Bir namâzı vaktinde kılmayarak
kazâya bırakıp, edâ etmezden önce vefât eden kimsenin mezârına,
Cehennemden yetmis pencere açılıp, kıyâmete kadar
azâb çeker). Bir namâzını vaktinde, bile bile kılmayan, ya’nî
namâz vakti geçerken, namâz kılmadıgı için üzülmeyen, din-–
den çıkar veyâ ölürken îmânsız gider. Yâ namâzı, hâtırına bile
getirmeyenler, namâzı vazîfe tanımayanlar ne olur? Namâza
ehemmiyyet vermiyenin, onu vazîfe tanımıyanların (Mürted)
ya’nî kâfir olacaklarını dört mezhebin bütün âlimleri sözbirligi
ile bildirmislerdir. Namâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeyi düsünmeyen
ve bunun için azâb çekeceginden korkmayan kimsenin
de (Mürted) ya’nî kâfir olacagı, Abdülganî Nablüsî hazretlerinin
“Hadîkatün nediyye” kitâbının “Dilin âfetleri” bölümünde
yazılıdır.
_________________________
Imâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1.ci cild, 275.ci
mektûbunda buyuruyor ki:
Sizin bu ni’mete kavusmanız, islâmiyyet bilgilerini ögretmekle
ve fıkh hükmlerini yaymakla olmusdur. Oralara cehâlet yerlesmisdi
ve bid’atler yayılmısdı. Allahü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size
ihsân etdi. Islâmiyyeti yaymaga sizi vesîle eyledi. Öyle ise, din bilgilerini
ögretmege ve fıkh ahkâmını yaymaga elinizden geldigi kadar
çalısınız. Bu ikisi bütün se’âdetlerin bası, yükselmenin vâsıtası
ve kurtulusun sebebidir. Çok ugrasınız! Din adamı olarak ortaya
çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, dogru
yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde
meâlen, (Rabbinin rızâsına kavusmak istiyen için, bu elbette bir
nasîhatdir) buyuruldu.
_________________________
Gelin namâz kılalım, kalbden pası silelim,
Allaha yaklasılmaz, namâzın kılmadıkça!
Nerde namâz kılınır, günâhlar hep dökülür,
Insan, kâmil olamaz, namâzın kılmadıkça!
Kur’ân-ı kerîmde Hak, namâzı çok medh etdi,
Dedi sevmem kisiyi, namâzın kılmadıkça!
Bir hadîs-i serîfde: Îmânın alâmeti,
Insanda belli olmaz, namâzın kılmadıkça!
Bir namâzı kılmamak, ekber-i kebâirdir,
Tevbe ile afv olmaz, kazâsın kılmadıkça!
Namâzı hafîf gören, îmândan çıkar hemân,
Müslimân olamaz o, namâzın kılmadıkça!
Namâz kalbi temizler, kötülükden men eder,
Münevver olamazsın, namâzın kılmadıkça!
Hepsinin kıldıgı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma
inananlara farz edildi. Namâz kılmak, îmânın sartı degildir.
Fekat, namâzın farz olduguna inanmak, îmânın sartıdır.
Namâz, dînin diregidir. Namâzını devâmlı, dogru ve tam
olarak kılan kimse, dînini kurmus, Islâm binâsını ayakda durdurmus
olur. Namâzı kılmayan, dînini ve Islâm binâsını yıkmıs
olur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki;
(Dînimizin bası, namâzdır). Bassız insan olmadıgı gibi, namâzsız
da, din olmaz.
Namâz, Islâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emrdir.
Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namâzı
farz etdi. Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede
(Namâz kılınız!) buyurulmakdadır. Hadîs-i serîfde, (Allahü
teâlâ, hergün bes vakt namâz kılmayı farz etdi. Kıymet vererek
ve sartlarına uyarak, hergün bes vakt namâz kılanı Cennete sokacagını,
Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.
Namâz, dînimizde yapılması emr edilen bütün ibâdetlerin en
kıymetlisidir. Bir hadîs-i serîfde, (Namâz kılmayanın, Islâmdan
nasîbi yokdur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i serîfde, (Mü’min ile
kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Ya’nî mü’min namâz
kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise ba’zan kılar, ba’zan kılmaz.
Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Namâz kılmayanlar,
kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)
Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklügünü düsünerek,
Onun karsısında kendi küçüklügünü anlamakdır. Bunu anlayan
kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün bes kerre,
Rabbinin huzûrunda oldugunu niyyet eden kimsenin kalbi
ihlâs ile dolar. Namâzda yapılması emr olunan her hareket, kalbe
ve bedene fâideler saglamakdadır.
Câmi’lerde cemâ’at ile namâz kılmak, müslimânların kalblerini
birbirine baglar. Aralarında sevgiyi saglar. Birbirlerinin
kardes olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli
olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakîrlere
ve kuvvetliler, za’îflere yardımcı olur. Saglamlar, hastaları câmi’de
göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardesinin yardımına
kosanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) hadîs-i serîfindeki müjdeye
kavusmak için yarıs ederler.
Namâz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan seylerden alıkoyar.
Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i serîfde, (Bes vakt namâz,
sizden birinizin kapısının önünde akan nehr gibidir. Bir kimse,
o nehre hergün bes def’a girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacagı
gibi, iste bes vakt namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları
afv olunur) buyuruldu.
Namâz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra, bütün
amel ve ibâdetlerden dahâ üstün bir ibâdetdir. Bunun için, namâzları,
farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına
riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve
sellem” bir hadîs-i serîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Eshâbım!
Edâsına tamâmiyle riâyet olunan namâz, Allahü teâlânın
begendigi bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir.
Meleklerin sevdigidir. Ma’rifetin, yerin ve göklerin nûrudur.
Bedenin kuvvetidir. Rızkların berekâtıdır. Düânın kabûlüne
vesîledir. Melek-ül-mevte [ya’nî ölüm melegine], sefâ’atçıdır.
Kabrde ısık, Münker ve Nekîre cevâbdır. Kıyâmet gününde
üzerine gölgedir. Cehennem atesiyle kendi arasında siperdir.
Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtârıdır.
Cennetde basına tâcdır. Allahü teâlâ, mü’minlere namâzdan
dahâ önemli bir sey vermemisdir. Eger namâzdan dahâ üstün
bir ibâdet olsaydı, en önce mü’minlere onu verirdi. Zirâ meleklerin
kimi devâmlı kıyâmda, kimi rükü’da, kimi secdede, kimi
de tesehhüddedir. Bunların hepsini bir rek’at namâzda toplayıp,
mü’minlere hediyye verdi. Zirâ namâz, îmânın bası, dînin
diregi, islâmın kavli [sözü] ve mü’minlerin mi’râcıdır. Gögün
nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır).
Birgün hazret-i Alînin “radıyallahü anh ve kerremallahü
vecheh” ikindi namâzı geçmisdi. Üzüntüsünden kendisini bir
tepeden asagı atdı. Inleye inleye aglayıp, feryâd etdi. Peygamberimiz
Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem”, Onun
bu durumundan haber alınca, Eshâbı ile berâber hazret-i
Alînin “radıyallahü anh” yanına geldiler. Hâlini görünce, kâinâtın
Efendisi olan Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”
de aglamaya basladı. Düâ etdi. Günes tekrâr yükseldi.–
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz: (Yâ Alî!
Basını kaldır, günes hâlâ görünüyor) buyurdu. Hazret-i Alî “radıyallahü
anh” buna çok sevindi ve namâzını kıldı.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, bir gece, çok
ibâdet etdiginden, gece sonunda uyku basdırdı. Vitr namâzı
geçdi. Sabâh namâzında, Peygamber efendimizi takîb ederek,
mescid kapısında huzûruna gelip feryâd etdi. (Yâ Resûlallah!
Imdâdıma yetis, vitr namâzım geçdi) diye aglıyarak yalvardı.
Resûlullah efendimiz de, aglamaya basladı. Bunun üzerine
Cebrâîl “aleyhisselâm” gelip, (Yâ Resûlallah! Sıddîka söyle ki,
Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi.
Evliyânın büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”,
bir gece uyku bastırıp, sabâh namâzına uyanamadı. O kadar
aglayıp inledi ki, bir ses isitdi: (Ey Bâyezîd! Bu kusûrunu
afv eyledim. Bu aglamanın bereketi ile sana ayrıca yetmis bin
namâz sevâbı verdim) buyuruldu. Birkaç ay sonra yine uyku
bastırdı. Seytân gelip, mübârek ayagından tutarak uyandırdı.
(Kalk, namâzın geçmek üzeredir) dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri
buyurdu ki: (Ey mel’ûn, sen böyle isi nasıl yaparsın? Sen,
herkesin namâzının kaçmasını, vaktini geçirmesini istersin. Beni
niçin uyandırdın?) Seytân dedi ki: (Sabâh namâzını kaçırdıgın
gün, aglayarak yetmisbin namâz sevâbı kazanmısdın. Bugün
onu düsünerek, seni uyandırdım ki, bir vakt namâz sevâbı bulasın.
Yetmisbin namâz sevâbına kavusamıyasın!)
Büyük velî Cüneyd-i Bagdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyânın
bir sâati, kıyâmetin bin senesinden dahâ iyidir. Zîrâ bu
bir sâatde, sâlih, makbûl bir amel islenebilir ve o bin senede birsey
yapılamaz). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu
ki: (Bir kimse bir namâzı, bile bile öbür namâza birlesdirirse,
seksen hukbe Cehennemde yanacakdır). Bir hukbe, seksen
âhiret senesidir. Âhiretin bir günü bin dünyâ senesidir.
O hâlde, ey din kardesim! Vaktini bos, fâidesiz seylerle geçirme.
Zemânının kıymetini bil. Vaktini en iyi seylere sarf et.
Sevgili Peygamberimiz, (Musîbetlerin en büyügü, vakti fâidesiz
seylerle geçirmekdir) buyurdu. Namâzlarını vaktinde kıl ki, kıyâmet
günü pismân olmayıp, çok büyük sevâba kavusasın!
Hadîs-i serîfde buyuruldu ki, (Bir namâzı vaktinde kılmayarak
kazâya bırakıp, edâ etmezden önce vefât eden kimsenin mezârına,
Cehennemden yetmis pencere açılıp, kıyâmete kadar
azâb çeker). Bir namâzını vaktinde, bile bile kılmayan, ya’nî
namâz vakti geçerken, namâz kılmadıgı için üzülmeyen, din-–
den çıkar veyâ ölürken îmânsız gider. Yâ namâzı, hâtırına bile
getirmeyenler, namâzı vazîfe tanımayanlar ne olur? Namâza
ehemmiyyet vermiyenin, onu vazîfe tanımıyanların (Mürted)
ya’nî kâfir olacaklarını dört mezhebin bütün âlimleri sözbirligi
ile bildirmislerdir. Namâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeyi düsünmeyen
ve bunun için azâb çekeceginden korkmayan kimsenin
de (Mürted) ya’nî kâfir olacagı, Abdülganî Nablüsî hazretlerinin
“Hadîkatün nediyye” kitâbının “Dilin âfetleri” bölümünde
yazılıdır.
_________________________
Imâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1.ci cild, 275.ci
mektûbunda buyuruyor ki:
Sizin bu ni’mete kavusmanız, islâmiyyet bilgilerini ögretmekle
ve fıkh hükmlerini yaymakla olmusdur. Oralara cehâlet yerlesmisdi
ve bid’atler yayılmısdı. Allahü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size
ihsân etdi. Islâmiyyeti yaymaga sizi vesîle eyledi. Öyle ise, din bilgilerini
ögretmege ve fıkh ahkâmını yaymaga elinizden geldigi kadar
çalısınız. Bu ikisi bütün se’âdetlerin bası, yükselmenin vâsıtası
ve kurtulusun sebebidir. Çok ugrasınız! Din adamı olarak ortaya
çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, dogru
yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde
meâlen, (Rabbinin rızâsına kavusmak istiyen için, bu elbette bir
nasîhatdir) buyuruldu.
_________________________
Gelin namâz kılalım, kalbden pası silelim,
Allaha yaklasılmaz, namâzın kılmadıkça!
Nerde namâz kılınır, günâhlar hep dökülür,
Insan, kâmil olamaz, namâzın kılmadıkça!
Kur’ân-ı kerîmde Hak, namâzı çok medh etdi,
Dedi sevmem kisiyi, namâzın kılmadıkça!
Bir hadîs-i serîfde: Îmânın alâmeti,
Insanda belli olmaz, namâzın kılmadıkça!
Bir namâzı kılmamak, ekber-i kebâirdir,
Tevbe ile afv olmaz, kazâsın kılmadıkça!
Namâzı hafîf gören, îmândan çıkar hemân,
Müslimân olamaz o, namâzın kılmadıkça!
Namâz kalbi temizler, kötülükden men eder,
Münevver olamazsın, namâzın kılmadıkça!