Mevlid Gecesinin Fazîletleri ve İhyâsı | İlim Yuvası - Ulvi Hocaları Sevenler Platformu
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1200 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK - ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1200 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK - ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1200 GÜN OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK

Mevlid Gecesinin Fazîletleri ve İhyâsı

'Mevlid Kandili' forumunda dost-semihbaba4125 tarafından 28 Kas 2017 tarihinde açılan konu

Bu Sayfayı Paylaş

  1. dost-semihbaba4125

    dost-semihbaba4125 Asteğmen
    Özel mesaj gönder

    Katılım:
    29 Ara 2010
    Mesaj:
    2,185
    Alınan Beğeniler:
    18
    Ödül Puanları:
    38
    [​IMG]

    Rebî‘u’l-Evvel ayının 11’ini 12’sine bağlayan gece (11 Aralık 2016 akşam namazını müteakip), mevlid kandilini idrâk edeceğiz inşaAllâh.
    Mevlid, lügatte ‘doğum yeri, doğum zamanı’ anlamlarına gelmektedir. Istılahta ise Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğum gününü ifade etmektedir. Bazı İslâm büyüklerinin doğum gününü belirtmek için de mevlid ifadesi kullanılmasına karşın, aksi bir karine olmadıkça bu ifadeyle, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğumunun kastedildiği anlaşılır.

    Hazreti Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğumundan başlayıp vefâtına dek hayatını konu edinen, fazîletlerini ve mucizelerini anlatmak için kaleme alınmış ve pek çok dilde yazılıp söylenmiş olan şiirlere ‘mevlid’ denilmesi de bu sebepledir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e duyulan muhabbet, özlem ve hürmetin tezâhürü olan bu şiirler, müstakil bir edebî tür haline gelmiştir. Ülkemizde daha çok Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu ‘vesîletü’n-necât’ (kurtuluş vesilesi) adlı mevlid bilinmekte ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğumunun sene-i devriyesi başta olmak üzere, diğer kandil geceleri, nikâh ve vefât hadiseleri ve dinî değeri olan diğer bazı merasimlerde yaygın bir şekilde okunup okutulmaktadır.

    Yaratılmışların en fazîletlisi olan Hazreti Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), yeryüzünü, Rebiü’l-Evvel ayının 12’sinde Pazartesi günü şereflendirmiştir. Doğumundan önce, doğumu esnasında ve sonrasında pek çok mûcizevî haller vuku bulmuştur. O’nun gelişiyle birlikte insanlık tarihi için artık yepyeni bir dönem başlamıştır. İnsanlar üzerinden birçok musibet ve meşakkat kaldırılmış, câhiliyye karanlığı yerini, ilmin aydınlığı ve nûruna bırakmıştır. Bu durum ifadesini, O’nun ‘Âlemlere rahmet’ olarak gönderildiğini beyan eden âyet-i kerîmede[1] bulmaktadır. O’nunla birlikte başlayan yeni dönem Kur’ân-ı Kerîm’de olanca açıklığıyla şöyle beyan edilmiştir:

    “Andolsun ki; muhakkak Allâh inananlara karşı elbette büyük bir iyilikte bulunmuştur; hani O, (melek ve cin türünden değil de, anlaşmaları kolay olsun için) kendileri (gibi Âdem nesli)nden olan değerli bir peygamberi aralarında göndermişti ki, O (Allâh-u Sübhânehû)nun âyetlerini üzerlerine art arda okumaktadır, onları (maddî ve manevî pisliklerden) tamamen arındırmaktadır, bir de kendilerine o (yüce) Kitab (olan Kur’ân)ı ve hikmeti(; sünnet ve fıkhı) öğretmektedir. Hâlbuki şüphesiz onlar, daha önce elbette apaçık bir (sapıklık ve) dalâlet içinde bulunmuşlardı.”[2]

    Mevlid-i Şerîf Bid‘ât Değildir
    Bazı kimseler Mevlid-i Şerîf kutlamanın asr-ı saadette mevcut olmayıp sonradan ihdâs edilen çirkin bir bid‘ât olduğunu söyleyerek buna karşı çıkmaktadırlar. Oysaki bu görüş, konuyu derinlemesine incelemeden serdedilmiş sığ bir görüştür.[3] Ebû Katâde (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e pazartesi günü oruç tutmanın fazîleti sorulduğunda: “Bu, benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim gündür.”[4] buyurmuştur. Hazreti Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) doğduğunda, cariyesi Süveybe’yi azat etmiş olan Ebû Leheb’in azabının pazartesi günleri hafifletildiğini haber veren hadîs-i şerîf de[5], Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğduğu günün uhrevî bir ehemmiyete sahip olduğuna işaret etmektedir.

    Bu hadîs-i şerîfler, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğduğu günü ihyâ etmenin sünnette bir karşılığı bulunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla sünnetten temeli bulunan bir tatbikatın kitlesel bir merasim haline sonradan dönüştürülmüş olması bunu dalâlet olan bir iş değil, sünnete dayanılarak açılan iyi bir çığır kılmaktadır.

    Mevlid-i Şerîf kutlamalarının caiz olmadığını savunan bazılarının muteber âlimlerin isimlerini zikretmeleri de taaccüple karşılanmamalıdır. Zira bu itirazlar incelendiği takdirde onların, mevlid merasimi içerisine meşrû olmayan bazı niyet, söz ve uygulamaları katanların durumunu ele alarak hüküm verdikleri görülecektir.

    Hülâsa; ‘mevlid-i nebî’yi kutlamak, “De ki; Allâh’ın fazlı ve rahmetiyle, işte yalnız onunla ferahlansınlar”[6] âyet-i kerimesinin hitabına uygun bir şekilde, ‘âlemlere rahmet’ olarak gönderilmiş olan Hazreti Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)le ferahlanmaktır. Bu işin meşru olduğunu gösteren müstakil deliller mevcut olmasaydı bile, yalnızca Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğmuş olması bu günü ihyâ etmeyi meşrû kılan yeterli bir sebep olurdu.

    Bu Geceyi İhyâ Adına Neler Yapılmalıdır?
    Hangi ibâdet ve hangi iş olursa olsun, dînîmizde her işin temeli niyettir. Bu sebeple, ‘mevlid-i nebî’yi ihyâ edecek olan kişi bu geceyi, bütün dünyevî endişelerden arınmak suretiyle sâlih bir niyetle ve mükâfatını sadece ve sadece Allah Te‘âlâ’dan bekleyerek ihyâ etmelidir.

    Bu gece her şeyden evvel bolca tevbe ve istiğfâr edip bağışlanma ve âfiyet talep edilmelidir. Muhtelif salavât-ı şerîfeler elden bırakılmamalı, Kur’ân-ı Kerîm tilâvetiyle meşgul olunmalıdır. Bilhassa kaza namazı borcu olanlar, münhasıran bu günahları için af talebinde bulunmalı ve kaza namazı kılmalıdırlar. Vakti müsait olmayanlar, en azından bir günlük kaza namazlarını kılmalıdırlar.

    Hâceti ve isteği olanlar bu geceyi, hususi fazîletinden de istifadeyle hâcet namazı kılarak değerlendirmelidirler. Samimiyetle yapılacak şahsî duaların yanında, ümmetin ve insanlığın geneli, İslâm coğrafyalarındaki işgal, kan, gözyaşı ve zulmün dinmesi için de dua edilmesinin lüzûmu unutulmamalıdır.

    Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ömürde en az bir kez olsun kılınmasını beyan ettikleri tesbih namazını[7] da yine bu gecenin bereketiyle kılmak faziletli bir iş olacaktır. Bu gibi mübârek geceleri ihyanın en azı, yatsı ve sabah namazlarını cemaatle edâ etmektir. Bu gecenin varlığından haberdar olarak sadece Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğumuna ve gönderilişine sevinmek dahi bu geceyi ihyânın bir yönüdür.

    Muhtaçları gözetmek, hayr-ı hasenât ve tasaddukta bulunmak, ilim yuvaları ve dinî müesseseleri sadaka-i câriye ile desteklemek ve sohbet meclislerinde bulunmak da yine büyük fazîletlere ve bol miktarda ecre ulaşma noktasında, bu gece unutulmaması gereken işlerdendir. Bu mübârek gecenin gündüzünü oruçlu geçirmek de bihakkın ihyâ açısından ayrıca önem taşımaktadır.

    Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
    Mevlid-i nebî kutlamaları esnasında, Kur’ân-ı Kerîm kıraati, evrâd, ezkâr, salavât-ı şerîfe, her türlü ibâdet-taat, ayrıca şiir ve kasîdelerin dışında birtakım şarkılar söylenmesi, çalgı aletlerinin kullanılması ve merasim meclislerinin kadın-erkek karışık bir şekilde kurulması gibi gayrı meşru işlere tevessül edilerek bu mübârek gecelerin ifsadına yol açılmamalıdır.

    Dipnotlar
    [1] Enbiyâ Sûresi:107
    [2] Âli İmrân Sûresi:164
    [3] Konuyla ilgili detaylı malumata, internet sitemizde daha evvel yayımlanmış olan “Mevlit Kutlamalarının Hükmü”, başlıklı makalemizden erişim sağlayabilirsiniz. Bkz. https://www.ismailaga.org.tr/mevlid-kutlamalarinin-hukmu
    [4] Müslim, Sıyâm: 197; Ebû Dâvûd: Savm: 54; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, 5, 297, 299
    [5] Bu rivâyeti İbnü’l-Esîr, “Câmi’u’l-usûl”de (no:9036, 11/476), Abdurrezzak,“el-Musannef”de (7/478), Buhârî ve Müslim “Sahîh”lerinde (4813, 4817, 4818, 4831, 5057 / 1449), Beğavî, “Şerhu’s-sünne”de (9/76), İbni Kesîr, “el-Bidâye”de (1/224), Süheylî, “er-Ravzu’l- ünüf”de (5/192), Âmirî, “Behcetü’l-mehâfil”de (1/41) tahric etmişlerdir ki daha birçok sahîh kaynakta bu rivâyete rastlamak mümkündür.
    [6] Yûnus Sûresi: 58
    [7] Tirmizî, Vitir, 19; İbn Mace, İkâme, 190; Ebû Dâvud, Tatavvu, 14; et-Tergib ve’t-Terhib, I, 467, 469
     

Bu Sayfayı Paylaş

Yükleniyor...