Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1600 GÜN 4 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Kadir Gecemiz Mubarek Olsun

#1




Üç ayların girişiyle birlikte Ramazân-ı Şerîf ayının heyecanı kuşatır bütün gönülleri. Onun girişi yalnızca müslümanlara değil, ihyâ edildiği bölgelerde yaşayan bütün insanlara tesir eder. Gayrımüslim zümreden pek çok kimsenin dahi bu mübârek aya ve oruç tutan mü’minlere hürmet ettiğine birçoğumuz şâhid olmuşuzdur.

Ramazân-ı Şerîf ayının girişiyle birlikte rûhumuzu saran heyecan, ikinci yarısına girişimizle birlikte sona doğru yaklaştığımız her gün artan bir hüzne dönüşür. Zira hiç kimsenin önümüzdeki sene Ramazân-ı Şerîf ayına tekrar kavuşup kavuşmayacağına dair bir garantisi yoktur. Bu sebeple, Ramazân-ı Şerîf’teki son secdelere gözyaşlarıyla varılır. Son selâmlamadaki yüz ifadeleri, ağlamaklı hâlin bir tezâhürüdür.

Son yıllarda yaz ayları ve uzun günlere tevâfuk etmiş olmasıyla ‘Ramazân’ ayının adıyla olan münasebetini daha kuvvetli bir şekilde hissediyoruz. Kaynaklarda kaydedilmiş olan bilgilere göre bu şekilde adlandırılmasının sebeplerinden biri, bu ayın adlandırıldığı dönemin kurak ve sıcak günlere çatmış olmasıdır. Bu yaklaşımın çıkış noktası; ‘günün çok sıcak olması,’ güneşin kum ve taşları çok ısıtması’, ‘kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması’ anlamlarını ifade eden ‘ramad’ mastarı veya ‘güneşin güçlü sıcaklığından sebep çok fazla kızmış yer’ anlamını ifade eden ‘ramdâ’ kelimesi yahut da ‘yaz sonu ve güz başında yağarak yeryüzünü tozdan temizleyen yağmuru’ ifâdede kullanılan ‘ramdâ’ sözcüğüdür.[1]

Oruç ve diğer ibâdetlerle birlikte Ramazân-ı Şerîf, bu mânâların hepsini ihtivâ eder. Oruç esnasında insanların içi açlık ve susuzluğun hararetiyle kuvvetli bir şekilde yanar; bu hâl ile günahlar da yandığı gibi, iftâr ile mü’minlerin rûhu yıkanıp bedenleri hararetten arınır.

İslâm’a göre kıymetli olan zaman dilimlerinin bir kısmı Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça yer alır. Bunların başında da Ramazân-ı Şerîf ayı gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in indirilmiş olması[2], bu ayda oruç tutmanın farz kılınmış olması[3], Kadir Gecesi gibi, bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen geceyi içinde barındırması[4], i‘tikâf gibi özel bir ibâdeti kapsaması[5], terâvih namazı gibi kıyâmına dair özel vurguların yer alması[6], fıtır sadakasının bu aya mahsus bir sadaka olarak va’z edilmiş olması[7], bu ayda gerçekleştirilecek amellerden hâsıl olan sevapların katlanacağının haber verilmiş olması[8] ve bu bağlamda Ramazân-ı Şerîf ayında gerçekleştirilecek umreden Hac sevabına eşdeğer bir sevabın hâsıl olacağı müjdesi,[9] bu ayı kıymetli kılan başlıca husûsiyetlerdir.

Allah Te‘âlâ muayyen bir zamanla takdîr ettiği ibâdetlerin vaktinin hesaplanmasını güneşin ve ayın hareketlerine bağlı kılmıştır. Dolayısıyla namaz ve oruç ibâdetlerimizin vakti bu hareketlere göre belirlenmektedir. Hicrî aylar kamerî takvime (ay takvimi) göre tespit edildiğinden ayların yeri mîlâdî takvime (güneş takvimi) göre her sene değişiklik gösterir. Bu durum her ayın başlangıcını ifade eden ‘hilâl’in tespiti konusunu da önemli kılar. Bu sebeple, zaman zaman Ramazân-ı Şerîf’in başlangıcı ve bitişi yani Ramazân Bayrâmının başlangıcı konusundaki birtakım ihtilâflar söz konusu olur. Hilâlin tespiti konusunda yapılacak gözlemin asıl olduğunu söyleyen âlimler bunun mümkün olmadığı durumlarda hesaba itibar edilebileceğini de ifade etmişlerdir. Günümüzde gözlem; hassas âletlerle gerçekleştirilmekte ve hesaplar da aynı oranda detaylı bir şekilde yapılmaktadır.[10]

Ramazân-ı Şerîf ayı mâneviyâtının tesiriyle mü’minlerin gönlünde çok farklı bir yer edinmiştir. Hakkında şiirler yazılmış, kasîdeler söylenmiştir. Ramazân-ı Şerîf ayı hakkındaki kitaplar ve edebî türler ciddî bir alan teşkil etmiş hatta etrafında müstakil bir literatür oluşmuştur. Bu mübârek ay vesilesiyle her sene çeşitli merasimler tertip edilmekte, şehir merkezleri ve muhtelif meydanlarda iftâr seferberliği başlatılmakta, günlerin uzun olması sebebiyle terâvih namazının da geç bitmesine bağlı olarak bu etkinlikler gece geç saatlere hatta sahûr vaktine kadar sürmektedir. Ramazân-ı Şerîf’in mânevî atmosferinin güzelliği, sona erişinden bir daha gelinceye kadar geçen süreç içerisinde çok daha iyi anlaşılmaktadır. Bu mevsimi bir fırsata dönüştürerek en iyi şekilde değerlendirmek, şuûrlu bir mü’minin esas gayesi olmalıdır.

İftarla Taçlanıp Terâvihle Süren ve Sahûr ile Yeni Güne Taşınan Mânevî Heyecan
Oruçlu mü’min bu hâlini muhafaza ettiği müddetçe büyük bir mânevî koruma altındadır. Yalnızca yeme-içme ve cinsel münâsebetten değil, kötü alışkanlık ve davranışların tamamından uzak durmaya gayret eder. Zira orucun mânâsının bu olduğunun bilincindedir. Ramazân-ı Şerîf dışında tutacağı oruçların, bu ayda tutulacak oruçla mukayese edilemeyeceğinin de farkında olup bu mübârek ayı dolu dolu geçirmeye çalışır.

İftâr vakti, eşsiz bir sevinç vaktidir.[11] Bu sevinç çoğu zaman ihtiyaç sahipleri, yakınlar ve komşularla birlikte yaşanır. Kurulan iftâr sofraları birlik ve beraberlikle niyet birliği edenlerin, etrafında perçinlendiği unsurlar hâlini alır. Kent meydanlarında, muhtelif mevkîlerde hatta toplu taşıma araçlarının durak ya da istasyonlarında, oruçlu kimseleri iftâr ettirme fazîletine[12] erişmek isteyen hayırsever mü’minler hazır bulunurlar.

Hızlıca okunan Akşam ezânı, yaşanan heyecanı daha da artırır. Akşam namazının ardından terâvih hazırlıklarına başlanır. Camileri yatsı vakitlerinde doldurması beklenen cemaat, büyük mescitlerdeki yerini terâvih namazı vesilesiyle alır. Günlerin uzun olduğu dönemlerde akşamlar da pek canlıdır Ramazân-ı Şerîf ayı boyunca. Terâvih namazının ardından istirahati bölen teheccüd namazı sahûrun da habercisidir. Sahûr ile bereketlenen[13] hânelere, fecr-i sâdık yani takvimlerde ‘imsâk vakti’ şeklinde kayıtlı bulunan vaktin girişiyle beraber yeni günün taze güneşinin ışık hüzmeleri süzülmeye başlar. Aylar boyunca özlenen Ramazân-ı Şerîf ayının gönül coğrafyasını terk edeceği gerçeğiyle çarpıcı bir şekilde yüzleşme; bin aydan daha hayırlı olduğu haber verilmiş olan Kadir Gecesi’nde gerçekleşir.

Kadir Gecesi ve Fazîletleri
Lügatte ‘hüküm’, ‘şeref’, ‘güç’, ve ‘yücelik’ anlamlarına gelen ‘Kadir’ kelimesi bu mânâların hepsini kapsayacak şekilde Kur’ân-ı Kerîm’in indirilmeye başlandığı mübârek geceye ad olmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de bu mübârek geceden müstakil bir sûre ile bahsedilmiştir:

“Biz o (Kur’ân)ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Rûh (Cebrâil veya Rûh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.”[14]

Âyet-i kerîme’de -içinde Kadir Gecesi bulunmayan- bin aydan daha hayırlı olduğu haber verilen bu gecenin fazîletiyle ilgili olarak kullanılmış ‘bin ay’ ifâdesinin kesretten kinâye olduğu beyân edilmiş ve bu gecede yapılacak amellere verilecek olan karşılığın amel sahiplerinin niyet ve samimiyetine göre değişeceği ifade edilmiştir. Sûre içinde, önemli tecellîlerin de vuku bulacağının haber verildiği Kadir Gecesi’nin bu derece değerli kılınması da elbette merak uyandırmıştır. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bunun sebebini, ümmet-i muhammed’in ömrünün, geçmiş ümmetlerin ömrüne nazaran kısa takdîr edilmesine bağlı olarak aradaki bu farkın, bu tür fazîletli zamanlarla kapatılması yönünde bir imkân şeklinde açıklamıştır. Böyle bir gecenin bu ümmete bahşedilmesinde, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in efdâliyetine bağlı olarak Ashâbı’nın ve ümmetinin efdâliyetinin de etkili olduğunda şüphe yoktur.[15]

Kadir Gecesini ihyâ etmenin fazîleti hakkında pek çok hadîs-i şerîf vârid olmuştur ve buna bağlı olarak hadîs musannefâtımızda Kadir Gecesiyle ilgili rivâyetler için müstakil bablar açılmıştır. Bu hadîs-i şerîflerden birinde Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim iman ederek ve mükâfatını sadece Allah Te’âlâ’dan bekleyerek Ramazân orucunu tutarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur. Yine her kim de fazîletine îmân ederek ve mükâfatını sadece Allâh Te’âlâ’dan bekleyerek Kadir Gecesi’nde kalkarsa (namaz kılar, ibâdet ederse), geçmiş günahları mağfiret edilir.”[16]

Kadir Gecesi’nde Duâ
Kadir Gecesi’ni idrâk eden mü’minler, kalıplaşmış birtakım söz öbekleriyle duâ etmek zorunda değillerdir. Herkesin hâcetine göre, gönlündeki niyet ve arzuyu yansıtabileceği lafızlarla duâ etmesi şüphesiz daha tesirlidir. Buna mukabil sünnet-i seniyye’de yer alan muayyen duâlar, kabûle mazhâriyet açısından dillerden düşürülmemesi gereken hususî duâlardır. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ)vâlidemize öğrettiği duâ da bu geceye mahsus olmakla beraber, her zaman yapılabilecek muayyen duâlardan biridir: “اَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُـــوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى” “Allah’ım, şüphesiz sen affedicisin, ikrâm sahibisin, affetmeyi seversin, beni affet.” [17]

Kadir Gecesi ümmet-i muhammed’in gönül dünyasına nakış nakış işlenmiş, bu tesir kendisini sosyal hayattan sanat ve edebiyata kadar her alanda göstermiştir. Bu geceyle ilgili şiirler ve yazılar, müstakil bir edebî alan oluşturacak kemiyettedir.

Kadir Gecesiyle ilgili önemli hususlardan biri de gecenin, Ramazân-ı Şerîf’in hangi gününe tevâfuk ettiğinin sır olmasıdır. Konuyla ilgili rivâyetler göz önüne alındığında ihtimallerin 27. gece etrafında yoğunlaşmasına bağlı olarak bu gece Kadir Gecesi gibi ihyâ edilmekteyse de, bu kat‘î bir sonuç olarak algılanmamalıdır. Velîlerden bazıları bu gecenin de tıpkı Ramazân-ı Şerîf’in her yıl ay takvimine bağlı olarak sene içerisinde deverân ettiği gibi bu ay içinde deverân ettiğini işâret etmişlerdir.

Gecenin gizlenmesi elbette ki boşuna değil; birtakım hikmetlere mebnîdir. Bu derece kıymetli bir geceye erişmenin kolay kılınmaması kul planında da anlaşılabilir bir şeydir. Ramazân-ı Şerîf ayının tamamının bilhassa son on gününün aynı özveri ve aynı gayretle geçirilmesinin lüzumuna vurgu için bu mübârek gecenin gizlendiği belirtilmektedir. Konunun bu yönü de i‘tikâf olarak adlandırılmış olan müekked sünnet bir ibâdete bakmaktadır. Buna göre; Kadir Gecesi’ne tevâfuk etmenin ve ihyâya muvaffak olmanın yolu i‘tikâf ibâdetinden geçmektedir.

Ramazân-ı Şerîf’te İ‘tikâf
Terâvih namazı gibi Ramazân-ı Şerîf ayıyla özdeşleşmiş bulunan ibâdetlerden bir diğeri de lügatte ‘hapsetmek’, ‘alıkoymak’, ‘bir yere yerleşmek’, ‘bağlanıp kalmak’ anlamlarına gelen ve fıkıh ilminde; ibâdet amacıyla belli bir çerçevede camide (hükmünde bir yerde) kalmayı ifade eden i‘tikâftır. Bu ibâdeti gerçekleştiren kişi mu‘tekif ya da âkif olarak anılır.

Kur’ân ve Sünnet’le sabit olan i‘tikâftan Bakara Sûresi’nin âyet-i kerîmelerinde bahsedilir ve konuyla ilgili vârid olmuş hadîs-i şerîfler hadîs musannefâtımızda müstakil bablarda ya da Ramazân-ı Şerîf ile ilgili bölümlerde geniş şekilde yer alır.[18] Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in i‘tikâfı, vefâtına kadar hiç terk etmediği belirtilmektedir.[19]

Kur’ân-ı Kerîm’de Hazreti İbrahim (Aleyhisselâm) döneminden beridir var olduğuna işaret edilen i‘tikâf, hassasiyet dolu yapısıyla sûfî büyüklerinin de riyâzat-erbaîn gibi birtakım erkânının da önemli dayanaklarındandır.[20]

Vacib, sünnet ve müstehâb olmak üzere üç nevi olan i‘tikâf, sair günlerde de mescide girerken niyet etmek ve mescidde bulunulan süre içerisinde bu ibâdete zarar verecek herhangi bir şey yapmadan çıkmak şeklinde mütemadiyen gerçekleştirilebilir. Böylece camide kalınacak süre içerisinde i‘tikâf sevâbı da elde edilmiş olunur.[21]

Fıtır Sadakası
Genel anlamıyla sadaka vermek, her zaman gerçekleştirilebilecek bir ameldir. Bununla beraber halk arasında daha çok ‘fitre’ olarak anılan fıtır sadakası Ramazân-ı Şerîf ile bağlantılı özel bir ibâdettir. Ramazân Bayramına çıkmadan evvel îfâ edilmesi mükellef kimselere vâcib olan bu ibâdet, hiç şüphesiz özel bir mânâ ifade etmektedir.

Fitre, yalnızca tasadduktan ibaret değil; bizleri bir ay boyunca kuşatmış olan manevî heyecan ve duygu yüklü günlerin bir nevî şükrüdür. Konunun fıkhî açıdan hükümleri konusunda gerek kimlerin mükellef olacağı ve kimlere tasaddukta bulunulacağı noktasında, gerekse de verilecek miktar ve malın niteliği konusunda birtakım ihtilâflar söz konusu olduğundan[22] ilmihâl kitaplarına müracaat edilmesi elzemdir.

Mevlâ Te‘âlâ Ramazân-ı Şerîf ayı boyunca kazanılacak güzel hasletleri bütün seneye teşmil kılmayı cümlemize nasîb ve müyesser eylesin.

Dipnotlar
[1] Hacı Mehmet Günay, “Ramazan“, DİA, c.XXXIV, s.433
[2] Bakara Sûresi: 185; Duhân Sûresi: 1-3; Kadir Sûresi: 1
[3] Bakara Sûresi: 183, 185; Buhârî, “Śavm”, 1; Müslim, “Îmân”, 8
[4] Kadir Sûresi: 3; Nesâî, “Sıyâm”, 5
[5] Bakara Sûresi: 187; Buhârî, “İ‘tikâf”, 1; Müslim, “İ‘tikâf”, 5
[6] Buhârî, “Salâtü’t-Terâvîh”, 1, 2; Müslim, “Müsâfirîn”, 173-178
[7] Buhârî, “Zekât”, 74; Müslim, “Zekât”, 12
[8] İmam Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned, I, 224, 338-339; II, 75, 131
[9] Buhârî, “Umre”, 4; Müslim, “Hac”, 221-222
[10] Ru’yet-i Hilâl konusuyla ilgili detaylı malumat için bkz. Fatih Kalender, “Ru’yet-i Hilâl”, İsmailağa Dergisi, Sayı: 1 (2016), s.22-16
[11] Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iftâr sevinci hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.” Buhârî, Savm, 2
[12] Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) oruçlu birini iftâr ettirmenin fazîleti hakkında şöyle buyurmuştur: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” Tirmizî, Savm 82; Nesâî, Cihâd 44; İbnü Mâce, Sıyâm 45
[13] Sahûrun fazîletini Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şu şekilde ifâde buyurmuşlardır: “Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45
[14] Kadir Sûresi: 1-5
[15] el-Muvattâ, “İ‘tikâf”, 6
[16] Buhârî, Îmân 25, 27, 28, 35, Savm 6, Terâvih 1, Leyletü’l-kadr 1; Müslim, Müsâfirîn 173-176. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 1; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 3, Savm 39-40; İbnü Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 39
[17] Tirmizî, Daavat, 12
[18] Bakara 187;
[19] Buhârî, “İ‘tikâf”, 1; Müslim, “İ‘tikâf”, 5
[20] Bakara Sûresi: 125
[21] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Sad. Hüsameddin Vanlıoğlu, Abdullah Hiçdönmez, Fatih Kalender, Emin Ali Yüksel, İstanbul, 2015, Yasin Yayınevi, s.417-421
[22] a.e. s.466-471