Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

EFENDİMİZ S.A.V 'IN BENZERSİZ TEVAZUSU ve konuyla alakalı hadis-i şerifleri

#1
Şair bir beytinde insanın kadrinin yücelmesi için mütevazı olması gerektiğine işaret ederek şöyle der:
İrtifâ-ı kadr için lazım tevazu âdeme Şemsi gör kim sâyesin salmış ayaklar altına Yüce dinimiz İslamiyet ahlâkî güzellikler manzumesidir. Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i
şeriflerinde peygamber olarak gönderiliş gayesinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu beyan etmiştir. (1) Dinimizin emretmiş olduğu güzel ahlak esaslarından biri de tevazudur. Nedir tevazu?
Tevazu kibrin zıttıdır. Kibir; insanın kendisini layık olduğundan büyük görmesi, başkalarını kendinden küçük görerek gururlanmasıdır. Tevazu ise alçak gönüllülük, kendini olduğundan daha aşağı göstermektir. Alçak gönüllü olan kimseye mütevazı, kibirli kimseye mütekebbir denir. Bunlar birbirine zıttır. Tevazuun olduğu yerde kibir, kibrin olduğu yerde ise tevazu olmaz. Tevazuun kıtlığına tekebbür/büyüklenme, aşırı derecesine de yaltaklanma denir. Dinimizde her ikisi de makbul değildir. Dinimizin emrettiği tevazudur, alçak gönüllü olmaktır.
Allah Yükseltir Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: "Allah’ın kullarına karşı tevazu göstereni Allah
yükseltir. Büyüklük taslayanı ise zelil kılar" buyurmuştur. (2) Peygamber efendimizin bu ve benzer hadis-i şeriflerinden ilham alan edib ve şâirlerimiz tevazuun güzelliğine, ibrin/büyüklenmenin kötülüğüne dikkatimizi çekmişlerdir. Bunlardan Muallim Nâci: "Hak, tevazu edenin kadrini terfi eyler" demiştir. Bir şairimiz, bitki tohumunun yere düşmeyince Hakkın feyzine mazhar olmayacağını, mütevazı olanı Allah’ın rahmetinin büyüteceğini belirterek: Mazharı feyz olamaz düşmeyecek hâke nebât Mütevâzı olanı rahmet-i Rahman büyütür.
derken, başka bir şairimiz, mütevazı olanlara âlemde herkesin başeğeceğini, nitekim yerde serili olan seccade üzerine herkesin secde ettiğini belirterek şöyle der:
Tevazû ehline âlemde herkes serfurû’eder
Durur seccadede yerde lîk halkın secdagâhıdır. (3)
Toprak tevazu sembolüdür. Onunu için Hz. Mevlana: "Tevazuda toprak müsamahada deniz gibi ol" demiştir. İran’ın ünlü düşünürü Şeyh Sa’dî der ki: "Ey insan! Cenabı Hak seni topraktan
yaratmıştır. Toprak gibi gönülsüz mütevazi ol. Madem ki topraktan yaratıldın, ateş gibi haris,cihanı yakıcı, inatçı olma. Korkunç ateş başçekti, yükseldi, sivrildi. Toprak ise tevazu gösterdi.Ateş yükseldiği (kibirlendiği) için ondan şeytan yaratıldı. Toprak tevazu gösterdiği için ondan Adem yaratıldı. (4) Bunu şair şöyle belirtir:
Taş yeşermez gelmiş olsa nevbahar Toprak ol da bak nasıl güller açar. Abdullah Vâsıf ise bunu şöyle ifade eder:
Her âcize şefkat et, şefi’ol Mahluka tevazu et refi’ol. (5)
Alçak gönüllü olmak bir fazilettir, olgunluğun, güzel ahlakın alametidir, insanı yüceltir, kemale erdirir. Cenab-ı Hakkın ve halkın sevgisini celbeder. Mütevazi insanları Allah da sever, insanlar da sever. Büyüklenmek ise insanı alçaltır, aşağıların aşağısına çeker. Makam, mevki veya servet sahibi olup da mütevâzi olanlar pek azdır. Genellikle insanları makam, mevki, servet şımartır. Özellikle geçmişte saltanat sahibi olup devlete hükmedenler içerisinde tevazu sıfatına sahip olanlar yok denecek kadar azdır. Hz. Peygamber’in Tevazusu Yüce Peygamberimiz alışılmış olan bu hale iltifat etmemiş, daima kibir ve yüklenmeden uzak durmuş, tevazuun en güzel örneklerini vermiştir. tevazu /alçak gönüllülük onun en belirgin sıfatlarından biriydi.
Kendisi peygamber olup duası makbul olduğu halde ashabından kendisi için dua etmelerini isterdi. Hz.Ömer (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.)den umre için izin istedim.
Bana izin verdi ve :
"-Kardeşciğim, bizi de duadan unutma." buyurdu. Bana öyle bir söz söylemiş oldu ki onun yerine bütün dünya benim olsa o kadar sevinmezdim." (6)
Peygamber efendimiz kral peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakılmış, O, kul peygamber olmayı tercih etmişti. Bunun üzerine israfil (a.s.)ona: "Şüphesiz ki
Allah tevazu gösterdiğin şeyi de sana verdi. Kıyamet günü ademoğlunun efendisi sensin. Yerin kendisi için yarılıp kabrinden ilk çıkacak ve ilk şefaat edecek olan da sensin." demiştir. (7)

Bilindiği gibi kibir; büyüklenmek, kendini beğenmek, gurur ise aldanmak ve hayale kapılmak demektir. Bunların hiçbirisi de kula yakışan sıfatlar değildir. Kibir ve gurur, İslam'ın sevmediği kötü huylardan olup, Allah (c.c.) ve Resulü (s.a.v.) tarafından hoş görülmemiştir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme, şüphesiz Allah kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez."[1]

"Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu île yürürler."[2]

"Sana uyan mü'minlere (şefkat ve merhamet) kanat(larını) ger."[3]

Yüce Peygamberimizin, kibir ve gururu yeren hadislerinden bazıları da şöyledir;

"Cehennemlikleri, size haber vereyim mi? Onlar, katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen, kibirli kimselerdir.”[4]

Bir gün Resül-i Ekrem Efendimiz:

"Kalbinde, zerre kadar kibir bulunan kimse, Cennete giremez." buyurdu Ashab'dan Malik b. Mirare; "Ya Rasülallah! İnsan, elbisesinin ve ayakkabısının, güzel olmasını sever" dedi. Resül-i Ekrem de, "Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek, insanları hor görmektir."[5] buyurdular.


Mealini verdiğimiz ayet ve hadisler, bize kibir ve gurur sahiplerinin durumlarını, açık ve seçik bir şekilde ifade etmektedir. Dinimiz kibir ve gururu manevî bir hastalık olarak görür. Bu hastalığa yakalanmış kimseleri Allah'ın sevmediği, ayetle sabittir. Peki bu gibileri, Allah sevmezde, acaba insanlar sever mi? Kibirli ve gururlu kimseleri, bırakın başkalarının sevmesini, en yakınları bile sevmezler. Çünkü bu gibiler çok bencildirler. En güzel şeyleri daima kendilerine layık görürler ve herkesten saygı görmek ister, yaptıkları şeylerin beğenilmesini arzu ederler. En kötüsü de, hata yaptıklarını kabul etmezler. Servetleri ve şöhretleriyle, bilgileri ve fizikî güzellikleriyle övünürler. Ama onların bir gün elden çıkacağını düşünmezler. Atalarımız ne güzel söylemişler:

"Güzelliğinle övünme, bir sivilce yok eder,”

"Servetinle övünme, bir kıvılcım yok eder"

Aziz Müslümanlar!

Kibir ve gurur, hiçbir zaman, kemalin ve olgunluğun işareti olamaz. Olsa olsa, cehalet ve gafletin, hayal perestlik ve eksik eğitimin bir alameti olur. Dinimizin bu kötü vasıfları yerip, kötülemesi de bu sebepledir.

O halde; iyi ve olgun bir müslüman, gönlünde kibir ve gurura yer vermemeli. Gönlünü hakka bağlamalı ve şeytanın oyuncağı olmaktan uzak bulunmalıdır. Peygamberimizin buyurduklarına uymalı, onun yolundan ayrılmamalıdır.


"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışma girebilirsin."[6]