Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

DİN VE TOPLUM (Başbuğ'dan)

#1
DİN VE TOPLUM (Başbuğ'dan)

İnsanlar inanç sahibi olmak ihtiyacındadırlar, inanmak ihtiyacındadırlar. İnançsız insan boş bir kabuk gibidir. İnançsız insan pusulasız, dümensiz bir gemi gibidir. En eski çağlardan beri insan toplulukları gerek kâinat hakkında, gerekse sürdükleri yaşayışla ilgili olarak belirli inançlara sahip olmuşlar ve bu inançlara göre münasebetlerini yaşayışlarını düzenlemişlerdir.

Her toplumun bir dini vardır. Din insanlara nasıl hareket etmesi gerektiğini, birbirleriyle en iyi münasebetleri ne şekilde yürütebileceklerini ve insanlara mutluluk sağlama yollarını gösteren bir inançlar topluluğudur. Her toplumda din müessesesi olagelmiştir. Din müessesesi sosyal bir müessesedir. Hiçbir toplumun dinsiz bulunmadığını ve dinsiz yaşayamadığını bugün tespit etmiş durumdayız. Dini halkın afyonu diye niteleyen Marksist görüşler bugün komünizmle idare edilen ülkelerde dahi terk edilme yoluna gitmiştir. Bugün büyük komünist ülkelerden biri olan Sovyet Rusya' da özellikle kiliseye, Hristiyan dinine eskisine yaklaşan bir yer ve itibar verilme yoluna dönülmüştür. Gerçekten çeşitli toplumların tarihine baktığımız zaman din müessesesinin insanların hayatını tanzim eden, insanların daha mutlu yaşamasını sağlayan ve insanlar arasında kardeşliği telkin eden, iyiliği telkin eden bir müessese olarak faydalı hizmetler yaptığını görmekteyiz.

Gerçi kendi dininden olmayanlara karşı, başka toplumlara karşı ayrı dinlerden olmak dolayısıyla zaman zaman düşmanlıklar, zaman zaman çatışmalar, kışkırtmalar meydana gelmiştir. Fakat bunların sebep olduğu zararların yanında din müessesesinin insan topluluklarına sağladığı faydalar kıyaslanmayacak derecede büyüktür. Türk Milletinin, kendi toplum hayatında dininin yeri çok büyük olmuştur. Türkler İslamiyet'i kabul edinceye kadar çeşitli dinlere mensup olarak yaşamışlardır. Şamanlık Türklerin en eski çağlardan beri bünyelerinin oluşturduğu bir din müessesesi olmuş, Türklerin hayatına yön vermiş, bununla beraber Türkler Budiam'e girmişler. Bir kısmı Çin'le münasebetler neticesinde Konfüçyüs dinine de girmişlerdir. Ayrıca Hıristiyanlığı da kabul etmişlerdir. Müslümanlıktan önceki çağlarda Orta Asya'ya ulaşan misyonerlerin telkinleriyle bir kısım Türklerin Hıristiyan oldukları tespit edilmiştir.
Selçukluları meydana getiren büyük Selçuk ailesi bildiğimiz gibi İslamiyet'e girmeden önce Hıristiyan olmuş ve Hristiyan isimleri almışlardı.

Fakat Türkler 1200 yıl önce İslamiyet'le temasa gelmişler ve İslamiyet'i kendi bünyelerinde, kendi tarihi gelişmelerine çok uygun bir din olarak görmüşler ve büyük bir iman heyecanı içinde bunu benimsemişlerdir ve İslamiyet'in kendilerine verdiği yüksek inanç, büyük heyecan ile yeni bir harekete sahip olmuşlar ve bu enerji büyük medeniyetler meydana getirmişler, yeni büyük devletler kurmuşlardır. Nitekim Selçuklu İmparatorluğu ve ondan doğarak dünyanın en büyük imparatorluğu haline gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, Türklerin İslamiyet'i kabullerinden sonra meydana getirdikleri büyük varlıklardır.

Din, toplum içersinde sosyal bir müessese olduğuna göre, toplumun refahını, kalkındırılmasını ve devamlı mutluluk içinde yaşatılmasını öngören yöneticilerin bu sosyal müesseseye gerekli büyük önemi göstermeleri çok lüzumludur.

Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı Devleti'nin son devirlerinde İslamiyet'in gerçek esaslarını örten hurafeler ve batıl inançların sebep olduğu durgunluk ve birçok zararlar dolayısıyla dine karşı ve özellikle İslamiyete karşı tepkiler gösterilmiştir. Bu tepkiler ölçüyü aşacak derecede olmuştur. Adeta toplum içinde din müessesesine gerek yoktur gibi bir zihniyetle bir kısım yöneticiler halkı horlamışlardır ve dini inançlarından dolayı halka baskı yapmışlar. Halkı büyük sıkıntılara maruz bırakmışlardır. Bu sebepten dolayı memleketin kalkındırılması yönünde girişilmiş olan birçok hareketler tepkiyle karşılanmıştır veyahut en azından halk tarafından gerekli şekilde benimsenmemiş, destek görmemiştir. Halkın işbirliğini sağlamada, halkın desteğini ve coşkunluğunu temin etmede bu büyük müessesenin varlığı ihmal edilmiştir. Bunları böylece belirttikten sonra, milletimizin bin iki yüz yıldan beri benimsemekle şeref kazandığı İslamiyet üzerinde görüşlerimizi belirtmek lazımdır.

Müslümanlık yeryüzüne en son gönderilmiş olan ileri, en iyi gelişmiş bir dindir. İslamiyet'in yüksek esasları insanlar arasında kardeşliği, insanların birbirlerini sevmelerini, insanların birbirleriyle olan münasebetlerinde hakkı, adaleti gözetmeyi ön gören bir dindir ve İslamiyet milletimize kuvvet vermiştir. Milletimizin büyük enerjisini disiplin içinde kullanmasını sağlamıştır. Bu büyük ruh ve bu büyük inançta Türk Milleti dünya üzerine yeni bir nizam getirmiş ve eski çağlarda bilinen dünyanın hemen her köşesini kendi medeniyet ışıklarıyla aydınlatmışlar ve kendi lekesiz adalet sistemleriyle bütün insanlığın hayatında ümitler meydana getirmişleridir. Nitekim Avrupa'da Protestanlığın kurucusu olan Luther dahi Türkleri bir kurtarıcı olarak görmüş ve Türklerin Almanya'yı da işgal ederek orada da vicdan hürriyetini sağlamalarını, lekesiz bir adalet nizamı getirmelerini beklediğini ifade etmiştir.

İslamiyet vicdan hürriyetini temel alan bir din durumundadır. Başka inanç sahibi, başka dine mensup olanlara karşı zulmü, zor kullanmayı reddeden bir görüş sahibidir. Bu dinin müsamahası, bu dinin getirdiği yüksek insani esaslar milletimiz için eski tarihinde alıp getirdiği değerlerle beraber büyük güç kaynağı olmuştur. İnançtan yoksun bırakılma insanların ihtiraslarına kendilerini kapıp koyuvermelerine yol açar. Tamamıyla bencil, başkalarına zarar verecek insan ihtiraslarının sınırlanması, kontrol arlına alınması insanların sağlam din duygusuna ve bunlarla beslenen ahlak görüşlerine sahip olmalarıyla mümkündür. Polisle, jandarmayla kanun hâkimiyetini sağlayabilmek gibi polisle, jandarmayla ahlak kurallarını koruyabilmek mümkün değildir. Her insanın içinde kendisinin dürüst yolda olmasını kontrol edecek, başkalarının sıkıntılarını giderecek şekilde faaliyetlerini düzenlemesini sağlayacak bir inanç kaynağına sahip olması gerekmektedir. İşte bu inanç kaynağını insanların içine yerleştiren dindir. Türk milletinin de 1200 yıldan beri dini İslamiyettir ve İslamiyet toplumumuzun mutluluğunu sağlamaya yetecek inanç kaynağıdır. Bu kaynak kutsal bir kaynaktır. Bu kaynak verimliliğini ve kudretini geçmiş tarihte ispat etmiş olan bir kaynaktır. Bu kaynağın bugün de toplumumuzun düzenlenmesi için tekrar yerini alması, yerine konulması gerekmektedir.