Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Çağımızın çaresiz hastalığı kanser...

#1
Dr.İlhami Güneral'in kendisine 'rehber' edindiği ünlü uzmanlardan biri de Dr. Cornelis Moerman. Bu doktorun The Cancer Survivers adlı kitabından yaptığı alıntıda Dr. Güneral şöyle diyor:
'Dr. Moerman, gerçekte sağlıklı bir insanda kanser oluşmayacağını ileri sürüyor. Ona göre, insan vücudundaki her hücrede latant, yani uyuklar durumda bir virüs bulunuyor. Sağlıklı insanda zararsız bir sembiyant yani zorunlu beraberlikte olan bu mikrop, uzun süren bir yanlış beslenme sonucu dokuların zayıflaması ve ****bolizmanın bozulmasından ötürü kanser oluşumuna neden oluyor.
Dünyada iki canlının kanserden ölmediği kesinleşmiş durumda: Köpekbalıkları ve güvercinler. Dr. Moerman, güvercinlerin beslenme şekillerini değerlendirerek 10 yıllık araştırmaları sonucu şu diyeti öneriyor:
1- A vitamini kanseri önler :
Taze meyve ve sebzede, yoğun olarak da zeytinyağında A vitamini var... En çok A vitamini bulunduran sebze ise karnabahar...
2- B kompeksi vitaminler kanseri önler :
Nobel ödüllü Alman biyokimyacı Otto Warburg, 'B2-B3 ve B5 karışımı kansere karşı en güçlü koruma yöntemidir' diyor. Bu vitaminler kuzu ve oğlak ciğerinde var.
3- C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir.
İki kez Nobel ödülü alan Dr. Linus Pauling, doğru zamanda, yani kemoterapi görmeden günde 10 gram C vitamini alan kanserlilerin almayanlardan 20 misli uzun yaşadıklarını kanıtladı.
4- E vitamini DNA tahribatını önler:
Ekmekte bol bol var....
5- Sitrik asit :
Limonda bol miktarda var. Kanı sulandırır.
6- İyod:
Bu mineral troid bezinin çalışmasını dengeler. Tuzu az kullanın, kullanırken iyotlusunu tercih edin...
7- Demir : Kanda oksijen taşıyan bu pigmenti ihmal etmeyin.
8- Kükürt : Çok atlanan bir önemli maddedir. Hücreyi yaşatır. Lahana ve brüksellahanasında bol miktarda bulunur.
Kanser tedavisinin dahileri ve gestapolar!
Bugün , kanserle mücadelede bilinen ilaç yöntemlerini reddeden dahiler Dr. Lavrence Burton, Dr. Gaston Naessun ve Dr. Stanislav'ın geliştiği yöntemleri anlatacağız. Bu doktorlara karşı fikir geliştirenler, yani tıp gestapoları da bugünkü konumuz içinde yer alıyor
Doktor İlhami Güneral ile yaptığımız söyleşi sırasında bize ünlü Amerikalı hekim, Kaliforniya Tıp Okulu'nun efsanevi ismi, Alan Levin'in bir sözünü anımsattı. Dr. Levin şöyle diyordu: 'Bu ülkede kanserlilerin çoğu kemoterapi yüzünden ölüyor. On seneye yakın bir süreden beri istatistiklerin kanıtladığına göre, göğüs, kolon ve akciğer kanserlerinde kemoterapi tamamen etkisizdir...'
İlhami Bey'le konuşurken görüyoruz ki, bizim alanımız gibi görünen enformasyon akımı düzenlemesi içinde yer alan 'missenformasyon' yani elde edilen bilginin kasıtlı olarak geniş halk kitlelerince paylaşılmaması, tıp dünyasında, özellikle de kanserle savaşta çok önemli bir etken olarak görülüyor. Sırf ilaç satmak, daha çok kazanmak, daha çok zengin olmak uğruna milyonlarca insanın ölmesine göz yumuluyor. Kanserle mücadelede önemli (!) bazı kuruluşların başında, kanserin dolaylı yoldan üreticileri de yer alıyor. Amerikan Senatosu'na bağlı çalışan Office of Technology Assessment yani teknolojiyi değerlendirme idaresinin raporu da tüm bu iddiaları kesin olarak doğruluyor: 'Yapılan incelemelerde görülmüştür ki, konvansiyonel tedavi yöntemleri kanser vakalarının ancak yüzde 10-20'si üzerinde etkilidir.'
Dr. Güneral'ın Arma Yayınları'ndan çıkan 'Kanserden Korkma....' adlı kitabından öğrendiğimize göre, Nixon'un başkanlığı döneminde ateşlediği ve milyarlarca dolar harcanarak yürütülen Kanserle Savaş hareketi bir fiyaskoyla sonuçlanmış ve kanserden ölüm oranı 20. yüzyılın son çeyreğinde yüzde 5 oranında artmış.
İki kez Nobel ödülü kazanmış olan Dr. Linus Pauling, 'Herkes şunu bilmelidir ki, konvansiyonel yöntemlerle yani kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemlerle, kanserle savaş büyük bir aldatmacadır' diyor. ABD'deki Milli Kanser Araştırma Komisyonunda uzun süre çalışan ve DNA'nın 'çift heliks' denilen ve insanın doğasını çözmede büyük işe yarayan yapısını çözen yine Nobel ödüllü Dr. James Watson daha da sert konuşuyor: 'Bu kanser savaşı hikayesi bir öbek pislikten başka bir şey değildir...'
Hastaları bırakalım ölsünler mi?
Büyük araştırmacı Dr. Robert Atkins ise 'Hiçbir işe yaramadığını bile bile hastasına kemoterapi uygulayan bir doktor hoşgörülü bir tabirle budala, fakat gerçek anlamda bir canidir' derken, Operatör Doktor İlhami Güneral da soruyor: 'Bugün Türkiye'de uygulanmakta olan kanser tedavi yöntemi sadece ilaç satıcılarına yaramaktadır'. Biz de İlhami Bey'e soruyoruz ister istemez:
'Peki kanserli hastaları bu bilgisizlik ve ihanet okyanusunda kendi kaderlerine mi terk edelim.?'
Dr. Güneral, bu yazı dizisinin yanı sıra bir süre önce yayımlanan kitabının da okunmasını salık veriyor herkese: 'Ben bu kitabı kanserlilere ve de özellikle tıbbın duragan ve dogmatik bir bilgi yığını olmadığına inanan tüm meslektaşlarıma, kanserin hiç de sanıldığı gibi bir bela olmadığını kanıtlamak için yazdım. Yeter ki, bir kez olsun ilim tarihinde yeni buluşları, o günkü otoritelerin gösterdikleri olumsuz ve acımasız tepkileri anımsasınlar. Anımsasınlar ki, Paracelsus'tan Pastör devrine kadar, tam 400 sene cerrahlar, ellerini yıkamamakta ısrar ederek yüzbinlerce ameliyatlının ölümüne neden olmuşlar, mikroptan söz eden Pastör yaşamının büyük bölümünde meslektaşları tarafından alay konusu edilmiş ve nihayet Jenner milyonlarca hayat kurtaran aşısının nasıl etki gösterdiğini açıklayamadığı için meslektaşlarının hücum ve baskısıyla karşılaşmıştı, Bugün de aynı haksızlık süre gelmekte, sömürü düzenine ve bilgisizliğe ters düşen, daha doğrusu ilaç kartelini tedirgin eden buluşların sahipleri gestapovari baskılarla ülkelerinden sürülmekte ve başka ülkelerde yaşamak ve yaşatmak zorunda bırakılmaktadırlar. Ne yazık ki, kanser hastalarının önünde tedavi olanaklarına set çekilen bir duvar dikilmiştir'
Kimdir bu buluş sahipleri ve kimdir onları engelleyen modern gestapolar... Dr. Güneral onları da tek tek anlatıyor...
Bağışıklık sistemini korumak şart
Dr. Lawrence Burton bugün sözünü edeceğimiz ilk dahi... Daha 1960'larda farelerde kanseri durduran bir kan faktörü keşfetti. Uzun araştırmalardan sonra gördü ki, insanlarda kimi kan faktörleri, sinerjik olarak koordinasyon içinde çalışmakta ve kanser kitlesini yok etmektedir. Yine araştırmaları, kanserli hastalarda bu faktörlerin yok denecek kadar azalmış olduğunu gösteriyordu. Yani hastanın tedavisi yine kendisinde saklıdır. Dr. Burton ve birlikte çalıştığı arkadaşı Dr. Friedmann peş peşe gösteriler yaparak farelerdeki kanseri kısa bir sürede tedavi etmişlerdi. Bu gösterilerde tümörü tedavi eden bir 'antibadi' vücuda zarar vermeksizin çalışıyordu. Verilen serumun adını Tumor Necrosing Factor (TNF) koymuşlardı.
Dr. İlhami Güneral bu duruma medyanın yaklaşımını şöyle anlatıyordu:
'Bu benzeri görülmemiş olay, tüm dünya gazetelerinin baş sayfalarında yer alırken, ilaç sanayiinin maşası olan Amerikan medyası kasıtlı olarak bir suskunluğa bürünmüştü. Sadece Los Angeles Herald Examiner alaylı ve kışkırtıcı bir başyazıda şöyle soruyordu: Farelerde 15 dakikada kanser tedavisi, sıra insanlarda mı?
İki kez tekrarlanan bu dramatik gösteri kanser sanayiinin payandalarında çatırtılar meydana getirmiş ve bu sanayii besleyen üç önemli kaynağın, cerrahi, radyoterapi ve kemoterapinin- var olma nedenini tartışmaya açacak bir durum meydana getirmişti. Burton ve Friedmann'ın üzerinde büyük baskılar kuruldu, hastalarını iyileştirmelerine karşın çalışmalarına önce yasak getirilmek istendi. Hem de kendilerine patent veren kuruluş olan FDA tarafından. Amerikan vatandaşlarına AIDS ve Hepatit bulaştırdığı gibi düzmece bir gerekçeyle Amerika'dan kaçmak zorunda bırakılıp, Bahama Adaları'nda açtıkları klinikleri bile kapatıldı.
Bahamalar'da şifa bulmuş olan yüzlerce ABD vatandaşı Kongre Binası önünde eylem yapınca klinikleri 8 ay sonra açıldı. Burton'un en büyük zaferi ise Senatör adayı Dick Jacobs'u kendisine yöneltilen 'şarlatan' suçlamalarına karşın iyileştirmesi oldu. TNF denilen ve bağışıklığı insanın kendisinin ürettiği bir faktörle tedavi eden yöntem halen çok başarılı bulunuyor, ama ilaç sanayi bu yöntemi reddetmeye devam ediyor.
Somatid devrimi...
Dr. Burton'un başına gelenlerin benzerleri Gaston Naessens'in başına da gelmişti. Gaston Naessens, henüz Fransa'da iken, çığır açan antikanser ilaçlar bulmuştu. Bu alanda ünü yayılır yayılmaz tıp otoriteleri yasa ve yetki dışı faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle onu mahkemeye verdiler. Gaston Naessens, büyültücü gücü yüksek bir mikroskobu ürettikten sonra normal mikroskoplarda görülmesi imkansız olan canlı organizmalar keşfetti, bu organizmalara 'somatid', mikroskopuna da, 'somatoskop' adını verdi. Somatidler, sağlıklı insanda üç değişim gösteriyordu: Somatid, spor ve çift spor. Uzun inceleme yıllarından sonra şu sonuca vardı: İnsan veya hayvanın bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zayıfladığında, somatidler 13 ek gelişme gösteriyordu. Sonuncu evrede ise insan ya da hayvan da bir sürü dejeneratif hastalıklar ve hatta kanser görülüyordu. Somatidledrin bu gelişim şekillerine bakarak, bir insanın hastalığa tutulabileceği 1.5 yıl önceden anlaşılabiliyordu. Gaston Naessens'e göre kanser bir bağışıklık sistemi hastalığıydı.
İnsanın yaşadığı, özellikle stresli dönemlerde, biyolojik bozukluklarda ve zehirlenmelerde somatidler 'azarak' birbiri ardına 13 gelişme yaşarlar. Hücreler ilkel özelliklerine dönüşür ve süratle çoğalmaya başlarlar ve sonunda kanser belirir...
Gaston Naessens, bu olayı tersine çevirecek bir ilaç geliştirdi. Azotla zenginleştirilmiş bildiğimiz 'kafurun' dan 714-x dediği maddeyi buldu. Bu madde tümör hücrelerinin tüm azot ihtiyacını gidererek kanserojen faktör olan CKF salgısını durduyordu. Gaston Naessens'in uygulamaları Kanada'da büyük başarı kazandı ve hastalar Kanada'ya akın etmeye başladılar (1991). Önceleri çalışmaları engelleyen gestapoların elleri Kanada'ya kadar uzandı vce Quebec Tabibler Birliği, bir kanserlinin doğal ölümünü Gaston Naessens'in tedavisine bağlayarak onu cinayet suçundan mahkemeye verdi. Olayı duyan bütün hastalar Gaston Naessens'in yardımına koştu ve dava kazanıldı. ilaç tekelleri kafurunlu tedaviyi halen reddetmeye devam ediyorlar....
Büyük ilaç pek yakında
Burton ve Naessens'in ardından bir başka dahi isim ise Dr. Stanislav Burzynski... Polonya asıllı bu doktor da, ülkesindeki baskılar sonucu Amerika'ya kaçmış ama Hürriyet Abidesi'nin batısında da aradığı adaleti ve hürriyeti bulamamış bir insan. Yaptığı çalışmalar sonucu defalarca hasta bakma ve tedavi hakları elinden alınmış. Yaptığı buluş vücutta bozulan hücrelerin idrar yoluyla atılmasıydı. Bunun için bir hap içilmesi yeterliydi. Hapın adını Burzynksi koymuştu ve bu konuda son derece ucuz, kolay üretilebilecek bir ilaç bulmuştu: Antineoplaston. Bu ilacın imali için Amerika'da birçok ilaç firmasına başvurmasına karşın 'kanser monopolü' bu başvuruları geri çevirdi. Dr. İlhami Güneral, Burzynski'nin geri çevrilmesini çok normal bulmuş. Diyor ki, 'Zira eski yatırımlara iflas tehdidi görüntüsündeki hiçbir yeniliğe yeşil ışık yakamazdı bu monopol...'
Dr. Güneral'in umutları kendisini yanıltmazsa, Burzynski'nin bulduğu 'Antineoplaston' adlı ilaç kısa bir süre sonra İsviçre, Tayvan, Filipinler ve Rusya'da üretim başlayacak. Bakalım o zaman Amerika'daki ilaç firmaları ne yapacaklar?
Gestapolar kimdir?
Dr. İlhami Güneral ile Gölcük kıyısında, doğal klima ortamında yaptığımız söyleşi sırasında bilinen kemoterapi yöntemlerinin kanserin yüzde 90 türünün tedavisinde işe yaramadığını artık Amerika'daki karar organı olan FDA'nın da kabul etmesine rağmen gestapo tavrın değişmediğini söylüyordu.
Peki kimdi bu gestapolar:
Söz Güneral'da:
'Konuştuğum bir çok meslektaşım ve aklıbaşında insanlar, bana hep bu soruyu yönelttiler. Bu sorunun yanıtını çözümlemek için iki önemli faktörü incelememiz gerekiyor.
1-Yeni kanser ilaçlarına ve tedavi yöntemlerine olur ya da olmaz kararını verecek olan yetki organı.
2-Bu ilaçların üretim ve pazarlaması için gereken mali kaynaklar.
Birçok sanayi kuruluşu kanserle savaşıyor gibi görünen kurumların ortağıdır. Asit yağmurları ve sanayi atıkları ile göl ve denizlerimizde canlı bırakmaz, kutuplardaki ozon deliklerini yaratırken, bu global cinayetlerin baş sorumlusu olduklarını unutup himayelerine aldıkları Ortodoks kanser tedavi üçgeni sayesinde işlerini istedikleri gibi yürütüyorlar. Büyük ilaç sanayi, kendi programının ürünü olmayan yeni buluşların daima karşısındadır...
Yaşamımızı hormonlar yönlendiriyor
Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Güngör Akçay, insan yaşamını yönlendiren ****bolizmayı etkileyen hormon hareketlerinin mevsimlere göre değiştiğini, bu durumun, insanın günlük yaşamındaki hareketlerine önemli ölçüde etkisi olduğunu söyledi.
A.Ü Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akçay, yaptığı açıklamada, insanın yaşamını ****bolizma faaliyetlerinin yönlendirdiğini, ****bolizmayı düzenleyen hormonların ise ****bolizmayı hızlandıran veya yavaşlatan özelliğe sahip olduğunu belirtti. Akçay, hormonların, mevsimler ve hava sıcaklıklarına göre vücutta önemli değişiklikler meydana getirdiğini kaydetti.
****bolizma ile hormonlar arasındaki zincirleme bağlantının, insanın psikolojik durumu ve günlük yaşamında karar verme yeteneği üzerinde etkili olduğunu belirten Akçay, bu durumun, özellikle mevsim değişikliklerinde belirgin bir şekilde ortaya çıktığını vurguladı. Akçay, insan yaşamını yönlendiren ****bolizmayı düzenleyici hormon hareketlerinin, mevsimlere göre ****bolizmayı artırıcı veya azaltıcı yönde geliştiğini belirterek, insanların, birçok kez kendilerinin bile farkında olmadan değişik tutumlara büründüğünü söyledi. Yaz mevsiminde sürekli sıcak havadan dolayı vücudun bu duruma uyum göstermesi için ****bolizmayı artırıcı hormonların ön plana çıktığını belirten Akçay, hormonlardaki bu hareketliliğin, insanda saldırgan ve sinirli bir tutum ortaya çıkardığını ifade etti.
Hazırlayan: Nedim ATİLLA...2

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2001/09/19/yazidizi/yazidizi1.html