Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
  • ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 2200 GÜN 6 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.. İlimyuvası Yönetim İletişim ilimyuvasi.com@gmail.com

"BÜKÇE" Kadın Dili...

> Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona
> öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla
> öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş
> yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim."
> dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor
> aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle
> oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten
> sonra konuya giriyorum.
> Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam
> göstermem gerekiyor.
> Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne
> anlatacağımı zannettiyse!
> -Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
> -Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama
> ben o konulardan bahsetmeyeceğ im. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar
> modern olamadım.
> Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif
> yaparak muhabbet edelim bakalım.
> -Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
> -İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe'yle üç dil oluyor.
> -Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar
> tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
> Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o
> ortaya cıkıyor.
> -Kadınların ayrı bir dili mi var?
> -Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en
> büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir
> kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.
> İyi de niye Bükçe?
> -Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net
> söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
> -"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
> -Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al.
> Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü
> kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu
> anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela
> Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum"
> diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un
> onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni
> anlayabilir.
> -Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden
> bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
> -Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır
> cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar.
> İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için
> onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
> -Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
> -Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan,
> küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen
> anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için
> biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip
> bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar.
> "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.
> -Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye
> kızıyor bana.
> -Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar,
> küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli
> olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız,
> onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
> -Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
> -Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır
> mısın?
> -Hazırım baba.
> -Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile
> anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken
> sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu
> sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı
> çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise
> denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken
> yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
> -Hikaye dili yani.
> -Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana
> fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin
> demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da
> "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
> -Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
> -Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini
> düşünürler.
> -Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
> -Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken
> bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye
> düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye
> çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız
> söylediğimiz şeydir.
> -Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha
> iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir
> kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi.
> Sence nerede hata yaptım?
> -"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu
> şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama
> tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin. "
> -Peki ne demem gerekiyordu?
> -Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya
> da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat
> bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar.
> O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın
> yok." deseydin, günün zehir olmazdı.
> -Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her
> kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa
> yapsınlar.
> -Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne
> babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul
> etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
> -Ve asla unutmazlar, değil mi?
> -Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala
> "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme
> sokar, en çok göreceğim yere koyar.
> -Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
> -Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları
> anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne
> vurmayacaksın.
> -Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de
> diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye
> sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
 
> -Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok
> mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep
> evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben
> hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak
> istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?"
> demedim.
> -Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
> -Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok
> gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle
> uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım
> benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken
> bir seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi
> bozulacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle
> karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama
> istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi.
> Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım.
> Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi.
> O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
> -Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
> -Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa
> konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın,
> soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi
>yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak,
> ağlamaya başlar.
> -Bükçe'de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek
> oluyor, o zaman.
> -Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur,
> sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda
> konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak
> istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana
> değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren
> gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp
> bunaltmayacaksı n tabi.
> -Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
> -Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her
> zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha
> sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser.
> Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa
> korkmaya gerek yok.
> -Zor bir dil baba.
> -Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz
> çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat
> edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman
> gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
> -Anlamak da pek kolay değil ama.
> -Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum
> zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca,
> düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak
> konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz
> zannederler.
> -Nasıl yani?
> -Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama
> olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp
> teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir.
> "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım
> haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır.
> Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
> -Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
> -Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim.
> Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret
> ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda
> değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
> -En değerli sözcük nedir?
> -Sen bil bakalım.
> -"Seni seviyorum." herhalde.
> -Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz
> erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete
> düşmemeliyiz.
> -Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi
> geliyor bana.
> -Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da
> çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl,
> televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek
> için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek
> hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
> -Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
> -Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman
> alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et,
> zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük
> şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir.
> Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok
> vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar.
> Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
> -Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.> Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı.
> Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya
> başladı. Az sonra geldi.
> -Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı.
> "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi
> baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin
> söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma
> geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine
> güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
> -O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak
> isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz
> erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay
> sıyırırız.
> -Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.
Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
> Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla
> öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan,
> isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri
> gülsün

Erkeklerin bayanları daha iyi anlayabilmeleri dileğiyle...
 
Üst Alt