Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Biz Kimiz (Dündar Taşer)

#1
BİZ, Dünya'nın en büyük imparatorluklarını kurmuş ve hakimiyetini, eski Dünya'nın bilinen her köşesinde yürütmüş bir milletiz.

Bu İmparatorlukların sonuncusu, varisi olduğumuz Osmanlı Devleti'dir.

Osmanlı Devleti, Söğüt'de kurulduğu 1299 yıllarında 400 atlıya sahip bir uç beyliği iken, Bursa fethi sırasında (l326) Orhan Bey, 38 bin süvariye kumanda ediyordu. Bu asker artışı, nereden geliyordu. Fethedilen topraklardan toplanamazdı. Zira bu yerin ahalisi, Türk değildi. 400 çadırlık bir aşiret, 27 senede bu kadar çoğalamazdı... Selçuk Sultanlığı, asker yardımı yapacak halde değildi. O halde nereden geliyordu. Öyle anlaşılıyor ki Bizans ucundaki bu beylik bütün Türk ålemi'nin Ülküsünü temsil ediyor, Türklük ålemi'nin fetret devrinde bile asla vazgeçmediği İstanbul fethinin ve Dünya hakimiyetinin mümessili sayılıyordu.

Milli şuur ve ülkü, Horasan'dan İzmir'e kadar her yerdeki Türk'ü Ertuğrul Sancağı'na çekiyor; şeyhler, müftüler, müderrisler eli kılıç kabzasına yakışan her yiğidi, gönlü fazilet aşkı ile dolu her mümini, kafası salim düşünceye açılmış her talebeyi, Söğüt Beyliği'ne sevk ediyordu. Küçük beylik az zamanda, Türk ålemi'nin otağı haline geldi.

Sultan, Medrese, Sipahi muvazenesiyle ne anarşi, ne de despotluğa fırsat vermeyen bir Devlet kuruldu. Başta, Hanedan olmak üzere bütün insanların Devlet'e can borcu vardı ve bu borcu bütün teb'a, hükümdarlar dahil tereddütsüz ödediler...

Küçük devletin fazileti büyük, müsamahası büyük, ideali büyüktü. Bu manevi azamet, Devlet'in topraklarını, çok kısa zamanda kendi seviyesine getirdi.

Cihan Devleti'nin evlatlarıyız

Bu devir, 1699'a kadar sürdü. Bu 400 senenin macerası, şöyle özetlenebilir: Her yaz, üç ay sefere çıkılır; 3 gün muharebe nizamı alınır; 3 saat kılıç çekilir; bir ülke, bir vilayet olarak olarak, Devlet'e katılırdı. Her yaz Batı'ya, Kuzeye doğru bir koşu, asırlarca devam etti. Bu koşu, talan istismar koşusu değil, müsamaha, adalet ve huzur tesisi içindi. Bu devrede Osmanlı Hünkarı: 'Hakan-ı Behri ve Bahrin'; 'Sultan-ı İklim-i Rum'; 'Halife-i Ru-i Zemin' sıfatları ile yeryüzünde kendine muadil otorite tanımadı.

Karlofça, bu uzun koşuda, tökezlenen bir nokta oldu. 1699'dan sonraki bütün çabalar, bütün düşünceler, o noktayı geçmek; o engeli aşmak için aranan çareler, ileri sürülen fikirlerin kavgasıdır.

Ne tedbirler düşünülmedi: Sünnet adına Kadızadeliler ortaya çıktı. Çakşır haram, kavuk haram, kaftan haram... Bunlardan soyunursak, her iş yoluna girer; dediler.

Avrupa'cılar türedi. Pantolon giyer, pelerin taşır, fes vurunursak, mesele çözülür; dediler. Ne Kadızadeliler İslamı anlamıştı. Ne de Avrupa'cılar batıyı... 25 milyon kilometrekarelik vatanı Birleşik tutmak için taklitten başka, tedbir düşünen olmadı.

İsyanlar, ihtilaller sokak kavgaları oldu. Birbirimiz kırdık. Sultanları kestik. Nihayet, kendi ordumuzu top ateşine tuttuk.

Mısır gitti, Cezayir gitti... Bu yitirme devri 150 yılda bizi, Sakarya sahiline getirdi. Bugün hainlerin kandırdığı gençlerin bir kısmı hangi sebeplerle Sosyalizmi istiyorsa, dün, onlar kadar samimi kimseler, Liberalizmi istemişlerdi.

Bugün demokrasinin yeter olduğunu sananlar gibi dün, Tanzimat'ı yeter sayanlar vardı. Velhasıl 300 senedir, kandaki mikrobun, deride açtığı yarayı tedavi ile uğraşıyoruz.

Biz, bir Cihan Devleti'nin kalıntısı üstünde Cihan hakimlerinin evlatları olarak oturuyoruz.

'Rüyama girdi her gece, Fatihane zan'

Diyen şair, kendini söylediği kadar bizi de söylemiştir. Ne geri kalmış milletlerin, ne de Kurtuluş Savaşı yapan kavimlerin birincisiyiz. İstiklalini son elli yıl içinde bizden almış, 19 Ülkenin efendisi idik.

'Azizi vakt idik; o da zelil kıldı bizi'

Bu zilletin sebebini, çıplak gözlerle aramalı ve açık yürekle ortaya koymalıyız. 150 yıldır her türlü uygulanan şekil kavgalarının, terk zamanı gelmiştir. Milli şuur Milliyetçi Hareket'i doğurmuştur. Bu hareket Şeyh Edebali gibi gönül pirleri, Çandarlı Hoca Paşa gibi ilim ülkücülerini beklemektedir.

Bu bekleyiş, demiri eritene kadar sürecektir... Ergenekon'dan demiri eritince çıkmıştık.

Binlerce yıl önceki efsaneler, tutulacak yolu göstermiştir. Demiri eritinceye kadar sabır...

Şekil kavgaları ile 'Go Home' çığlıkları ile grevler ile öldürecek vaktimiz yoktur. Sokaktan mektebe, kahveden fabrikaya koşmalıyız. Sanayimizi kurmalı, büyük milletin imkanlarını büyük geleceği kurmak için seferber etmeliyiz.

Devlet Gazetesi 7 Nisan 1969