Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Allah'a Kulluğun İlk Adımı Zikr

incinme

Uzman Çavuş
#1
zikr kelimesi, "Allah'a ve Rasülüne mutlak itaat etmek olup" yalnızca dille yapılan evrad'dan ibaret değildir. Zikr, kalbe inen ve hayata intikal eden ihlaslı bir yaşayıştır. Bu tespitler bize zikrin çeşitlerini hatırlatmaktadır.



ZİKRİN ÇEŞİTLERİ
Ayet ve hadislerin işaretiyle zikrin üç çeşidinin var olduğu görülür.

a - Dil ile zikr (Zikr-i lisanî): Allah (c.c) ı, Esma-i Hüsnası ile yadedip hamd etmek, O'nu teşbih edip Kitabını okumak ve dua etmek şeklinde yapılan zikrdir.

b-Kalbî zikr (Zikr-i Kaibî): Gönülden Allah'ı anmaktır. Zikrin bu çeşidi, Allah'ın varlığını gösteren delilleri düşünmek, O'nun tekliflerini, emir ve yasaklarını tefekkür ederek kalbi her türlü şüphelerden arındırmak ve mahlükattaki yaratılış sırlarını temaşa ile olur.

c- Bedenî zikr (Zikr-i Bedenî): Bedenin azalarını her birini memur bulundukları vazifelerle meşgul edip, nehy olundukları şeylerden uzaklaştırmaktır.(6) Görüldüğü gibi zikrden maksat, Allah'a itaat ve kulluktur. Hem de tüm taatları kapsayıp her türlü isyanı terk etmeyi gerektiren bir kulluk...

Zikrin belirtilen çeşitleri, Allah'a gerçek anlamda kulluğu ifade etmektedir. Bilindiği gibi Mü'min önce Allah'ı ve O'nun bildirdiği hakikatleri kalben tasdik eder, sonra bunları dili ile söyleyip bütün hayatını bu hakikatlere uygun olarak sürdürür.
Nitekim "onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarak Allah'ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler, Rabb'imiz (derler) bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin bizi ateş azabından koru" (Al-i İmran, 191) mealindeki zikrle ilgili, bu ayette, "Allah'ı zikrederler" buyruğu, dilin kulluğuna; "ayakta oturarak ve yanları üzerine yatarak" buyruğu da organların kulluğuna; "göklerin ve yerin yaradılışı üzerine düşünürler" buyruğu ise, kalb, akıl ve ruhun kulluğuna işaret etmektedir.(7)


ZİKRİN FAZİLETİ
Kur'an'daki ayetlerde Allah'ın insanlara zikri emrettiğini görmekteyiz. Allah'ın bu konudaki buyrukları ve Peygamberimizin bu buyrukları hayatında en güzel bir şekilde uygulaması zikrin faziletini yeterince açıklamaktadır.
"Rabb'ini çok an, akşam sabah O'nu tesbih et" (A-i İmran, 41),
"Öyle ise beni anın ki ben de sizi anayım." (Bakara, 152),
"Onlar ki inanmışlardır ve kalbleri Allah'ı zikretmekle mutmain olur huzura kavuşur. İyi bilin ki kalbler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur" (Ra'd, 28), "Ey mü'minler Allah'ı çok zikredin" (Ahzab, 41) meallerindeki ilahi buyruklar, zikrin faziletini ifade edenlerden sadece bir kaçıdır.
Ayrıca Allah'a kullukta insanlara en iyi örnek olan Hz. Peygamber (
s.) her durumda Allah'ı zikretmekte de en iyi rehber olmuştur.

Hz. Aişe (r.a.) nin "Rasullullah (
s.) her zaman ve her durumda Allah'ı zikrederdi." (8)
demesi, O'nun hayatında zikrin yerine ve önemine yeterince işaret etmektedir. Peygamberimiz (
s.) de "Rabbini zikreden kimse ile etmeyen kimsenin misali diri ile ölü gibidir" (9) buyurarak zikrin insana hayat bahşeden özelliğine, bundan gafil olmanın da olumsuz neticesine işaret etmiştir. Zikrin en güzel ifadesi olan namaz, Kur'an'da "kötülüklerden ve çirkin şeylerden uzaklaştırıcı" (10) bir ibadet olarak belirtildiğinden Peygamberimiz (
s.) "kimin namazı kendisini kötülerden ve çirkin şeylerden alıkoymazsa (o namaz) o kişiyi Allah'dan uzaklaştırmaktan başka ona bir şey kazandırmaz buyurdu. Geçen ayet ve hadisler, sözde kalmayıp davranış olarak Allah'a itaati esas alan zikrin, faziletine işaret etmektedir.



İNSANLARI ZİKRDEN ALIKOYAN SEBEPLER: Genel olarak iki bölümde ifade edebileceğimiz bu sebeplerin ilki, zikr yolunun açık düşmanı olan şeytandır. Şeytanın hedefi, bir takım kötülüklerle veya değişik taktiklerle mü'minlere Allah'ı unutturmak ve onları Allah yolundan saptırmaktır.(12) Diğeri de insanların mal, evlat gibi kendilerine göre üstün saydıkları pek çok varlıkların etkisine ve cazibesine kapılarak, Allah'ı tanımaz ve anmaz hale gelmeleridir. İnsan ana gayesinin "Allah'a kulluk" olduğunu mensuplarına öğreten İslâm, helal ve temiz olan dünya nimetlerinden faydalanmayı yasaklamamış, ancak onların insanın ana gayesi olmasını ve Allah'ı unutturacak bir hale gelmelerini kabul etmemiştir.(13) Bu gerçeğin unutulması sonucu, dünya aldatıcı süsü ve menfaatleri, günümüzde de pek çok insanın gözünü ve gönlünü kör etmiş, bu insanlar adeta Allah'ı tanımaz hale gelmişlerdir. Allah'ın zikrinden yüz çevirmenin neticesi olarak ortaya çıkan bu durum, sahiplerini hızla İslâm dışı bir yaşayışa itmektedir.


EN ÜSTÜN ZİKR , "LA İLAHE İLLALLAH"
Zikrin en faziletlisi olan "La ilahe İllallah", İslâmın hayat nizamıdır. Çağlar boyu gelen ilahi dinlerdeki inancın ana kaidesi, Allah'ın uluhiyyeti esasına dayanır. Bu ilke insana hayatla ilgili her çeşit faaliyette, Allah'ın hükümlerini hatırlayarak O'na yönelmeyi ifade ettiği için zikrin en efdalidir.
İslâmın temel esası olan "kelime-i tevhid" insanı her bakımdan ilahi buyruklar doğrultusunda Allah'a yönelttiği içindir ki Peygamberimiz (
s.) "zikrin en faziletlisi La İlahe İllallah'dır" buyurmuştur.(14) Çünkü Allah'ın dinine teslim olup hayatta onun nizamına uyarak kulluk etmek, gerçek anlamda "La İlahe illallah" -Allahdan başka hiçbir ilah yoktur-" demektir.

Kur'an ve sünnetin gösterdiği doğrultuda söz ve fiilleri birleştirip Allah'a itaat etmek Allah'ı tevhid ederek O'na inanmaktır. Bu Peygamber (
s.)in "Şüphesiz ki Allah, kendi rızası için La İlahe İllallah diyen kimseyi cehenneme haram etmiştir." (15) hadisinde ifadesini bulan hakiki imandır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki zikr, dil ile Allah'ı anmak yanında kulun her durumda Allah'ın dinini hatırlayarak O'na teslim olmasıdır. Zikr, Allah'ın dinini hayata hakim kılmanın, bariz bir hedef olduğunu unutmamaktır. Zikr, kalbin Allah'ı unutmaması, dilin hakkı konuşması, yaşayışın İslâmî hükümler doğrultusunda olmasıdır. Zikr, iman ve ihlas ehlinin sermayesi ve ayrılmaz sıfatıdır. Zikr, mutlak anlamda Allah'a itaat olup O'na isyan etmemektir. Hadis-i Şerifte "Allah'a itaat eden Allah'ı zikredendir, Allah'a isyan eden de Allah'ı unutandır" (16) buyurulur.
Zikr, iman ve İslâmı en büyük nimet bilip Müslümanca yaşayarak İslâm üzere ölüp Cennete girmenin ve Allah'ın rızasını kazanmanın, tek kurtuluş yolu olduğunu unutmamaktır.