|
|
![]() |
|
|||||||
| İslamiyet Ehli Sünnet Şifa İlimleri ve Şifa Enerjileri /Hızır'ın Bahçesi.. | |||
![]() |
|
||
| ||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#2 (permalink) | |||||||||
![]() Üyelik tarihi: Aralık-2010
Bulunduğu yer: İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Üye No : 33
Mesajlar: 14.496
Konuları:
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2702 / 2702
İtibar Puanı : 1030
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
59. HAŞR SURESİ الحشر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلّاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ 25-) Velleziyne cau min ba'dihim yekulune Rabbenağfir lena ve liıhvaninelleziyne sebekuna Bil'iymani ve la tec'al fiy kulubina ğıllen lilleziyne amenu Rabbena inneKE Raufun Rahıym; Onlardan (Ensar ve Muhacir’den?) sonra gelenler şöyle derler: “Rabbimiz!... Bizi ve (Bi-) iman ile (arınıp hakikatına dönmede) bizi öne geçmiş olan kardeşlerimizi mağfiret et, kalblerimizde iman etmiş olanlar için bir ğil (kin, sevgisizlik; ayrı-gayrıya sebep olan düşünceler-arzular) oluşturma... Rabbimiz!... Muhakkak ki sen Rauf’sun, Rahıym’sin”. أَلَمْ تَر إِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ أُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ أَحَداً أَبَداً وَإِن قُوتِلْتُمْ لَنَنصُرَنَّكُمْ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ 11-) Elem tera ilelleziyne nafeku yekulune liıhvanihimulleziyne keferu min ehlilKitabi lein uhrictum lenahrucenne me'aküm ve la nutıy'u fiyküm ehaden ebeden, ve in kutiltüm lenensûrenneküm* vAllahu yeşhedu innehüm lekâzibun; Görmedin mi o münafıklık edenleri (yahudi münafıkları) ki, ehl-i kitab’tan kafir olan (Rasûlullah’a ihanet eden Ben-i Nadir yahudisi) kardeşlerine: “Andolsun ki eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, elbette biz de sizinle birlikte çıkacağız... Sizin hakkınızda hiçbir kimseye ebediyyen itaat etmeyeceğiz... Eğer savaşılırsanız (sizinle savaşılırsa), mutlaka size yardım edeceğiz” derler... Allah şahidlik eder ki kesinlikle onlar yalancılardır. لَئِنْ أُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِن قُوتِلُوا لَا يَنصُرُونَهُمْ وَلَئِن نَّصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ 12-) Lein uhricu la yahrucune me'ahüm* ve lein kutilu la yensurunehüm* ve lein nasaruhüm leyüvellunel'edbare, sümme la yunsarun; Andolsun ki eğer onlar (yurtlarından) çıkarılsalar, onlarla birlikte çıkmazlar... Andolsun ki eğer onlar savaşılsalar, onlara yardım etmezler... Andolsun ki eğer onlara yardım etseler, mutlaka arkalarına dönüp kaçarlar... Sonra da yardım olunmazlar. لَأَنتُمْ أَشَدُّ رَهْبَةً فِي صُدُورِهِم مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ 13-) Leentum eşeddu rehbeten fiy sudurihim minAllah* zâlike Biennehüm kavmun la yefkahun; Muhakkak ki siz, onların sadrlarında (kalplerinde) korku itibarıyla Allah’dan daha şiddetlisiniz... Bu (nun B sırrınca sebebi şu), onların fıkhetmeyen (iyi anlamayan) bir kavim olmalarındandır. لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَمِيعاً إِلَّا فِي قُرًى مُّحَصَّنَةٍ أَوْ مِن وَرَاء جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ 14-) La yukatiluneküm cemiy'an illâ fiy kuren muhassanetin ev min verai cudur* be'suhüm beynehüm şediyd* tahsebuhüm cemiy'an ve kulubühüm şetta* zâlike Biennehüm kavmun la ya'kılun; Onlar (Ben-i Kureyza, Ben-i Nadiyr yahudileri; hakikata samimi olmayan, diyn’in hakikatından perdeli ehl-i kitab?) sizinle toplu halde, ancak tahkim edilmiş (kale gibi çevrilmiş) karyeler (şehirler) de yahut duvarların arkasından savaşırlar... Onların kendi aralarındaki be’sleri (savaşları, problemleri, birbirlerine çıkardıkları sıkıntıları da) şiddetlidir... Kalbleri dağınık/ayrı ayrı olduğu halde onları toplu sanırsın... Bu (nun B sırrınca sebebi şu), onların akletmeyen bir kavim olmalarındandır. كَمَثَلِ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَرِيباً ذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ 15-) Kemeselilleziyne min kablihim kariyben zâku vebale emrihim* ve lehüm 'azâbun eliym; (Bu yahudilerin meseli) kendilerinden yakın (zaman) önce (Bedir’de) işlerinin vebalini tatmış ve kendileri için (Ahiret’te de) elim bir azab olan kimselerin meseli gibidir. كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ 16-) Kemeselişşeytani iz kale lil'İnsanikfur* felemma kefere kale inniy beriy'un minke inniy ehafullahe Rabbel'alemiyn; (O hakikata samimi olmayan yahudi münafıkların ibretlik durumu) insana: “Küfret (Hakikatından gafil ol, esfele safiline düş)” dediği vakit şeytan’ın (vehmin) ibretlik durumu gibidir... (İnsan) küfrettiğinde (gerçeği reddedip hakikatından kilitlendiğinde), (şeytan): “Muhakkak ki ben senden beriyim/uzağım... Doğrusu ben Rabb’ül Alemiyn olan Allah’dan korkarım” dedi. فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا أَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ 17-) Fekâne 'akıbetehüma ennehüma fiynnari halideyni fiyha* ve zâlike cezauzzalimiyn; Bu yüzden ikisinin de akibeti, içinde ebedi kalıcılar olarak Nar’da kalmaları oldu... İşte bu zalimlerin cezasıdır. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18-) Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe veltenzur nefsun ma kaddemet liğad* vettekullah* innAllahe Habiyrun Bima ta'melun; Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin!... Bir nefs yarın (ölüm ötesi) için ne takdim ettiğine (önceden ne gönderdiğine) bir baksın... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan (B sırrınca) Habiyr’dir. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ 19-) Ve la tekûnu kelleziyne nesullahe feensahüm enfusehüm* ülaike hümülfasikun; Şu, Allah’ı (hakikatlarını) unuttular (hakikatlarına itaat ve uyumluluğu terkettiler) da Allah da bu yüzden onlara kendi nefslerini unutturduğu kimseler gibi olmayın... İşte onlar fasıkların ta kendileridir. لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ 20-) La yesteviy ashabunnari ve ashabulcenneti, ashabulcenneti hümülfaizun; Nar ashabı ile Cennet ashabı bir olmaz... Ashab-ı Cennet kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعاً مُّتَصَدِّعاً مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ 21-) Lev enzelna hazelKur'âne 'alâ cebelin leraeytehu haşi'an mutesaddi'an min haşyetillah* ve tilkel'emsalu nadribuha linNasi le'allehüm yetefekkerun; Eğer şu Kur’an’ı (başı Sema’da, kökü yedi kat yerin dibinde olan) bir dağın üzerine (kaskatı bir şuur mazharına) inzal etseydik, elbette onu Allah haşyetinden (dolayı) huşu ederek, çatlayıp parça parça olduğu halde görürdün... İşte bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye darbediyoruz/veriyoruz. هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ 22-) HuvAllahulleziy la ilahe illâ HU* 'Alimulğaybi veşşehadeti, HuverRahmanurRahıym; O, kendinden gayrı ilah (vücud) olmayan Allah’tır... Ğayb ve şahadeti daimi bilendir (zira hepsi ilmindedir; O’na göre ğayb yok, vakıftır)... O, Rahman’dır (kemalatlarını izhar için herşeye vücud veren, rahmeti olarak var kılandır), Rahıym’dir (kemalatının önündeki manileri ortadan kaldıran, kendini tanıtan, manevi rahmet sahibidir). هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ 23-) HuvAllahulleziy la ilahe illâ HU* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu'min’ul Müheymin’ul Aziyz’ul Cebbar’ul Mütekebbir* SubhanAllahi 'amma yüşrikûn; O, kendinden gayrı ilah (vücud) olmayan Allah’tır...Melik’dir (cümle yaratıkların mutasarrıfı, mutlak hükümran, tam kayıtsız), Kuddus’dur (yaratılmışlığa ve kevne ait nitelenmelerden, sınırlılıktan mukaddes), Selam’dır (yaratılmışlara selamet ihsan eden, yakiyn halini oluşturan, mü’minlere ‘İSLAM’ın hazmını veren), Mu’min’dir (iman nurunun kaynağı, böylece emin makamı oluşturan; gayb’ın sırlarına açık idrakı meydana getiren), Muheymin’dir (gözetip himaye eden, yüceliği ile kendinden geçiren), Aziyz’dir (Mutlak galip), Cebbar’dır (iradesini zorunlu olarak kabul ettiren), Mütekebbir’dir (Şanına uygun kibriya sahibidir; O’nun büyüklüğünü hiç kimse aşamaz, herşey acz ile malul’dur, gafletin sonu yoktur)... (Ki) Allah, onların ortak koştuklarından Subhan’dır!. هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 24-) HuvAllahul Halik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl' Esma’ül Hüsna* yüsebbihu leHU ma fiysSemavati vel’Ardı, Ve HUvel'Aziyz’ul Hakiym; O, Halık (mutlak yaratan, takdir eden), Bari (her yarattığını, zaman ve özellik olarak yekdiğerine uygun izhar eden-tafsile getiren), Musavvir ( (sonsuz manalarını şekillendiren; yarattıklarının hepsini ayrı bir sûretle meydana getiren) olan Allah’dır; Esma’ül Hüsna O’nundur... Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O’nu tesbih ediyor; O ise Aziyz’dir, Hakiym’dir. 60. MÜMTEHİNE SÛRESİ الممتحنة بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَن تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَاداً فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاء مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ 1-) Ya eyyuhelleziyne amenu la tettehızu 'aduvviy ve 'aduvveküm evliyae tulkune ileyhim Bilmeveddeti ve kad keferu Bima caeküm minelHakkı yuhricunerRasûle ve iyyaküm en tu'minu Billahi Rabbiküm* in küntüm harectum cihaden fiy sebiyliy vebtiğae merdatiy tusirrune ileyhim Bilmeveddeti, ve ene a'lemu Bima ahfeytum ve ma a'lentum* ve men yef'alhu minküm fekad dalle sevaessebiyl; Ey iman edenler!... Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları (müşrikleri, gadab edilmişleri) veliler edinmeyin... Onlar, Hakk’dan size gelmiş olanı (B sırrınca) küfr (inkar, red) ettikleri, Rabbiniz (hakikatınız) olan Allah’a (B sırrıyla) iman ettiğiniz için Rasûl’ü (Rasûlullah’ı) ve sizi (yurdunuzdan) çıkardıkları halde, siz onlara (Bi-) mevedde (sevgi) ilka ediyorsunuz (görünüşte dolaylı da olsa işlerini takviye ve teşvik ediyorsunuz)... Eğer yolumda cihad etmek ve rızamı taleb etmek/kazanmak için çıkmış iseniz (onları dost edinmeyin);halbu ki onlara (içinizden) (Bi-) mevedde (sevgi) gizliyorsunuz... (Oysa) ben gizlediğinizi de açıkladığınızı da (B sırrınca) bilirim... Sizden kim bunu yaparsa, yolun denge noktasından (sırat-ı müstakıym’den) gerçekten sapmıştır. إِن يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاء وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُم بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ 2-) İn yeskafuküm yekûnu leküm a'daen ve yebsutu ileyküm eydiyehüm ve elsinetehüm Bissui ve veddu lev tekfurun; Eğer onlar sizi yakalar/ele geçirirlerse, sizin için düşmanlar olurlar (Hakk’dan döndürmeye zorlarlar)... Ellerini ve dillerini size (Bi-) kötülükle bast ederler (uzatırlar) ve kafir olmanızı (gerçeği reddetmenizi) şiddetle arzu ederler. لَن تَنفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ 3-) Len tenfe'aküm erhamuküm ve la evladuküm yevmelkıyameti yafsılu beyneküm* vAllahu Bima ta'melune Basıyr; Ne Erhamınız (akrabalarınız) ne de evladınız (gibi fani nisbetler ve Allah için olmayan onların dostluğu) size asla fayda sağlamaz... Kıyamet günü (Allah) aranızı ayırır... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir. قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَداً حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن شَيْءٍ رَّبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ 4-) Kad kânet leküm usvetun hasenetun fiy İbrahiyme velleziyne me'ahu, iz kalu likavmihim inna bureau minküm ve mimma ta'budune min dunillahi keferna Biküm ve beda beynena ve beynekümül'adavetü velbağdau ebeden hatta tu’minu Billahi vahdeHU illâ kavle İbrahiyme liebiyhi leestağfirenne leke ve ma emlikü leke minAllahi min şey'* Rabbena 'aleyke tevekkelna ve ileyke enebna veileykelmasıyr; İbrahiym’de ve Onunla beraber olan kimselerde sizin (tevhid ehli) için gerçekten üsve-i hasene (güzel bir örnek) vardır... Hani onlar kavimlerine dediler ki: “Muhakkak ki biz sizden de, Allah’ın gayrından kulluk yaptıklarınızdan da uzağız... Sizi (B sırrınca) küfr ettik (örttük; inkar-red ettik)... Bizimle sizin aramızda, siz Allah’a O’nun tekliği ile (B sırrınca) iman edinceye kadar, ebediyyen düşmanlık ve buğz başlamıştır”... Ancak İbrahiym’in babasına: “Mutlaka senin için mağfiret dileyeceğim; ama senin için (dua edip istemekten başka) Allah’dan bir şeye malik değilim” sözü hariç... (İbrahiym ve Onunla beraber olanlar): “Rabbimiz, sana tevekkül ettik, sana yöneldik (rücu’ ettik) ve dönüş (ümüz) sanadır” (dediler). رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 5-) Rabbena lâ tec'alna fitneten lilleziyne keferu vağfir lena Rabbena* inneKE ENTEl'Aziyzül Hakiym; “Rabbimiz!... Kafir olanlar için bizi bir fitne kılma... Bizi mağfiret et Rabbimiz!... Muhakkak ki sen Aziyz’sin, Hakiym’sin”. لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ 6-) Lekad kâne leküm fiyhim üsvetun hasenetün limen kâne yercullahe velyevmel'ahır* ve men yetevelle feinnAllahe HuvelĞaniyyulHamiyd; Andolsun ki onlarda (İbrahiym ve ashabında) sizin için, Allah’ı ve Ahir Günü umanlar için üsve-i hasene (güzel bir örnek) vardır... Kim (Allah’dan) yüz çevirirse, muhakkak ki Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dır. عَسَى اللَّهُ أَن يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُم مِّنْهُم مَّوَدَّةً وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 7-) 'AsAllahu en yec'ale beyneküm ve beynelleziyne 'adeytum minhüm meveddeten, vAllahu Kadiyr* vAllahu Ğafurun Rahıym; Umulur ki Allah sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasında bir mevedde (sevgi) oluşturur (onlara tevhidi hidayet eder)... Allah Kadiyr’dir... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir. لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ 8-) La yenhakümullahu 'anilleziyne lem yukatiluküm fiyddiyni ve lem yuhricuküm min diyariküm en teberruhüm ve tuksitu ileyhim* innAllahe yuhıbbulmuksitıyn; Diyn’de sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış kimselere iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan Allah sizi nehyetmez... Muhakkak ki Allah muksitleri (uluhiyyet hükümlerine göre muamele edenleri) sever. إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ 9-) İnnema yenhakümullahu 'anilleziyne katelukum fiyddiyni ve ahrecuküm min diyariküm ve zaheru 'alâ ıhraciküm en tevellevhüm* ve men yetevellehüm feülaike hümüzzalimun; Allah ancak, Diyn’de sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve sizin ihracınız üzerine (sizi çıkaranlara) yardım edip destek olmuş kimseleri dost edinmenizi size nehyeder... Kim onları veli edinir/sevişir/yardım ederse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُم مَّا أَنفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ 10-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza caekümül mu’minatu muhaciratin femtehınuhünne, Allahu a'lemu Bi iymanihinn* fein 'alimtumuhünne mu’minatin fela terci'uhünne ilelküffari la hünne hıllun lehüm ve la hüm yehıllune lehunn* ve atuhüm ma enfeku* ve la cunaha 'aleyküm en tenkıhuhünne iza ateytümuhünne ucurehunn* ve la tumsikû Bi'ısamilkevafiri ves'elu ma enfaktum velyes elu ma enfeku* zâliküm hukmullahi yahkumu beyneküm* vAllahu Aliymun Hakiym; Ey iman edenler!... Mü’min kadınlar hicret ediciler olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin (size niçin geldiklerini sorun)... Allah onların imanlarını (B sırrınca) daha iyi bilir... Eğer onları mü’min kadınlar bilirseniz (iman ettikleri için geldiklerini anlarsanız), onları küffara (kafirlere) geri döndürmeyin... Ne bunlar (mü’min kadınlar) onlara (küffara) helaldir, ne de onlar bunlara helal olurlar... Onlara (küffara) infak ettiklerini (mehirlerini) verin... Onların (bu kadınların) ecirlerini (mehirlerini) kendilerine verdiğiniz vakit onları nikahlamanızda sizin üzerinize bir cünah (günah) yoktur... Kafir kadınların (Bi-) ismetlerini (nikahlarını, akidlerini, iffetlerini) tutmayın (salı verin onları)... Siz (kafirlere dönmeyi tercih eden kadınlar için) harcadıklarınızı isteyin, onlar da (kafirler de sizi tercih eden mü’min kadınlar için) harcadıklarını istesinler... Bu size Allah’ın hükmüdür... (İşte O) aranızda hükmediyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir. وَإِن فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِّنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُم مِّثْلَ مَا أَنفَقُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ 11-) Ve in fateküm şey'ün min ezvaciküm ilelküffari fe'akabtum featulleziyne zehebet ezvacuhüm misle ma enfeku* vettekullahelleziy entüm Bihi mu’minun; Eğer eşlerinizden küffara bir şey fevt eder (eşlerinizden elinizden çıkan olur) de (sonra siz) muakıb olursanız (fırsat size geçer; onların eşlerinden size kaçan olur ya da ganimet olarak size kalırlarsa), eşleri gitmiş olanlara harcadıklarının (mehirlerinin) mislini veriniz... O Allah’dan ittika edin ki siz O’na (B sırrınca) mü’minlersiniz. يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئاً وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 12-) Ya eyyühenNebîyyu iza caekelmu’minatu yubayı'neke alâ en la yüşrikne Billahi şey'en ve la yesrıkne ve la yezniyne ve la yaktulne evladehünne ve la ye'tiyne Bibuhtanin yefteriynehu beyne eydiyhinne ve erculihinne ve la ya'sıyneke fiy ma'rufin febayı'hünne vestağfir lehunnAllah* innAllahe Ğafurun Rahıym; Ey O Nebî (HatemünNebî) !... Mü’min kadınlar: “Allah’a (B gerçeğince) hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını katletmemeleri, elleri ve ayakları arasında bir (Bi-) buhtan uydurup getirmemeleri (yüklendikleri çocuklarının nesebini saptırmamaları) ve hiçbir ma’ruf’ta (getirdiğin diyn-sünnetullah hükümlerinde; fıtrata göre iyi işlerde; onlara emrettiklerinde ve nehyettiklerinde) sana ısyan etmemeleri” üzerine sana bey’atlaşmaya geldiklerinde, onlarla bey’atlaş ve onlar için Allah’dan mağfiret dile... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ 13-) Ya eyyuhelleziyne amenu la tetevellev kavmen ğadıbAllahu 'aleyhim kad yesiu minel'ahıreti kema yeiselküffaru min ashabilkubur; Ey iman edenler!... Allah’ın kendilerine gadab ettiği, küffarın (gerçeği reddedenlerin) ashab-ı kubur (kabir halkı)’dan/ (ya da ashab-ı kubur’dan olan kafirlerin) ümit kestikleri gibi Ahiret’ten ümit kesmiş bir kavmi dost edinmeyin!. 61. SAFF SÛRESİ الصف بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 1-) Sebbeha Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ard* ve HUvel'AziyzülHakiym; Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (Esmasıyla onları açığa çıkaran, varlıklarında gayrı olmayan) Allah’ı tesbih etmiştir... O Aziyz’dir, Hakiym’dir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ 2-) Ya eyyuhelleziyne amenu lime tekulune ma la tef'alun; Ey iman edenler!... Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz (iman etmekten maksat, arınmaktır) ?. كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ 3-) Kebure makten 'ındAllahi en tekulu ma la tef'alun; Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah indinde şiddetli gadab itibarıyla büyük (bir günah; kebair, şirk) olmuştur. إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ 4-) İnnAllahe yuhıbbulleziyne yukatilune fiy sebiliHİ saffen keennehüm bünyanun mersusun; Muhakkak ki Allah, kendi yolunda marsus (biribirine kurşun ile kaynatılmış tek vücud) bir bina gibi, saf bağlayarak savaşan kimseleri sever. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَد تَّعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا أَزَاغَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ 5-) Ve iz kale Musa likavmihi ya kavmi lime tu'zuneniy ve kad ta'lemune enniy Rasûlullahi ileyküm* felemma zağu ezağAllahu kulubehüm* vAllahu la yehdilkavmel fasikıyn; Hani Musa kavmine dedi ki: “Ey kavmim!...Muhakkak ki benim size Allah Rasûlü olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyyet ediyorsunuz?”...Onlar (Hakk’dan) inhiraf ettiklerinde, Allah onların kalblerini (Hakk’dan, diyn’den) döndürdü (gerçeği algılayamazlar artık)... Allah fasıklar kavmine hidayet etmez. وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ 6-) Ve iz kale 'Iysebnu Meryeme ya beniy israiyle inniy Rasûlullahi ileyküm musaddikan lima beyne yedeyye minetTevrati ve mübeşşiren BiRasûlin ye'tiy min ba'dismuhu Ahmed* felemma caehüm Bilbeyyinati kalu hazâ sıhrun mübiyn; Hani MeryemOğlu İsa dedi ki: “Ey İsrailOğulları!... Muhakkak ki ben size Allah Rasûlü’yüm!... Tevrat’tan önümde olan için bir tasdikleyici ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir (Bi-) Rasûlü müjdeleyici olarak (irsal olundum)”... Onlara (Bi-) beyyineler (apaçık kanıtlar, mucizeler) ile geldiğinde: “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. Not: Bu konuda bazı hadis-i şerifler: “Tevrat’taki ismim <Ahyed> (alıp götüren, uzaklaştıran) dir; çünkü ben ümmetimi ateşten alıp uzaklaştırırım... Zebur’daki ismim <elMahiy> (silen) dir; çünkü Allah benimle putlara kulluk yapanları sildi... İnciyl’deki ismim <Ahmed> (en Hamd eden; Zat’ın kemaline en mazhar) dir... Kur’an’daki ismim <Muhammed> (ardı arkasına çok Hamd edilen) dir; çünkü ben Sema ve Arz ehli arasında MAHMUDum (Hamd edilenim)”. “Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed’im ve Ahmed’im... Ben, Allah’ın benimle küfrü sildiği elMahıy’im... Ben insanların ayaklarımın üzerinde haşrolunacağı Haşir’im... Ve ben elAkıb (kendisinden sonra Nebî gelmeyecek olan)’im”. Musa a.s.a Rabbi: “Bu Ahmed’in ümmetidir” dediği vakit, (Musa): “Allahım, beni Ahmed’in ümmetinden kıl” diyerek Hz.Rasûlullah’ı bu isimle zikretmiştir... وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعَى إِلَى الْإِسْلَامِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ 7-) Ve men azlenu mimmeniftera 'alellahilkezibe ve huve yud'a ilel'İslam* vAllahu la yehdilkavmezzalimiyn; İslam’a (Allah’a teslimiyete, hanif tabanlı fıtrat diynine) da’vet olunduğu halde, Allah üzerine yalan uydurandan (O’nun gayrı vücud isbat edenden) daha zalim kimdir?... Allah zalimler kavmine hidayet etmez.
__________________
![]()
| |||||||||
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||
![]() Üyelik tarihi: Aralık-2010
Bulunduğu yer: İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Üye No : 33
Mesajlar: 14.496
Konuları:
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2702 / 2702
İtibar Puanı : 1030
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
61. SAFF SÛRESİ الصف
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ 8-) Yüriydune liyutfiu nurallahi Biefvahihim vAllahu mütimmu nuriHİ velev kerihel kafirun; Allah Nuru’nu (Bi-) ağızlarıyla söndürmek diliyorlar... Halbuki Allah, nurunun tamamlayıcısıdır... Velev ki kafirler (gerçeği reddeden kilitlenmişler) hoşlanmasa bile. هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ 9-) Huvelleziy ersele RasûleHU Bilhüda ve diynilHakkı liyuzhirehu 'aleddiyni küllihi velev kerihel müşrikûn; O (Allah) odur ki, bütün dinlere (kendine cahil olmaktan kaynaklanan diyn edinmelere) üstün kılmak için Rasûlü’nü Bil-Huda (hidayet potansiyeli, hakikat klavuzu olarak) ve Hak Diyn (tam tevhid, ilahi ma’rifet, sistem bilinci, hak yöntem) ile irsal etti... Velev ki müşrikler (fena’ya yanaşmayan, gayrılığa oturanlar) hoşlanmasa da. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ 10-) Ya eyyuhelleziyne amenu hel edüllüküm 'alâ ticaretin tunciyküm min 'azâbin eliym; Ey iman edenler!... Size, sizi elim bir azabtan kurtaracak bir ticarete delalet edeyim (göstereyim) mi?. تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ 11-) Tu'minune Billahi ve RasûliHİ ve tucahidune fiy sebiylillâhi Biemvaliküm ve enfüsiküm zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun; (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve nefsleriniz (canlarınız) ile (B sırrınca) mücahade edersiniz... İşte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz!. يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 12-) Yağfir leküm zünubeküm ve yüdhılküm cennatin tecriy min tahtihel'enharu ve mesakine tayyibeten fiy cennati 'adn* zâlikelfevzul'azıym; (Bunları yaparsanız, Allah) zenblerinizi (benliklerinizi, günahlarınızı) mağfiret eder ve sizi altından nehirler akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki temiz meskenlere dahil eder... İşte bu azim bir kurtuluştur. وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ 13-) Ve uhra tuhıbbuneha* nasrun minAllahi ve fethun kariyb* ve beşşiril mu’miniyn; Ve seveceğiniz bir başka (ticaret) daha var: Allah’dan bir nusret ve feth-i kariyb... Mü’minleri müjdele!. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ 14-) Ya eyyuhelleziyne amenu kûnu ensarAllahi kema kale 'Iysebnu Meryeme lilHavariyyiyne men ensariy ilellah* kalelHavariyyune nahnu ensarullahi, feamenet taifetun min beniy israiyle ve keferet taifetun, feeyyednelleziyne amenu 'alâ 'aduvvihim feasbehu zahiriyn; Ey iman edenler, Allah’ın Ensarı (yardımcıları) olun (uluhiyyet kudsiyetine, beşeriyet kanatlarıyla uçulmaz; ilahi sıfatların izharını kabule hazırlanın) !... MeryemOğlu İsa’nın, Havariyyuna (Havarilere): “Allah’a (giden yolda; seyr-i sülük’te) kim benim Ensarımdır?” dediği gibi... Havariyyun dedi ki: “Biz Allah’ın Ensarı’yız”... İsrailOğullarından bir taife iman etti (arındı) ve bir taife de küfretti (gerçeği reddetti; nankörlük etti; hakikatlerinden kilitlendi)... Bunun üzerine o iman edenleri, düşmanları aleyhine te’yid ettik (destekledik, güçlendirdik) de zahiriyn (üstün-galip gelenler) oldular. 62. CUM'A SÛRESİ الجمعة بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ 1-) Yusebbihu Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ardıl MelikilKuddûsil'AziyzilHakiym; Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var (hepsi), Melik, Kuddus, Aziyz ve Hakiym olan (dilediği manaları açığa çıkarsın diye onları belli bir işlevle izhar eden, varlıkda gayrı olmayan) Allah’ı tesbih ediyor. هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ 2-) Huvelleziy be'ase fiyl'ummiyyiyne Rasûlen minhüm yetlu 'aleyhim ayatiHİ ve yüzekkiyhim ve yu'allimuhümülKitabe velHikmete, ve in kânu min kablu lefiy dalalin mübiyn; O (öyle Allah’dır) ki, ümmiyler içinde kendilerinden (ümmiylerden olan), onlara O’nun ayetlerini tilavet eden, onları tezkiye eden ve onlara Kitab’ı ve Hikmeti öğreten bir Rasûl ba’setti... Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapkınlık içinde idiler. وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 3-) Ve ahariyne minhüm lemma yelhaku Bihim* ve HUvel'AziyzülHakiym; Ve henüz kendilerine (B gerçeğince) ilhak olmamış (katılmamış) oldukları halde onlardan (ümmiylerden olan?) başkalarına da (O Rasûlü ba’setti)... O Aziyz’dir, Hakiym’dir. ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ 4-) Zâlike fadlullahi yü'tiyhi men yeşa'* vAllahu Zülfadlil'azıym; İşte bu Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir... Allah ZülFadlil Azıym (büyük lutuf sahibi) dir. مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَاراً بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ 5-) Meselulleziyne hummilutTevrate sümme lem yahmiluha kemeselilhımari yahmilu esfara* bi'se meselülkavmilleziyne kezzebu Biayatillah* vAllahu la yehdilkavmezzalimiyn; Kendilerine Tevrat yükletilip sonra onu yüklenip taşımayanların misali, büyük kitablar taşıyan eşeğin misali gibidir... Allah’ın ayetlerini (B gerçeği ile) yalanlayan kavmin misali ne kötüdür!... Allah zalimler kavmine hidayet etmez. قُلْ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ هَادُوا إِن زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَاء لِلَّهِ مِن دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ 6-) Kul ya eyyuhelleziyne hadu in ze'amtum enneküm evliyau Lillahi min duninNasi fetemennevulmevte in küntüm sadikıyn; De ki: “Ey yahudi olanlar!... İnsanların gayrından (yalnızca) sizin Allah’ın veliyleri (himaye ettiği dostları) olduğunuzu zannediyorsanız ve eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi ölümü temenni edin!”. وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ أَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ 7-) Ve la yetemennevnehu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu 'Aliymun Bizzalimiyn; Ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla onu (ölümü, B gerçeğince) ebediyyen temenni etmezler... Allah zalimleri (B sırrınca) Aliym’dir. قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ 8-) Kul innelmevtelleziy tefirrune minhu feinnehu mulakıyküm sümme tureddune ila 'Alimilğaybi veşşehadeti feyunebbiuküm Bima küntüm ta'melun; De ki: “Muhakkak ki kendisinden firar ettiğiniz ölüm, mutlaka o size mulakı olacaktır (karşılaşacaksınız)... Sonra gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunursunuz (döndürülürsünüz) da (O) size yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) haber verir”. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ 9-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza nudiye lisSalati min yevmilcumu'ati fes'av ila zikrillahi ve zerulbey'a, zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun; Ey iman edenler!... Cumua’nın günü’nden (olan) o salat (Cum’a günkü namaz; cem’ günündeki müşahade) için (ezan ile?) nida olunduğunuzda, Allah’ın (ism-i cami’nin) zikrine (İmam’ın hutbesi’ne ve cum’a salatı’na; fena’ya, vahdet’e) koşun ve alış-veriş’i bırakın... İşte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer (işin gerçeğini) bilirseniz. Not: Cüm’a günü ve Cum’a salatı hakkında bazı hadis-i şerifler: Allah, türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı) Cumartesi günü, onda dağları Pazar günü, şecereyi (ağaç cinsini) Pazartesi, sevilmeyen şeyleri Salı günü, Nuru Çarşamba günü halketmiştir... Ve orada hayvanları Perşembe günü yaymış (yaratmış), Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halketmiştir... (müslim) Üzerine Güneş’in doğduğu en hayırlı gün Cum’a Günü’dür... Onda (o günün içinde) Adem yaratıldı, onda cennete dahil edildi, onda oradan çıkarıldı... O Saat ta ancak Cum’a Gününde kıyam eder (kıyamet o gün kopacak). Cum’a Günü, günlerin seyyidi ve Allah indinde en azametlisidir... Allah indinde yevm’ül fıtr (Ramazan Bayramı) ve yevm’ül udhıyye’den (Hac kurban bayramı) daha aziymdir... Onda beş haslet vardır: Allah Ademi onda yaratmıştır, onu Arz’a onda indirmiştir ve onda Ademi vefat ettirmiştir... Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka Allah onu verir... Onda O Saat kıyam eder (Hz.Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar). Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir... Onda rahmet kapıları açılır... Onda bir saat vardır ki kul Allah’dan bir şey isterse mutlaka (Allah) onu verir... Soruldu: “Hangi saat?”... “Salat-ı Ğadat (sabah vaktindeki namaz) için müezzin ezanı nida ettiğinde” buyurdu... Bir başka rivayette: “Cum’a Namazının ikamesinden o saat içinde dönülür” buyurulmuştur... Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir... Onda bir saat vardır ki onda rahmet kapıları açılır... Denildi: “Hangi saat?”... “(Cum’a Günündeki) Salat’a nida olunduğunda” buyurdu... (Bazı sahabe rivayetlerinde ise o saat, Cum’a günü ikindiden sonra, gündüzün son saatinde olduğu haber verilir...) Biz ahirleriz, kıyamet gününde ise ilkleriz...Biz cennete ilk girecekleriz... Şu kadar var ki onlar bizden önce kitab verilmişler ve biz onlardan sonra kitab verilmişiz...Onlar (Hak Diyn’de, vahdet’te) ihtilaf ettiler; Allah bizi hakkında ihtilaf ettikleri Hakikata hidayet etti... İşte bu onların hakkında ihtilaf ettikleri günleridir... Allah bizi ona (o güne) -yani Cum’a Günü’ne- hidayet etti... Bugün (Cum’a Günü) bizim (Muhammedilerin) dir, yarın (Cumartesi; Sebt Günü) yahudilerindir, yarından sonrası (Pazar; yevm’ül Ehad) nasara (hristiyan)’nındır. Herbiriniz Cum’a’ya (Cum’a salatı’na) geleceği vakit gusül etsin. Cum’a Günü gusletmek her bulüğa erene vacibtir. Zaruretsiz üç kere Cum’ayı kim terkederse, Allah onun kalbini mühürler. Kim üç Cum’ayı özürsüz terkederse, o bir münafıktır. Bana Cibriyl geldi, elinde bembeyaz ayna, onun içinde sim siyah bir nokta (gibi bir şey) vardı... Dedim: “Ya Cibriyl bu nedir?”... “Bu, Cum’adır” dedi... “Nedir Cum’a?” dedim... “Onda sizin için hayır var” dedi... “Onda bizim için ne var?” dedim... “Senin için ve senden sonra kavmin için bir bayramdır... Ve (bundan dolayı) yahudi ve nasara sana tabi olur” dedi. Nitekim Cum’a Günü’ne “Cum’a” adını Hz.Rasûlullah vermiş ve Araplar arasında da böylece şöhret bulmuştur... Daha önce Cuma gününün adı “Yevm-i Arube” idi... “Arube” planetler ile günler arasındaki ilişkiye göre günleri isimlendiren Sabiiler ve Süryanilerden geçmiş bir isimdir... Mesela Salı gününe (yevmüsSülasa’ya), Mars’a nisbet ederek “Cebbar” derlerdi... “Arube” de tam bilinmemekle birlikte “Rahmet” manasında olduğu söylenir... فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 10-) Feiza kudıyetisSalatu fenteşiru fiyl'Ardı vebteğu min fadlillahi vezkurullahe kesiyren le'allekum tüflihun; O salat (İmam ile?) tamamlandığında (Cum’a günü, gölgenin sıfırlandığı vakitte ifa edilen o namaz’dan sonra) Arz’da intişar edin (dağılın, yayılın), Allah’ın fazlından talep edin ve Allah’ı çok zikredin ki iflah edesiniz. وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْواً انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِماً قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ مِّنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ 11-) Ve iza raev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekûke kaima* kul ma 'ındAllahi hayrun minellehvi ve minetticareti, vAllahu hayrurrazikıyn; (İşin aslında bu güzellikler var iken) bir ticaret yahut bir eğlence gördüklerinde, dağılıp ona gittiler de seni (Cum’a salatı’nın imamı Hz.Rasûlullah’ı) kaim halde (dimdik ayakta olduğun halde) terkettiler (bıraktılar)... De ki: “Allah indindeki, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır... Allah rızıklandıranların en hayırlısıdır”. 63. MÜNÂFİKÛN SÛRESİ المنافقون بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM إِذَا جَاءكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ 1-) İza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leRasûlullah* vAllahu ya'lemu inneke leRasûluHU, vAllahu yeşhedu innelmunafikıyne lekâzibun; Münafıklar sana geldiklerinde dediler ki: “Senin muhakkak Rasûlullah olduğuna şehadet ederiz”... Allah zaten biliyor ki muhakkak ki sen O’nun Rasûlü’sün!.. Ve Allah şahiddir ki muhakkak ki münafıklar yalancılardır. اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ 2-) İttehazu eymanehüm cunneten fesaddu 'an sebiylillah* innehüm sae ma kânu ya'melun; Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah yolundan alakoydular... Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ 3-) Zâlike Biennehüm amenu sümme keferu fetubi'a 'alâ kulubihim fehüm la yefkahun; Bunun sebebi (B sırrınca) şudur: İman ettiler, sonra küfr ettiler (iman ettikleri gerçeği reddettiler)... Bu yüzden kalblerinin üzerine tab’edildi (mühür basıldı)... Artık onlar (Risalet işlevini) iyi anlamazlar. وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ 4-) Ve iza raeytehüm tu'cibuke ecsamuhüm ve in yekulu tesma' likavlihim keennehüm huşubun musennedetun, yahsabune külle sayhatin 'aleyhim* hümul'aduvvu fahzerhüm* katelehümullah* enna yu'fekûn; Onları gördüğünde cisimleri (cesedleri, gövdeleri) hoşuna gider... Söylerlerse, onların sözünü dinlersin... Onlar (birbirine) dayandırılmış (Cansız, idraksız) keresteler gibidirler... Her sayha’yı (çığlığı, bağırtıyı) kendi aleyhlerine sanırlar (korkaktırlar)... (Bundan dolayı) onlar düşmandır, onlardan sakın... Allah onları öldürsün... Nasıl da (hakikatlarından) döndürülüyorlar!. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُؤُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ 5-) Ve iza kıyle lehüm te'alev yestağfir leküm Rasûlullahi levvev ruusehüm ve raeytehüm yesuddune ve hüm mustekbirun; Onlara: “Gelin, Rasûlullah sizin için mağfiret dilesin” denildiği vakit, başlarını çevirdiler ve sen onların müstekbirler (kibre sapanlar; tevbe ve istiğfardan büyüklenenler) oldukları halde yüz çevirdiklerini görürsün. سَوَاء عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ 6-) Sevaun 'aleyhim estağferte lehüm em lem testağfir lehüm* len yağfirAllahu lehüm* innAllahe la yehdilkavmel fasikıyn; Onlar için mağfiret diledin yahut onlar için mağfiret dilemedin, onlara birdir (senin istiğfarın);Allah onları asla mağfiret etmez... Muhakkak ki Allah fasıklar kavmini hidayet etmez. هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنفِقُوا عَلَى مَنْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ 7-) Hümülleziyne yekulune la tunfiku 'alâ men 'ınde Rasûlillahi hatta yenfaddu* ve Lillahi hazainusSemavati vel'Ardı ve lakinnelmunafikıyne la yefkahun; Onlar: “Rasûlullah’ın yanında olanlara infak etmeyin; ta ki dağılıp gitsinler” diyen kimselerdir... Semavat’ın ve Arz’ın hazineleri (Rahmaniyet sahibi) Allah’ındır... Fakat münafıklar (Hak’dan kat kat perdeliler) iyi anlamazlar. يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ 8-) Yekulune lein reca'na ilelMediyneti leyuhricennel'e'azzu minhel'ezelle, ve Lillahil'ızzetu ve liRasûliHİ ve lilmu’miniyne ve lakinnelmunafikıyne la ya'lemun; (O münafıklar) derler ki: “Andolsun ki eğer Mediyne’ye geri dönersek, en Aziyz olan, en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır”... Halbuki izzet Allah’ındır (birimsellikte izzet olmaz, birimsellik zillettir), O’nun Rasûlü’nündür ve mü’minlerindir... Fakat münafıklar bilmezler (yakiynleri yok). Not: Bu ayetlerin sebebi nüzülünde şöyle bir olay var: Bir münafık olan Abdullah b.Übeyy, MustalıkOğulları gazvesinde bir hadise vesilesi ile Hz.Rasûlullah için: “Andolsun ki eğer Mediyne’ye geri dönersek, en Aziyz olan, en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diye haddini aşan bir söz söylemiş ve bunu duyan Zeyd b.Erkam bu sözü Hz.Rasûlullah’a haber vermiştir... Hz.Rasûlullah kendisine sorunca da yemin ederek inkar etmiştir... Bunu duyan Abdullah b. Übeyy’in samimi bir mü’min olan oğlu Abdullah, eline bir kılıç alarak babasının önünü kesip Medine-i Münevvere’ye girmesine engel oldu da Hz.Rasûlullah’ın oğluna haber gönderip izin vermesiyle Medine-i Münevvere’ye girdi (kimin Aziz olduğunu zilleti yaşayarak gördü?)... Ne hikmettir ki Medine-i Münevvere’ye döndükten kısa bir müddet sonra da Abdullah b.Übeyy hastalanıp ölmüştür?... يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ 9-) Ya eyyuhelleziyne amenu la tulhiküm emvaluküm ve la evladuküm 'an zikrillah* ve men yef'al zâlike feülaike hümülhasirun; Ey iman edenler!... Mallarınız da evladınız da sizi Allah’ın zikrinden (Risalet’e-Rasûlullah’a iman ve hicret edip Allah yolunda mücahade etmekten, bunun hasılası olan müşahadeden) meşgul edip alakoymasın... Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ 10-) Ve enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye'tiye ehadekümülmevtü feyekule Rabbi lev la ahharteniy ila ecelin kariybin, feassaddeka ve ekün minessalihıyn; Sizden birine ölüm gelip de: “Rabbim!... Beni yakın bir ecele kadar tehir etseydin de sadaka verseydim (infak-arınma) ve salihlerden olsaydım” demesinden önce sizi rızıklandırdığımız şeyden infak edin. وَلَن يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْساً إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 11-) Ve len yuahhırAllahu nefsen iza cae eceluha* vAllahu Habiyrun Bima ta'melun; Eceli geldiği vakit, Allah hiçbir nefsi te’hir etmez... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir. 64. TEĞÂBUN SÛRESİ التغابن بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ 1-) Yüsebbihu Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ard* leHUlMülkü ve leHUlHamdu ve HUve 'alâ külli şey'in Kadiyr; Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (Allah Esmasıyla yaratılmaları dolayısıyla) Allah’ı tesbih ediyor... Mülk O’nundur, Hamd O’nundur... O herşey üzerine Kadiyr’dir. هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ 2-) HUvelleziy halekaküm feminküm kafirun ve minküm mu’min* vAllahu Bima ta'melune Basıyr; O, sizi yaratmış olandır... Sizden (kiminiz) kafirdir (gerçeği reddeden, yaratandan-hakikatından perdeli; nankör, şakıy) ve sizden (kiminiz de) mü’mindir... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir. خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ 3-) HalekasSemavati vel'Arda BilHakkı ve savvereküm feahsene suvereküm* ve ileyHİlmasıyr; Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Sizi sûretlendirdi de sûretlerinizi en güzel yaptı... O’nadır dönüş (ünüz). يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 4-) Ya'lemu ma fiysSemavati vel'Ardı ve ya'lemu ma tusirrune ve ma tu'linun* vAllahu 'Aliymun Bi Zâtissudur; Semavat’ta ve Arz’da ne var (hepsini) bilir... (O) gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir... Allah sadırların (ızın) zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir. أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ 5-) Elem ye'tiküm nebeülleziyne keferu min kabl* fezâku vebale emrihim ve lehüm 'azâbun eliym; Bundan önce (sizden önceki ümmetlerden) kafir olanların (Rasûlü-risaleti inkar edenlerin, gerçeği reddedenlerin) haberi size gelmedi mi?... Bu sebepten işlerinin vebalini tattılar... Ve onlar için elim bir azab da vardır. ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوا وَّاسْتَغْنَى اللَّهُ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ 6-) Zâlike Biennehu kânet te'tiyhim Rusuluhüm Bilbeyyinati fekalu ebeşerun yehdunena* fekeferu ve tevellev vestağnAllah* vAllahu Ğanıyyun Hamiyd; Bunun sebebi şudur (B sırrınca): Onların (beşer) Rasûlleri kendilerine beyyineler (apaçık deliller) ile (B sırrınca, beyyineler olarak) gelirdi de: “Bir beşer mi bizi hidayet edecek/bize rehberlik edecek?” derlerdi... Bu yüzden kafir (Hakk’dan perdeli) oldular ve (Allah’dan) yüz çevirdiler... Allah (da onların imanından) müstağni oldu (ğunu gösterdi)... Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir. زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن لَّن يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ 7-) Ze'amelleziyne keferu en len yüb'asu* kul bela ve Rabbiy letüb'asünne sümme letünebbeünne Bima 'amiltum* ve zâlike 'alellahi yesiyr; O kafir olanlar (gerçeği reddedenler, perdeliler), asla ba’solunmayacaklarını zannettiler... De ki: “Hayır!.. Rabbime kasem ederim ki, elbette ba’solunacaksınız... Sonra yaptıklarınız (B sırrınca) size mutlaka haber verilecektir... İşte bu Allah üzerine çok kolaydır”. فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنزَلْنَا وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ 8-) Feaminu Billahi ve RasûliHİ venNurilleziy enzelna* vAllahu Bima ta'melune Habiyr; (B sırrıyla) Allah’a, O’nun Rasûlü’ne ve inzal ettiğimiz Nur’a (Kur’an’a; ilme) iman edin!... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir. يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 9-) Yevme yecme'uküm liyevmilcem'ı zâlike yevmutteğabun* ve men yu'min Billahi ve ya'mel salihan yukeffir 'anhu seyyiatihi ve yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ebeda* zâlikelfevzul'azıym; Cem’ Günü için sizi cem’ettiği gün (ü hatırla), işte o Teğabun (aldanma-aldatma; karşılıklı aldatış ve aldanışların zahir olduğu) Günü’dür (dünyadaki gibi değil?)... Kim (B sırrıyla) Allah’a iman eder ve salih amel yaparsa, (Allah) onun kötülüklerini ondan keffaretler (siler) ve onu altından nehirler akan cennetlere, içinde ebedi kalıcılar olarak, dahil eder... İşte bu aziym bir kurtuluştur. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ 10-) Velleziyne keferu ve kezzebu BiayatiNA ülaike ashabunnari halidiyne fiyha* ve bi'selmasıyr; Küfr edip ayetlerimizi (B sırrınca, ayetlerimiz olarak) yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalıcılar olarak Nar ashabıdırlar... Ne kötü dönüş yeridir (o) !. مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ 11-) Ma esabe min musıybetin illâ Biiznillah* ve men yu'min Billahi yehdi kalbeh* vAllahu Bikülli şey'in 'Aliym; Bi-iznillah (Allah’ın izni ile) olmadıkça hiçbir musibet isabet etmez... Kim (B-sırrıyla) Allah’a iman ederse, (Allah) onun kalbine hidayet eder (tevekkül, rıza, keşf, yakin oluşturur)... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir (herşey ancak ilmindedir). وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ 12-) Ve etıy’ullahe ve etıy'urRasûl* fein tevelleytum feinnema 'alâ RasûliNElbelağulmübiyn; Allah’a itaat edin, Rasûl’e (Rasûlullah’a) itaat edin... Eğer yüzçevirirseniz, Rasûlümüzün üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğdir. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ 13-) Allahu la ilahe illâ HU* ve 'alellahi felyetevekkelil mu’minun; Allah, la ilahe illa HU’dur (kendinden gayrı vücud olmayandır)... Mü’minler Allah’a tevekkül etsinler. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوّاً لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 14-) Ya eyyuhelleziyne amenu inne min ezvaciküm ve evladiküm 'aduvven leküm fahzeruhüm* ve in ta'fu ve tasfehu ve tağfiru feinnAllahe Ğafurun Rahıym; Ey iman edenler!... Muhakkak ki eşlerinizden ve evladlarınızdan (onların içinden) sizin için bir düşman (Allah yolunda hicret ve cihad etmekten mani olan; Allah’a olan teveccüh ve muhabbetinizi zayıflatan, meşgul edip alakoyan) vardır... Bundan ötürü onlardan hazer edin (sakının)... Eğer (onlarla hakikatınızdan perdelenmiyor da size olan uyumsuzluklarını) affeder, (suçlarının cezasından) vazgeçer (görmezlikten gelir, hoş görülü olur) ve bağışlar (kötülüklerini-hatalarını örter) iseniz, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir. إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ 15-) innema emvaluküm ve evladuküm fitnetun, vAllahu 'ındeHU ecrun 'Azıym; Mallarınız ve evladlarınız sizin için ancak bir fitnedir (imtihandır)... Ve Allah (a gelince), O’nun indindedir büyük ecir. فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْراً لِّأَنفُسِكُمْ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ 16-) Fettekullahe mesteta'tum vesme'u ve etiy'u ve enfiku hayren lienfüsiküm* ve men yuka şuhha nefsihi feülaike hümül müflihun; Öyleyse, gücünüz yettiğince Allah’dan ittika edin, işitin (dinleyin, anlayın)
__________________
![]()
| |||||||||
|
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||
![]() Üyelik tarihi: Aralık-2010
Bulunduğu yer: İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Üye No : 33
Mesajlar: 14.496
Konuları:
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2702 / 2702
İtibar Puanı : 1030
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
65. TALÂK SÛRESİ الطلا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِن بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْراً 1-) Ya eyyühenNebîyyu iza tallaktumunnisae fetallikuhünne li'ıddetihinne ve ahsul'ıddete, vettekullahe Rabbeküm* la tuhricuhünne min buyutihinne ve la yahrucne illâ en ye'tiyne Bifahışetin mübeyyinetin, ve tilke hududullah* ve men yete'adde hududallahi fekad zaleme nefseh* la tedriy le'allellahe yuhdisu ba'de zâlike emra; Ey O Nebî!... Kadınları boşadığınızda, iddetleri için (de, iddetlerini dikkate alarak, ay hallerinden temizlendikten sonra) onları boşayın ve iddeti (n sürecini, müddetini) sayın... Rabbiniz olan Allah’dan ittika edin... (B gerçeğince) açık (şahitlerle isbatlanmış) bir fuhuş yapmaları durumu müstesna onları evlerinden çıkarmayın onlar da çıkmasınlar... İşte bu hududullah’dır... Kim hududullahı tecavüz ederse, gerçekten nefsine zulmetmiştir... (Dirayeten?) bilemezsin, belki Allah bundan (bir talak’tan) sonra bir iş (muhabbet, ric’at) ihdas eder. فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجاً 2-) Feiza belağne ecelehünne feemsikûhünne Bima'rufin ev farikuhünne Bima'rufin ve eşhidu zevey 'adlin minküm ve ekıymuşşehadete Lillah* zâliküm yu'azu Bihi men kâne yu'minu Billahi velyevmil'ahır* ve men yettekıllahe yec'al lehu mahreca; (O boşanan kadınlar) ecellerine (iddetlerinin sonuna) ulaştıklarında, ya onları (Bi-) ma’ruf (diynen-örfen güzel bir şekil) ile imsak edin (tutun, nikahı devam ettirin) veya (Bi-) ma’ruf ile onlardan ayrılın... Sizden iki adalet sahibini şahid tutun... Allah için şahadeti (vahdetin gereği olan müşahadeyi, adaleti) ikame edin... İşte bu, (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eden kimsenin kendisi ile (B sırrınca) öğütlendiğidir... Kim Allah’dan ittika ederse (takva, sabır, tevekkül), (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur. وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً 3-) Ve yerzukhu min haysü la yahtesib* ve men yetevekkel 'alellahi feHUve hasbüh* innAllahe baliğu emriHİ, kad ce'alAllahu likülli şey'in kadra; Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır... Kim Allah’a tevekkül ederse, (Allah) ona yeter... Muhakkak ki Allah, emrini yerine ulaştırandır (emrini vuslat edendir?)... Gerçekten Allah, herşey için bir kader (takdir, ölçü; sistem, ecel, süreç, denge) kılmıştır. Not: 2.ayetin sonu ile 3.ayet hakkında bazı hadis-i şerifler: Abdullah İ. Abbas r.a. rivayet ediyor ki, Rasûlullah s.a.v. “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur” kavli hakkında şöyle buyurdu: Dünya’nın şüphelerinden (sıkıntı ve imtihanların tereddütlerinden), ölümün sarhoşluklarından ve kıyamet gününün şiddetlerinden bir çıkış (kurtuluş) tur. Ebu Zerr-i Ğifariy r.a. dedi ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben bir ayet biliyorum ki, eğer insanlar ona sarılsaydılar, onlara yeterdi”.. Sonra: “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur... Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır” ayetini tilavet etti... Abdullah İ. Abbas r.a.dan rivayet ediliyor ki Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Kim isitiğfarı çoğaltırsa (çok istiğfarda bulunursa) Allah onun için her kederden bir kurtuluş, her darlıktan bir çıkış oluşturur ve onu ummadığı bir taraftan rızıklandırır”. Sevban r.a.dan rivayet ediliyor ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki kul, günahı sebebiyle, kendisine isabet edecek olan rızkından mahrum olur... Kaderi, ancak dua geri çevirir... Ömrü de ancak Birr (yakınlık sağlayıcı ameller, iyilik) artırır”. Hadis-i Şeriflerin işaret ve tebşiratı böyle... Kanaatımıza göre aslolan ayetteki takva, sabır, tevekkül gibi sahih imanla ilgili meziyetleri ve idrakları ortaya koymaktır... Ancak ayetin zikir yollu faydası da geçerlidir... Ne tür bir sıkıntı ve darlık olursa olsun, ondan bir çıkış-kurtuluş arayanın bu tabii dua halini bu ayetin zikri ile takviye edebilir... 1000, 3000 defa, hatta o sorun çözülene kadar devamlı zikri çekilir... Bu maksatla okumak için ayetin okunuşu şöyledir: <<Ve men yettekıllahe yec’al lehu mahracen ve yerzukhu min haysü la yehtesib, ve men yetevekkel alellahi feHUve hasbüh>> وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِن نِّسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُوْلَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْراً 4-) Vellaiy yeisne minelmehıydı min nisaiküm inirtebtum fe'ıddetühünne selasetü eşhurin, vellaiy lem yehıdne, ve ülatul'ahmali eceluhünne en yeda'ne hamlehünn* ve men yettekıllhe yec'al lehu min emriHİ yüsra; Kadınlarınızdan ay başı/adet halinden ümit kesenlere (menopoza girenlere) gelince, eğer (iddetlerinden) şek-şüphe ederseniz, onların iddeti üç aydır... Hayız (ay başı) olmamış (kadın) ların (iddetleri) de (böyledir)... Hamilelerin (iddeti) ise, onların ecelleri (iddetleri) yüklerini bırakmalarına kadardır... Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için emrinden bir kolaylık (ric’at, ilahi hükümleri yaşama kolaylığı) oluşturur. ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنزَلَهُ إِلَيْكُمْ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْراً 5-) Zâlike emrullahi enzelehu ileyküm* ve men yettekıllahe yükeffir 'anhu seyyiatihi ve yu'zım lehu ecra; İşte bu (ittikalar) Allah’ın emridir ki, onu size inzal etti... Kim Allah’dan ittika ederse (beşeriyyetinden korunursa), kötülüklerini ondan keffaretler (siler) ve onun için ecri büyütür. أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِن كُنَّ أُولَاتِ حَمْلٍ فَأَنفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى 6-) Eskinuhünne min haysü sekentum min vucdiküm ve la tudarruhünne litudayyiku 'aleyhinn* ve in künne ulati hamlin feenfiku 'aleyhinne hatta yeda'ne hamlehünn* fein erda'ne leküm featuhünne ucurehünne, ve'temiru beynekum Bima'ruf* ve in te'asertum feseturdı'u lehu uhra; Onları (boşadığınız kadınları) gücünüz-takatınız elverdiğince oturup barındığınız yerin bir kısmında iskan edin (icabında onu evde bırakarak evden ayrılın)... Onları dara-sıkıntıya sokmak (belki cezalandırmak, baskı altında tutmak) için onlara zarar vermeye kalkışmayın... Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğum yapıncaya) kadar onlara nafaka verin... Eğer sizin için (çocuklarınızı) emzirirlerse, onlara ücretlerini verin... Aranızda (bu meseleleri) (Bi-) ma’ruf (diyn’e uygun güzel örf) ile istişare edin/karşılıklı danışın-konuşun... Eğer (istişarede) zorluk çekerseniz, onun (çocuğun babası) için başka bir kadın (çocuğu) emzirir. لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِّن سَعَتِهِ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلَّا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً 7-) Liyunfık zü se'atin min se'atih* ve men kudire 'aleyhi rizkuhu felyunfık mimma atahullah* la yukellifullahu nefsen illâ ma ataha* seyec'alullahu ba'de 'usrin yüsra; Sea (güç, zenginlik) sahibi olan, kendi zenginliğinden (imkanlarının bolluğuna göre) nafaka versin... Rızkı kendisine daraltılımış/kısılmış kimse de Allah’ın kendisine verdiğinden infak etsin (nafakasını versin)... Allah hiçbir nefs’e ona verdiğinden başkasını mükellef kılmaz... Allah bir zorluk-güçlük’den sonra bir kolaylık oluşturacaktır (yani muhakkak oluşturur). وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَدِيداً وَعَذَّبْنَاهَا عَذَاباً نُّكْراً 8-) Ve keeyyin min karyetin 'atet 'an emri Rabbiha ve RusuliHİ fehasebnaha hısaben şediyden ve 'azzebnaha 'azâben nükra; Rabbinin ve O’nun Rasûllerinin emrinden (emre itaattan) çıkan (haddi aşan) nice karye (ülke halkı) vardır ki, biz onu şiddetli bir hesaba çektik ve onu nükr (münker, alışılmadık; reddolunan) bir azapla azaplandırdık. فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ أَمْرِهَا خُسْراً 9-) Fezâkat vebale emriha ve kâne 'akıbetu emriha husra; Böylece (o şehir halkı) işlerinin vebalini tattı (lar) ve işlerinin akibeti hüsran oldu. أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ عَذَاباً شَدِيداً فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُوْلِي الْأَلْبَابِ الَّذِينَ آمَنُوا قَدْ أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْراً 10-) E'addAllahu lehüm 'azâben şediyden fettekullahe ya ulil'elbabi, ellezine amenu* kad enzelAllahu ileyküm Zikra; Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır... Allah’dan ittika edin, ey iman etmiş UlülElbab (temiz akıl sahipleri) !... Allah size gerçekten bir Zikr inzal etmiştir (arınırsanız mutmain olursunuz) !. رَّسُولاً يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِ اللَّهِ مُبَيِّنَاتٍ لِّيُخْرِجَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً قَدْ أَحْسَنَ اللَّهُ لَهُ رِزْقاً 11-) Rasûlen yetlu 'aleyküm ayatillahi mubeyyinatin liyuhricelleziyne amenu ve 'amilussalihati minezzulumati ilenNur* ve men yu'min Billahi ve ya'mel salihan yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ebeda* kad ahsenAllahu lehu rizka; (Yani) bir Rasûl (inzal/irsal etmiştir) ki, iman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan Nur’a çıkarmak için mubeyyineler (apaçık eden, gerçeği meydana koyan) halinde Allah’ın ayetlerini üzerinize tilavet eder... Kim (B-sırrıyla) Allah’a iman eder ve salih bir amel işlerse, (Allah) onu, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından nehirler akan cennetlere dahil eder... Allah onun için gerçekten bir rızk ihsan etmiştir. اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً 12-) Allahulleziy haleka seb'a Semavatin ve minel'Ardı mislehunn* yetenezzelül'emru beynehünne lita'lemu ennAllahe alâ külli şey’in Kadiyrun, ve ennAllahe kad ehata Bikülli şey'in 'ılma; Allah (O’dur) ki, yedi Semavat’ı ve Arz’dan da onların mislini (yedi Arz) yarattı (hem zahir hem de batın itibarıyla düşünülmelidir)... Emr (iş, ilahi işler) onların arasında (Semavatından inen emirler, beynin hassaları ve azaları üzerinde gereklerini izhar etmek üzere) iner de iner (sürekli iner) ki, Allah’ın herşeye Kadiyr olduğunu ve Allah’ın herşeyi (B sırrınca) ilmen ihata ettiğini bilesiniz. 66. TAHRÎM SÛRESİ التحريم بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 1-) Ya eyyühenNebîyyu lime tuharrimu ma ehallellahu leke tebteğıy merdate ezvacike, vAllahu Ğafurun Rahıym; Ey O Nebî!... Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnudluğunu talep ederek niçin (kendine) haramlaştırıyorsun?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir. قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2-) Kad feradAllahu leküm tahıllete eymaniküm* vAllahu mevlaküm* ve HUvel'AliymulHakiym; Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi (sağ ellerinizi/aklınızı bağlardan, kayıtlardan kurtarmanızı) gerçekten farz kılmıştır... Allah sizin Mevla’nızdır... O, Aliym’dir, Hakiym’dir. وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَن بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ 3-) Ve iz eserrannNebîyyu ila ba'dı ezvacihi hadiysa* felemma nebbeet Bihi ve ezharehullahu 'aleyhi 'arrefe ba'dahu ve a'reda 'an ba'd* felemma nebbeeha Bihi kalet men enbeeke hazâ* kale nebbeeniyel'AliymulHabiyr; Hani O Nebî (HatemünNebî), eşlerinden ba’zına (Hafsa’ya) sırren bir söz söylemişti... Vaktaki (Hafsa) (Bi-) onu (Aişe’ye) haber verip, Allah da onu O’na (Hz.Rasûlullah’a) izhar edince, (Hz.Rasûlullah) onun (o sözün) bir kısmını ta’rif etmiş ve bir kısmından vazgeçmişti... Nihayet (Hz.Rasûlullah) (Bi-) onu (o sözü) ona (Hafsa’ya) haber verince (Hafsa) dedi ki: “Bunu sana kim haber verdi?”... (Rasûlullah da) dedi ki: “Aliym, Habiyr (olan) bana haber verdi”. Not: Bu ayetlerin konusu olan ilk sebep olay için iki rivayet vardır... Birincisi: Hz.Rasûlullah s.a.v., Hz.Ömer’in kızı olan eşi Hafsa validemize “kimseye söyleme” diye tenbih ederek, cariye eşi Mariya’yı kendisine haram kıldığını ve kendisinden sonra sırasıyla Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer’in halife olacaklarını sırren söyledi... Ancak Hafsa validemiz, Aişe validemize bunu anlattı... İkincisi: Hz.Rasûlullah, eşi Zeyneb binti Cahş’a uğradığında, o cömert anamız Hz.Rasûlullah’a bal şerbeti ikram eder... Bu yüzden (Hz.Rasûlullah) biraz oyalanır... Bunu farkedip kadınca bir duygu ile karşılayan Hz.Aişe ve Hz.Hafsa validelerimiz, Hz.Rasûlullah yanlarına geldiğinde, kendisinden MEGAFİYR (çirkin kokulu bir zamk) kokusu geldiğini söylediler... Hz.Rasûlullah da “Ben megafiyr yemedim, belki balı yapan arı megafiyr yalamıştır” deyip bir daha bal şerbeti içmemeye yemin eder... Şimdi burada konunun netleşmesi için iki hususu daha vurgulamak lazım... Birincisi: Hz.Rasûlullah’ın eşleri arasında bir gruplaşma başgöstermişti... Aişe ve Hafsa validelerimiz bir tarafı, Zeyneb binti Cahş validemiz de diğer tarafı çekiyordu.. İkincisi: Takibeden 4.ayette de işaret edildiği üzere Aişe ve Hafsa validelerimiz, Hz.Rasûlullah’ın sevdiğine aykırı bir meyil ve taleb içinde oldular... Bu nedenle Hz.Rasûlullah sevdiği iki şeyi (ümmül veled unvanlı-İbrahiym’in anası cariye eşi Mariya ile halvet olmayı ve bal şerbetini), eşlerini (Aişe ve Hafsa’yı) hoşnut etmek için yeminle kendine haram etti... Böyle bir durumda, O’nun Mevlası Allah, Cibriyl ve mü’minlerin salihi; melaike de arka çıkanı-işini yerine getireni?... Benzer durumda olan diğerlerine ise Allah selamet versin... Bilimsel gelişmeler erkek-kadın konusunda daha somut-gerçek bilgilere ulaştığında Kur’an ve Hz.Rasûlullah’a karşı hayranlıklar artacaktır... إِن تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِن تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ 4-) İn tetuba ilellahi fekad sağat kulubüküma* ve in tezahera 'aleyhi feinnAllahe HUve Mevlahu ve Cibriylu ve salihul mu’miniyn* velMelaiketü ba'de zâlike zahiyr; Eğer ikiniz (Aişe ve Hafsa) Allah’a tevbe ederseniz (ne ala), (yoksa) gerçekten kalbleriniz (Hak’dan) meyletmiş/kaymış bulunuyor... Eğer O’nun aleyhine birbirinize yardım eder/destek olursanız, muhakkak ki Allah, O’nun mevlası’dır, Cibriyl de, mü’minlerin salihi (Hz.Ebu Bekir/Hz.Ömer) de... Ve ondan sonra melaike de zahiyr (yardımcı, Ona arka çıkan, Ona göre zahir olan) dir. عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً 5-) ‘Asa Rabbuhu in tallakakünne en yubdi lehu ezvacen hayren minkünne müslimatin mu’minatin kanitatin taibatin 'abidatin saihatin seyyibatin ve ebkâra; Eğer (O Nebî) sizi boşarsa, Rabbinin O’na sizin yerinize sizden daha hayırlı, müslime, mü’mine, kanite (itaat eden), taibe (tevbe eden), abide (ibadet eden), saiha (Allah için seyahat eden), seyyibe (dul) ve bakire eşleri vermesi umulur (muhakkak böyle olur). يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ 6-) Ya eyyuhelleziyne amenu ku enfüseküm ve ehliyküm naren ve kudühenNasu velhıcaretu 'aleyha Melaiketun ğılazun şidadün la ya'sunAllahe ma emerehüm ve yef'alune ma yu'merun; Ey iman edenler!... Nefslerinizi/kendinizi ve ehlinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan Nar’dan koruyun… Onun (o nar’ın) üzerinde çok katı-kavi, çok şiddetli-sert-acımasız, kendilerine emretiği konuda Allah’a asi olmayan ve emredildiklerini (mutlaka) yapan melekler (burçlar, kuvveler) vardır. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ 7-) Ya eyyuhelleziyne keferu la ta'tezirulyevm* innema tüczevne ma küntüm ta'melun; (Zebanilerden hitab şudur): “Ey kafir olanlar (gerçeği reddedenler) !... Bugün mazeret beyan etmeyin!... Siz ancak yaptıklarınız ile cezalandırılıyorsunuz!”. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحاً عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ 8-) Ya eyyuhelleziyne amenu tubu ilellahi tevbeten nesuha* ‘asa Rabbuküm en yükeffire 'anküm seyyiatiküm ve yudhıleküm cennatin tecriy min tahtihel'enharu, yevme la yuhzillahunNebîyye velleziyne amenu me'ahu, nuruhüm y e s'a beyne eydiyhim ve Bieymanihim yekulune Rabbena etmim lena nurena vağfir lena, inneKE 'alâ külli şey'in Kadiyr; Ey iman edenler!... Allah’a Nasuh (çok nasihatçı, çok halis) bir Tevbe ile tevbe edin!... Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi sizden keffaretler ve sizi altından nehirler akan cennetlere dahil eder... O Gün Allah, O Nebî (HatemünNebî) i ve O’nunla beraber iman etmişleri rezil-rüsvay etmez (birimsellik acizliğine düşürmez)... Onların nuru, önlerinden ve (Bi-) sağ taraflarında sa’yeder (koşar)... Derler ki: “Rabbimiz!... Bizim için nurumuzu tamamla ve bizi mağfiret eyle... Muhakkak ki sen herşeye Kadiyr’sin”. يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ 9-) Ya eyyühenNebîyyu cahidilküffare velmunafikıyne vağluz 'aleyhim* ve me'vahüm cehennem* ve bi'selmasıyr; Ey O Nebî!... Kafirler (gerçeği reddedenler) ve münafıklar (hakikata iki yüzlüler) ile mücahade et (vahdet realitesini anlat) ve onlara sert/katı davran (şirk, küfür ve nifaka karşı tavizsiz-amansız ol; hakikata sadık ol)... Onların sığınağı Cehennem’dir... Ne kötü dönüş yeridir o!. ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئاً وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ 2-) DarebAllahu meselen lilleziyne keferumraete Nuhın vemraete Lut* kâneta tahte 'abdeyni min 'ıbadiNA salihani fehanetahüma felem yuğniya 'anhüma minAllahi şey'en ve kıyledhulennare me'addahiliyn; Allah, kafir olanlar için Nuh’un karısı ile Lut’un karısını (ibretlik) misal verdi... (O kadınların ikisi de) kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler... (Karıları) onlara (Nuh ve Lut’a) hainlik ettiler de (Nuh ve Lut), Allah’dan (gelen, olacak) hiçbir şeyi onlardan savamadı/onlara bir faydaları olmadı... (O iki kadına): “Girenlerle beraber ateş’e girin” denildi. وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ 11-) Ve darebAllahu meselen lilleziyne amenumraete fir'avn* iz kalet Rabbibni liy 'ındeKE beyten fiylcenneti ve necciniy min fir'avne ve 'amelihi ve necciniy minelkavmizzalimiyn; Allah, iman edenler için de Fravun’un karısını (ibretlik) misal verdi... Hani (Asiye) dedi ki: “Rabbim, benim için indinde, Cennet’te bir ev bina et!... Fravundan ve onun amelinden beni kurtar... Ve beni zalimler kavminden kurtar!”. وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ 12-) Ve Meryemebnete 'ımranelletiy ahsanet ferceha fenefahna fiyhi min ruhıNA ve saddekat Bikelimati Rabbiha ve kütübiHİ ve kânet minelkanitiyn; Ve fercini (avret yerini) bir kale gibi koruyan İmran kızı (iffet sahibi) Meryem’i de (iman edenlere misal verdi)... Onun (er kişi Meryem’in) içinde/içine ruhumuzdan nefhettik... Ve (Meryem) Rabbinin Kelimelerini ve Kitablarını (Tevrat, Zebur ve İncil’i?) (B sırrınca) tasdik etti (sıfatiyyun?) ve kanitiynden (teslim olup itaat edenlerden) oldu.
__________________
![]()
| |||||||||
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| cüz, kerim, kuranı |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|